15.06.2026 19:57 / Güncelleme: 19:59

Baskı ve şiddetin gölgesinde: 2026 Dünya Kupası başladı

Savaşsız, sömürüsüz ve yaşanabilir bir dünya istemekle adil, rekabetçi ve halkları ayrıştırmayan bir futbol istemek bir bakıma aynı noktada birleşiyor. Bu da göstermelik değil, gerçek bir barış için mücadele etmekten geçiyor.

Baskı ve şiddetin gölgesinde: 2026 Dünya Kupası başladı

Fotoğraf: AA

Ali Baran DENGİZ

ODTÜ

 

ABD, Meksika ve Kanada ortaklığında düzenlenecek olan 2026 Dünya Kupası başladı. Ama turnuvanın beraberinde getirdiği tartışmalar ve skandallar, ilk düdükten çok daha önce stadyumların dışında; havaalanlarında, vize ofislerinde, polis aramalarında ve sınır kapılarında ortaya çıktı.

Dünya Kupası yıllardır FIFA tarafından “futbolun evrensel bayramı” diye pazarlanıyor. Futbolculara “Futbol dünyayı birleştirir” yazılı pazubantlar taktırılıyor, futbolun halkları birleştiren yanından söz ediliyor. Ama 2026 Dünya Kupası başlarken gördüğümüz tablo bunun tam tersi: Bu turnuva için kimin ABD’ye girip giremeyeceğine sportif başarı değil, Trump rejiminin emperyalist politikaları karar veriyor.

Bu yüzden şu soruyu sormak gerekiyor: Bu turnuva başarılı futbolcuların ve takımların rekabet ettiği “dünyanın kupası” mı, yoksa ABD emperyalizminin ve FIFA’nın rüşvet skandallarının, para hırsının ve ikiyüzlülüğünün bir yansıması mı?

Dünya 2026’da kupaya nasıl gidiyor?

ABD, bir yandan Ortadoğu’daki saldırganlığını, İsrail’e verdiği desteği, İran’a yönelik saldırılarını, Küba’ya uyguladığı ablukayı, Latin Amerika’ya dönük müdahalelerini ve NATO eliyle yürüttüğü savaş politikalarını sürdürürken; diğer yandan Dünya Kupası’nı kendi güvenlik aygıtının gösterisine çeviriyor. Trump’ta vücut bulan ABD emperyalizmi, bu turnuvanın atmosferini başladığı andan itibaren belirledi.

İran Milli Takımı ve İranlı taraftarların yaşadığı süreç bunun en açık örneklerinden biri. İran taraftarlarına ayrılan bilet kontenjanının iptal edilmesi, teknik ekipten birçok kişiye vize verilmemesi, federasyonun üst düzey isimlerinin dahi vize engelleriyle karşılaşması ve İran kafilesinin ABD’de oynayacağı maçlara aynı gün girip çıkmak zorunda bırakılması, ABD’nin Ortadoğu’daki politik hesaplarını sahaya taşıyor.

Bu hesaplardan nasibini alan yalnızca İran değil. Irak Milli Takımı’nın oyuncusu Eymen Hüseyin, Chicago Havalimanı’nda 7 saatten uzun süre alıkonulup sorgulandı. Güney Afrika Milli Takımı yardımcı antrenörünün ABD vizesi reddedildi. Faslı taraftarların vize başvurularının büyük bölümü açıklamasız bırakıldı. İranlı ya da Afrikalı gazeteciler vize sorunları yaşadı. Özbekistan, Senegal ve Hollanda milli takımlarının polis köpekleriyle ve dedektörlerle potansiyel suçlular gibi aranması, Somalili hakem Omar Artan’ın gerekli vizelere ve diplomatik pasaporta sahip olmasına rağmen ülkeye girişinin engellenmesi de aynı zincire ekleniyor.

ICE yani ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza birimlerinin stadyum çevrelerinde görevlendirilmesi, özellikle ABD’de futbolun bir araya getirebildiği göçmen taraftarlar üzerinde açık bir gözdağı. Dünya Kupası gibi göçmenlerin, diasporaların ve farklı halkların en yoğun biçimde bir araya geldiği bir organizasyonda ICE’nin varlığı bu birlikteliği hedef alıyor.

Bu tablo yalnızca Amerika’daki stadyumlarla sınırlı değil. Dünya Kupası sürerken Ankara’da NATO zirvesi toplanacak. ABD’nin turnuva etrafında kurduğu baskı ve güvenlik politikaları, NATO’nun temsil ettiği emperyalist savaş ve güvenlik siyasetinden bağımsız değil. Halkları yerinden eden savaşların, büyüyen göçmen düşmanlığının, militarizasyonun, baskı ve şiddetin artmasının arkasında aynı emperyalist düzen duruyor. Ankara’da kurulacak NATO masası da tam olarak bu düzeni tahkim etmeye hazırlanıyor.

FIFA’nın tarafı sermayenin yanı

FIFA’nın yıllardır söylediği yalanlardan biri, futbolun siyasetin üstünde, masum ve tarafsız bir alan olduğu. Oysa sadece Dünya Kupası’nın kendi tarihi bile bunun tersini anlatıyor.

1934 Dünya Kupası Mussolini İtalya’sında oynandı. Futbol, faşist rejimin güç ve ulusal birlik propagandasının parçası haline getirildi. 1978 Dünya Kupası ise Arjantin’deki askeri cunta altında düzenlendi. Videla rejimi on binlerce insana işkence edip sonrasında kaybederken, futbol bu şiddetin gölgesinde “normalleşme”nin ve “ulusal gurur”un sahnesine çevrildi. Ülkede yükselen sol hareketlere karşı gerçekleştirilen darbenin ve gelen cuntanın destekçisi ABD, PR şirketleri aracılığıyla işkencenin ve ölümlerin üzerini Dünya Kupası’yla örtmeye çalıştı.

Sovyetler Birliği’nin ev sahipliği başvuruları her seferinde reddedilirken, Kupa’nın 1974’te Batı Almanya’ya, daha sonra da 2002’de Güney Kore/Japonya ortak ev sahipliğine verilmesi de Dünya Kupası ev sahipliklerinin yalnızca sportif kriterlerle belirlenmediğini gösteren örnekler arasında duruyor. FIFA içindeki rüşvet skandalları, 2022’de Katar’da düzenlenen kupanın yüz binlerce göçmen işçinin kölelik koşullarındaki emeği ve on binlercesinin ölümü üzerinden yükselmesi, 2034 Dünya Kupası’nın Suudi Arabistan’a verilmesi de aynı zincire ekleniyor.

FIFA’nın “siyasete karışmayız” sözü de her durumda aynı biçimde işlemiyor. FIFA ve UEFA, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Rus takımlarını kısa süre içinde uluslararası organizasyonlardan dışladı. Ancak aynı hız ve yaptırım iradesi İsrail söz konusu olduğunda ortadan kayboluyor. Filistin Futbol Federasyonu’nun İsrail’in askıya alınması yönündeki çağrılarına rağmen FIFA bu talebi reddediyor ya da oyalıyor. İşgal altındaki Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerde oynayan İsrail kulüpleri, FIFA kurallarını açıkça ihlal etmesine rağmen ciddi bir yaptırımla karşılaşmıyor. FIFA bu ihlalleri tespit ettiği halde meseleyi para cezası ve ayrımcılık karşıtı pankart gibi sembolik önlemlerle geçiştiriyor.

2023’ten bu yana İsrail saldırıları ve abluka kaynaklı açlık nedeniyle en az 421 Filistinli futbolcu hayatını kaybetti. Bunların 103’ü çocuk. Bombalanan sahalar, yıkılan kulüpler, açlıkla boğuşan çocuk sporcular ve öldürülen futbolcular karşısında FIFA’nın “futbol dünyayı birleştirir” sloganı boş bir afişe dönüşüyor.

Gianni Infantino’nun Filistin Futbol Federasyonu Başkanı Cibril Rajoub ile İsrail Futbol Federasyonu Başkan Yardımcısı Basim Sheikh Suliman’ı sahneye çağırıp tokalaştırmaya çalışması da bu “barış” şovunun en açık sahnelerinden biri oldu.

Trump’a verilen “FIFA Barış Ödülü” ise bütün bu tabloyu daha da çıplak hale getirdi. ABD’nin savaş, işgal, tehdit, abluka ve saldırganlık politikalarının temsilcisi olan bir figür, FIFA tarafından “barış” ödülüyle onurlandırıldı.

Bütün bunlar yan yana konduğunda FIFA’nın “tarafsızlık” iddiası dağılıyor. FIFA’nın futbolu sermayenin, egemenlerin ve emperyalistlerin çıkarına göre yeniden düzenleyen yapısal konumu açıkça görülüyor.

Futbolun gerçek sahipleri

Bütün bu tabloya rağmen futbolun başka bir yerden konuşabildiği örnekler de var. Dünyanın farklı yerlerinde futbolcular, teknik direktörler, federasyon yöneticileri ve taraftar grupları; FIFA’nın ikiyüzlülüğüne, İsrail’in soykırımına, Trump’a verilen “barış” ödülüne ve futbolun giderek daha pahalı, daha dışlayıcı bir endüstriye dönüşmesine karşı ses çıkarıyor. Başta İrlanda olmak üzere Avrupa’nın birçok yerinde tribünlerden yükselen Filistin dayanışması da futbolun hâlâ egemenlerin çizdiği sınırların dışına taşabildiğini hatırlatıyor.

Cuntaların, savaşların ve baskı rejimlerinin gölgesinde oynanan turnuvalarda bile mücadeleden gelen başka bir hafıza var. 1978 Arjantin’inde stadyum görevlilerinin büyük tehlikeye rağmen kale direklerine siyah yas bantları boyaması da bunun örneklerinden biriydi.

Bugün ise Los Angeles’taki SoFi Stadium işçilerinin Dünya Kupası maçları öncesinde greve hazırlanması, turnuvayı çevreleyen baskı, yasak ve güvencesizlik düzenine karşı bir yanıt verildiğini gösteriyor.

Bu başlıklar bizim hayatımıza dışarıdan değen uzak meseleler değil. Futbol birçoğumuz için yalnızca 90 dakika izlenen bir oyun değil; okuldan, işten, hayatın ağırlığından çıkıp nefes aldığımız, arkadaşlarımızla yan yana geldiğimiz alanlardan biri. Halı saha, mahalle maçı, tribün, tuttuğumuz takımın peşinden gitmek hayatımızda önemli bir yer tutuyor. Ama futbolun bizim için taşıdığı bu anlam, düzenin gerçekleriyle sürekli çatışıyor: Bu oyun herkese aitmiş gibi pazarlanırken, ona katılmanın koşulları giderek daha fazla paraya, zamana ve imkâna bağlanıyor.

Dünya Kupası bu çelişkinin en görünür olduğu alanlardan biri. Bir yanda milyarlarca dolarlık futbol endüstrisi, sponsorlar, yayın gelirleri, yıldızlaştırılmış futbolcular ve dev güvenlik organizasyonları; diğer yanda turnuvayı ayakta tutan işçiler, tribüne ulaşamayan taraftarlar, futbolun parçası olmak isteyen ama bu oyuna eşit koşullarda katılamayan milyonlarca genç var. Bu tablo, Dünya Kupası’nı ve etrafındaki tartışmaları yalnızca futbol gündemi olmaktan çıkarıyor.

Gelecek kaygısı, sömürü düzeni, futbola erişimdeki eşitsizlik, göçmen düşmanlığı, sahadaki barış sloganlarıyla emperyalist savaş politikaları arasındaki uçurum burada birbirine bağlanıyor. Dünya Kupası sürerken Ankara’da toplanacak NATO zirvesi de bu tablonun dışında durmuyor; gençliğe dayatılan geleceksizlikle, savaş ve güvenlik politikaları aynı düzenin farklı yüzleri olarak karşımıza çıkıyor.

Futbol, geçmişten örneklerde de gördüğümüz üzere, büyük mücadele hafızalarına sahip. Ancak şu an pek çok alanda olduğu gibi futbol da sermayenin bir propaganda aracı olarak işlev görüyor ve ABD emperyalizminin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Yani savaşsız, sömürüsüz ve yaşanabilir bir dünya istemekle adil, rekabetçi ve halkları ayrıştırmayan bir futbol istemek bir bakıma aynı noktada birleşiyor. Bu da göstermelik değil, gerçek bir barış için mücadele etmekten geçiyor. Bu yüzden de barış için gerçekleşeceği iddia edilen ancak savaş planları yapılacak NATO zirvesine karşı çıkmak hayati bir önem taşıyor.

(Genç Hayat)
15.06.2026 17:18 / Güncelleme: 17:20

Robert De Niro'dan Trump'a sert tepki: 'Kapa çeneni artık'

Oscar ödüllü oyuncu Robert De Niro, New York'ta düzenlenen bir ifade özgürlüğü etkinliğinde ABD Başkanı Donald Trump'a yönelik sert eleştirilerde bulundu. De Niro, "Hoşuma gitmeyen bir şey duyduğumda ben de ifade özgürlüğümü kullanırım" dedi.

Robert De Niro'dan Trump'a sert tepki: "Kapa çeneni artık"

Fotoğraf: Josh Jensen/Wikimedia Commons CC BY-SA 2.0

15.06.2026 11:10

Netanyahu'nun Trump'a 'ABD-İran mutabakatı bizi bağlamıyor' dediği iddia edildi

İsrail basınında yer alan habere göre Netanyahu, Trump'a ABD-İran mutabakatının Lübnan'a ilişkin maddelerinin İsrail için bağlayıcı olmadığını iletti. Haberde, İsrail'in saldırılarını sürdüreceğini söylediği öne sürüldü.

Netanyahu'nun Trump'a "ABD-İran mutabakatı bizi bağlamıyor" dediği iddia edildi
15.06.2026 15:15

Dersim’de 9 yıllık karanlık: Onur Sefer intihar etmedi öldürüldü, korucular ya da özel harekat işin içinde

Dersim’in Hozat ilçesinde 2017 yılında aracında göğsünden vurulmuş halde ölü bulunan 25 yaşındaki Onur Sefer’in şüpheli ölümü, aradan geçen 9 yıla rağmen aydınlatılmadı. Aile avukatı Cihan Ezer ise olayın kesin bir cinayet olduğunu vurguladı.

Dersim’de 9 yıllık karanlık: Onur Sefer intihar etmedi öldürüldü, korucular ya da özel harekat işin içinde Onur Sefer'in babası Süleyman Sefer, ağabeyi Özer Sefer ve annesi Sultan Sefer
15.06.2026 12:47 / Güncelleme: 14:06

Gebze Sendikalar Birliği: 15-16 Haziran umut ve cesaret kaynağıdır

Gebze Sendikalar Birliği, 1970 yılında işçilerin 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nde sendika seçme özgürlüğünün kısıtlanmak istenmesine karşı ayağa kalkışının bugünün mücadelelerine de ışık tuttuğu ifade edildi. 

Gebze Sendikalar Birliği: 15-16 Haziran umut ve cesaret kaynağıdır

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
15.06.2026 13:55 / Güncelleme: 14:11

Bitmeyen işler, yoğun stres: İstanbul'da her üç emekçiden biri tükenmiş durumda

İPA'nın son araştırmasına göre, İstanbul'da nüfusun yüzde 40,5'i iş kaynaklı ağır bir zihinsel yük taşırken, her üç kişiden biri de kendini tamamen tükenmiş hissediyor.

Bitmeyen işler, yoğun stres: İstanbul'da her üç emekçiden biri tükenmiş durumda

Fotoğraf: Elisa Ventur/Unsplash

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
15.06.2026 14:15

10 kişinin öldüğü okul saldırısında fail öğrenci 32 kez rehberliğe gitmiş

Maraş’taki 10 kişinin öldüğü okul saldırısına ilişkin Meclis komisyonu çalışmalarında yeni detaylar ortaya çıktı. İsa Can Mersinli'nin ilkokuldan itibaren 32 kez rehberlik servisine yönlendirildiği tespit edildi.

10 kişinin öldüğü okul saldırısında fail öğrenci 32 kez rehberliğe gitmiş

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!