07.06.2026 10:52

Şule: Kimin hikayesi?

Şule figürünün dizi formatında dolaşıma sokulması, bireysel bir hayatın hatırlanmasından ziyade, iktidarın kendi tarihsel meşruiyetini başörtüsü meselesi üzerinden yeniden kurma girişimi olarak okunmalıdır.

Şule: Kimin hikayesi?

Fotoğraf: TCCB

Buse Vurdu
[email protected]


TRT’nin dijital platformu tabii’de yayımlanan “Şule: Senin Hikayen”, Şule Yüksel Şenler’in hayatını konu alan bir dönem dizisi olarak sunuluyor. Dizi, Şenler’i başörtüsü mücadelesi, kamusal baskılar ve siyasal-kültürel çatışmalar ekseninde ele alıyor. Tanıtım dili ve fragmanları, Şenler’i “haksızlıklara karşı savaşmış” bir figür olarak kuruyor. Dindar bir kadının laikliği savunan çevreler tarafından dışlandığı, baskılandığı ve zulme uğradığı fikrini dramatik biçimde öne çıkarıyor.

Dizinin kendisi kadar galası ve etrafında kurulan medya dili de dikkat çekici. Galanın Atatürk Kültür Merkezinde yapılması, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Emine Erdoğan’ın katılımı, bakanların, bürokratların, TRT yöneticilerinin ve Şule Yüksel Şenler Vakfı çevresinin törensel olarak aynı sahnede buluşması, bu yapımın yalnızca bir kültür-sanat faaliyeti olarak görülmediğini gösteriyor. Şule Yüksel Şenler figürü, AKP’nin kendi iktidar tarihi, kadın politikaları ve kültür politikalarının kesiştiği noktada yer alıyor. Bu nedenle Şule Yüksel Şenler’in bugün neden yeniden anlatıldığı, kim tarafından anlatıldığı ve hangi politik ihtiyaca cevap verdiği üzerinde durmaya ihtiyaç var.

Şule figürünün yeniden kuruluşu

Biyografi türü, çoğu zaman tekil bir hayatı merkeze alıyormuş gibi görünür. Oysa hangi hayatların anlatılmaya değer bulunduğu, hangi sahnelerin öne çıkarıldığı, hangi çatışmaların dramatize edildiği ve hangi tarihsel bağlamların geri plana itildiği başlı başına politik bir tercihtir. Kültürel temsil burada geçmişi basitçe yansıtmaz; geçmişi seçerek, düzenleyerek ve bugünün politik ihtiyaçlarına göre yeniden kodlayarak yeni bir hafıza üretir. Biyografi türünün sağladığı duygusal yakınlık, bu ideolojik işlemi daha etkili hale getirir. İzleyiciye politik bir program değil, bir hayat hikâyesi sunulur. İktidarın kadınlara, aileye ve başörtüsüne dair perspektifi, seyredilebilir, duygulanılabilir ve özdeşleşilebilir bir hikâye haline getirilir. Adına da “Senin Hikayen” denebilir. Fakat o hayat hikâyesi aracılığıyla hangi mağduriyetlerin hatırlanacağı, hangi deneyimlerin temsil edileceği ve hangi toplumsal gerçeklerin unutulacağı da belirlenir. Bu nedenle Şule figürünün dizi formatında dolaşıma sokulması, bireysel bir hayatın hatırlanmasından ziyade, iktidarın kendi tarihsel meşruiyetini başörtüsü meselesi üzerinden yeniden kurma girişimi olarak okunmalıdır. Aile ve Nüfus 10 Yılına denk düşmesi ise tesadüf değildir.

İktidar neden bu figüre dönüyor?

AKP uzun yıllar boyunca başörtüsü meselesini kendi siyasal meşruiyetinin güçlü kaynaklarından biri olarak kullandı, onu kendi iktidar anlatısının kurucu mitlerinden birine dönüştürdü. Böylece başörtüsü meselesi, AKP’nin tarihsel mağduriyet, temsil ve iktidar iddiasını tahkim eden sembolik bir kaynağa dönüştürüldü. Bugün ise bu hikayenin eski etkisini yitirdiği bir dönemdeyiz. Yirmi yılı aşan iktidar deneyimi, başörtülü kadınların devlet karşısındaki görünürlük ve kamusal alana erişim taleplerinin AKP tarafından temsil edilmesiyle sınırlı kalmadığını; aksine bu temsil iddiasının, kadınların daha geniş eşitlik ve özgürlük taleplerini çoğu kez istismar ettiğini ve geri plana ittiğini göstermiştir. Bu süreçte kadınlar, inançsal kimlikleri ne olursa olsun, derinleşen ekonomik kriz, düşük ücretler, işsizlik, güvencesizlik, bakım emeğinin hane içine yıkılması, sosyal ve medeni hakların aşınması, erkek şiddeti, cezasızlık politikaları ve siyasal baskı gibi çok katmanlı sorunlarla karşı karşıya kalmıştır.

Gelinen noktada başörtülü kadınların deneyimlerinin AKP’nin kurduğu homojen temsil çerçevesine sığmadığı aşikardır. Farklı sınıfsal, siyasal ve kültürel koşullarda şekillenen deneyimler, AKP’nin başörtüsü üzerindeki temsil “tekelini” zayıflatmaktadır. Böylece başörtülü kadınların deneyimleri, iktidarın kendi tarihine bağlamakta ısrarcı olduğu mağduriyet ve temsil anlatısına indirgenemeyen; aksine kadınların emek, beden, güvenlik ve eşit yurttaşlık mücadeleleriyle kesişen daha çoğul bir toplumsal deneyim alanı haline gelmektedir.

Tam da bu nedenle Şule Yüksel Şenler figürüne dönüş, gidişata politik bir müdahale olarak iktidar açısından anlamlıdır. AKP, başörtüsünü, bugünün kendinden uzaklaşan ve hatta kendinin karşısında yer alan deneyimlerinden koparıp kendi resmi tarihine yeniden bağlamak istemektedir. Kadınların bugün yaşadığı ekonomik, sosyal ve politik sorunları tartışmak yerine, geçmişteki mağduriyet hafızasını yeniden sahneye çağırmaktadır. Çünkü bugün başörtülü, başörtüsüz ve her inançtan kadınların ortak sorunları karşısında AKP’nin söyleyebileceği yeni bir söz, önerebileceği gerçek bir özgürlük programı yoktur.

Bugün kadınların işgücüne katılım oranı erkeklerin çok gerisindedir, genç kadınların önemli bir bölümü ne eğitimde ne istihdamdadır, bakım emeği kadınların sırtına yüklenmiştir, erkek şiddeti ve kadın cinayetleri cezasızlık politikalarıyla katmerlenmektedir. Aile 10 Yılı hedefleriyle kadınların hayatı sermayenin ve iktidarın ihtiyaçları ekseninde yeniden düzenlenmeye çalışılırken, Şule figürü bu yönelimin kültürel ve duygusal meşruiyetini üretmek üzere dolaşıma sokulmaktadır. Başörtüsü üzerinden kurulan tarihsel anlatı, kadınların bugünkü ortak maddi sorunlarını görünmez kılmak için “inanç”, “aile” ve “milli hafıza” etrafında yeni bir rıza zemini yaratmaya çalışmaktadır. Böylece kadınların eşit ücret, güvenceli iş, kamusal bakım hizmetleri, şiddetten korunma, demokrasi ve laiklik gibi talepleri geri plana itilirken, yaşamları yeniden sermayenin ve saray rejiminin çıkarlarına bağlanmaktadır.

Ancak dizinin aldığı tepkiler, bu ideolojik hamlenin o kadar da kolay işlemediğini göstermektedir. Kadınların ortaklaşan yoksulluk, şiddet, güvencesizlik ve baskı deneyimleri ve bunlar karşısındaki mücadele pratikleri, iktidarın köpürtmeye heveslendiği karşıtlığın sınırlarını zorlamaktadır. Şule figürü üzerinden geçmişi yeniden yazma çabası, tam da bu nedenle bugünün kadınlarının gerçek hikayesine çarpmaktadır.

07.06.2026 07:04 / Güncelleme: 09:31

Meteoroloji uyardı: Sağanak ve gök gürültüsü bekleniyor

Meteorolojinin günlük hava tahmin raporuna göre, ülke genelinde hava parçalı bulutlu seyrederken, öğle saatlerinden sonra Marmara'dan Doğu Anadolu'ya kadar birçok noktada yerel sağanak ve gök gürültülü yağışlar etkili olacak.

Meteoroloji uyardı: Sağanak ve gök gürültüsü bekleniyor

Fotoğraf: DHA

07.06.2026 08:10

ABD'de İsrail casusluğu alarmı: ABD-İran görüşmeleri hedef alındı iddiası

ABD basınında yer alan haberlerde, ABD’nin İsrail ile ilgili karşı istihbarat alarm seviyesini en üst düzeye çıkardığı, İsrail’in istihbarat faaliyetlerine ilişkin tehdit seviyesini “kritik” kategoriye yükselttiği iddia edildi.

ABD'de İsrail casusluğu alarmı: ABD-İran görüşmeleri hedef alındı iddiası

Fotoğraf: Saifee Art/Unsplash

07.06.2026 00:17 / Güncelleme: 01:22

Dijital yayıncılıkta Evrensel: Gerçeğe zamanında ulaşmak için

Türkiye’de sert rüzgarlara rağmen devam eden hakikate ulaşma ve yaygınlaştırma mücadelesi; ülkenin mevcut hali içerisinde çok daha zor bir noktaya geldi. Hıza kurban olmayan ama geç de kalmayan, ‘gerçeği’ ulaştırmak artık daha büyük değer taşıyor.

Dijital yayıncılıkta Evrensel: Gerçeğe zamanında ulaşmak için

Görsel: Evrensel

07.06.2026 00:05 / Güncelleme: 01:54

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe anlattı: ‘Çocuklar hâlâ Metin’in gazetesini satıyor’

“Metin’e bir gün ‘Oğlum, gazeteden ayrılsan. Başına bir iş gelecek’ dedim. ‘Yok anne’ dedi. ‘Ben bu gazeteyi çok seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum.’ Ben de bir daha bir şey demedim…"

Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe anlattı: ‘Çocuklar hâlâ Metin’in gazetesini satıyor’

Fotoğraf: Barış Salık/Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!