Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe anlattı: ‘Çocuklar hâlâ Metin’in gazetesini satıyor’
“Metin’e bir gün ‘Oğlum, gazeteden ayrılsan. Başına bir iş gelecek’ dedim. ‘Yok anne’ dedi. ‘Ben bu gazeteyi çok seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum.’ Ben de bir daha bir şey demedim…"
Fotoğraf: Barış Salık/Evrensel
Barış Salık
[email protected]
Eylem Nazlıer
[email protected]
Evrensel gazetesi bugün 31 yaşında. Gazetenin kuruluşundan yalnızca yedi ay sonra haber peşinde koşarken gözaltına alındıktan sonra polisler tarafından öldürülen Muhabiri Metin Göktepe’nin adı ise hâlâ gazetenin hafızasındaki en canlı yerde duruyor.
Evrensel’in kuruluş yıldönümünde, gazetenin ilk muhabirlerinden Metin Göktepe’nin annesi Fadime Göktepe’nin kapısını çaldık.
Şimdi 90 yaşında olan Fadime Ana, bir yandan oğlunu anlatıyor; bir yandan da Türkiye’nin kayıplarını, öldürülen gazetecilerini, meydanlarını ve bitmeyen adalet arayışını…
Şimdilerde kızı Meryem Göktepe’nin yanında kalıyor. Gündüz saatlerinde evde ona yardımcı olan bir bakıcı var. Ancak röportaj sırasında bakıcının kısa süreliğine dışarı çıkması gerekiyor. Fadime Ana buna üzülüyor. O yaşına rağmen yerinden kalkıp bize çay koymak, sofraya bir şeyler hazırlamak istiyor. Oturmasını rica ediyoruz.
Ama o yeniden ayağa kalkmaya çalışıyor: “Metin’in arkadaşları geldi. Yemek veremedim. Aç gönderdim.”
Salonda yılların biriktirdiği hatıralar var. Duvarlarda fotoğraflar, vitrinlerde çerçeveler… Bir köşede Metin Göktepe’nin fotoğrafı duruyor. Yakınında geçen yıl yaşamını yitiren Gazeteci Hakan Tosun’un fotoğrafı. Sohbet ilerledikçe Fadime Ana’nın sözlerinde bir başka öldürülen gazeteci de yerini alıyor: Hrant Dink.
90 yaşındaki Fadime Ana’nın hafızasında bazı şeyler silinmiş, bazı isimler birbirine karışmış. Ama aradan geçen otuz yıla rağmen bir günü hiç unutmamış: Metin’in evden son çıkışını.
‘Gitme’ derdim, ‘Sen de gel anne’ derdi’
Metin’den söz açılınca Metin’in çocukluğundan başlıyor Fadime Ana.
“Çok iyi bir çocuktu Metin” diyor. “Arkadaşları çok severdi onu. Hiç yaramaz değildi. Kimse kapıma gelip de Metin’i şikayet etmedi. Herkesi severdi. Hiç ayrım yapmazdı. Kötülüğe çalışmıyordu. Hep iyiliğe çalışıyordu.”
Metin Göktepe, 10 Nisan 1968’de Sivas’ın Gürün ilçesine bağlı Çipil köyünde dünyaya geldi. Sekiz çocuklu, emekçi bir ailenin yedinci çocuğuydu. İlkokulu köy okulunda okudu. 1979’da kardeşi Aziz ile birlikte İstanbul’a geldi. Eğitim hayatını burada sürdürdü. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümünde öğrenim gördü.
Üniversite yıllarında öğrenci hareketinin içinde yer aldı. İşçi ve emekçi hareketinin yükseldiği yıllarda birçok kez gözaltına alındı. 1992’de Haberde ve Yorumda Gerçek dergisinde gazeteciliğe başladı. 7 Haziran 1995’te yayın hayatına başlayan Evrensel gazetesinin ilk muhabirlerinden biri oldu.
Fadime Ana’nın anlattığı Metin ise bütün bunlardan önce iyi bir evlat.
“Beni de çok severdi. Hep ‘Anneme ben bakarım’ derdi. Eve gelir gelmez önce beni sorardı. Kapıyı açar, ‘Annem nerede?’ diye seslenirdi. Beni görmezse evin içinde arardı. Metin okulun en başarılı öğrencisiydi. Çok akıllıydı. Öğretmenleri, ‘Hepsinden iyi Metin okuyor’ derdi. Metin’in çocukluğu çok güzeldi.”
Fadime Ana, Metin’i anlatırken en çok onun evdeki halini özlediğini anlatıyor. Sofrada sevdiği yemekler, annesinin elinden çıkan yemeklere duyduğu düşkünlük, yıllar geçse de zihnindeki yerini koruyor: “İçli köfteyi çok severdi. Börek yapardım, tepsilerle börek yerdi. Benim yemeklerimi çok severdi. Kıymalı küçük köfteler yapardım, onları da çok severdi. Metin benim yaptığım her şeyi severdi, ‘Annem yapsın, ben yerim’ derdi”
Biraz duruyor. Sonra ekliyor: “Bir şey olsa koşarak giderdi. Hiç evde durmuyordu ki. Nerede bir şey varsa giderdi. ‘Gitme’ derdim. ‘Sen de gel anne’ derdi.”
‘O gün içime bir korku düştü’
O sözler ister istemez son güne getiriyor sohbeti. 1996 yılının ocak ayı…Ümraniye Cezaevinde öldürülen Rıza Boybaş ve Orhan Özen’in cenazeleri İstanbul’a getirilecekti. Metin o gün haber için evden çıktı. Fadime Ana o sabahı dün gibi hatırlıyor. “O gün de dedim ki ‘Metin ne olursun gitme.’ İçime bir korku düşmüştü. ‘Metin gitme annem kurban olayım’ dedim. Ama dinlemedi.”
Metin evden çıkmadan önce annesinden akşam için sevdiği yemekleri yapmasını istemiş.
“Anne bana akşama taşlık pişir. Bir de pilav yap’ dedi. Ben de o gittikten sonra aşağı indim. Aldım getirdim. Temizledim. Hazırladım. Akşama gelecek diye bekliyorum.”

‘Bana bir kapı aç, kapıları görmüyorum’
Ama Metin gelmedi. Her zaman yaptığını yapmadı, telefon da etmedi.
“Geç kalacak olsa mutlaka arardı. Saat geç oldu. Telefon etmedi. Aziz’e (Metin’in kardeşi) dedim ki ‘Abin niye telefon etmedi?’ O da ‘Anne arkadaşlarına gitmiştir’ dedi. Ama benim içim rahat etmiyordu.”
O gece sabaha kadar uyumamış. Balkonla salon arasında gidip gelmiş. “Metin geldi” diye her sese kulak kesilmiş: “Metin aramayınca endişelendim. ‘Metin’e bir şey mi oldu?’ diye düşündüm. Aziz’e söyledim. ‘Yok anne,’ dedi, ‘Sen de çok telaşlanıyorsun. Metin’e ne olacak ki? Bir arkadaşına gitmiştir.’ Ama içim rahat etmedi. O gece hiç uyumadım. Sabaha kadar balkona çıkıp durdum. Her ses duyduğumda, ‘Metin geldi’ diyordum. Ama gelen Metin değildi.”
Sabaha karşı gelen telefon, korkusunu daha da büyütmüş. “Birisi aradı. ‘Metin evde mi?’ dedi. ‘Yok’ dedim. Telefon kapandı. O zaman daha çok korktum.”
Anlatıyor Fadime Ana:
“Baktım, sabahleyin Aziz ağlayarak geliyor. ‘Ne oldu Aziz?’ dedim. ‘Abimi hastaneye yatırmışlar’ dedi. Sonra, “Abimi vurmuşlar” dedi. “Ayy…” dedim. Bütün kapılar üzerime kapandı. ‘Aziz, bana bir kapı aç. Kapıları görmüyorum’ diye bağırıyordum, ‘Aziz, bana bir kapı aç!’ Komşumuz geldi. ‘Ne olur, bana kapıyı açın, ben balkona çıkayım’ dedim.”
Balkona çıkmış, aşağıda toplanan insanları görmüş: “O zaman dedim ki Metin’ime bir şey oldu.” Kendini balkondan bırakmaya kalktığını anlatıyor Fadime Ana: “Beni tuttular. ‘Metin’i istiyorum!’ diyorum. ‘Metin şimdi gelir, seni götürürüz’ diyorlar. ‘Yok’ diyorum, ‘Metin iyi olsa bana telefon ederdi.’ Çok gittiği arkadaşı Turgut vardı, annesi bana telefon etti, ‘Fadime Anne, korkma, senin oğlun bizde’ dedi. İnanmadım.”
‘Metin’i duymuşlar’
Aradan geçen otuz yıl boyunca pek çok şey değişmiş. Ama Fadime Ana’nın hafızasında o gün hâlâ olduğu yerde duruyor. Bir annenin bekleyişi gibi. Tamamlanmamış. Ve hiç kapanmamış o yara.
“Fotoğraf makinesini kırmışlar” diyor. Sesi bir anda sertleşiyor: “Diğerleri başka bir yerdeymiş. Belki 50 kişi varmış. Metin orada değilmiş ama Metin’in sesini duyuyorlarmış. Kafasına vuruyorlarmış. Birisi, “Metin düşmüş. Fotoğraf çekerken yüzden düşüp ölmüş” dedi. Ben de ‘Küçücük çocuk orada düşüp ölmez. Metin nasıl ölmüş?’ dedim. Metin’i iyi ki başka bir yere götürmemişler. Eğer götürüp başka bir yere koysalar, kimsenin haberi olmayacaktı. Bir battaniyeye sarmışlar, öylece orada duruyormuş.”
'Metin’in katili Mehmet Ağar'
Hiç vazgeçmedi Fadime Ana. Yıllar boyunca katıldığı her eylemde, her meydanda oğlunun hesabını sordu. Metin Göktepe’nin katillerini tek tek saydı; listenin başında ise hep Mehmet Ağar vardı. Aradan geçen onca zamana rağmen hafızasına kazınan bir karşılaşmayı da unutmadı. Taksim’deki bir eylem sırasında Mehmet Ağar’la yüz yüze geldiğini anlatan Fadime Ana, o anları şöyle aktarıyor:
“Metin’in katili Mehmet Ağar. Taksim’de bir eylemde karşılaştım. Yakasına yapıştım, ‘Senin çocukların var mı?’ dedim. Yüzüne tükürdüm. Çocuklar gelip beni aldılar.”
Fadime Ana, yalnızca oğlu Metin Göktepe için değil, haksızlığa uğrayan herkes için mücadele etti. Sağlığı el verdiği sürece şehir şehir dolaştı, davaları takip etti, adalet arayan ailelerin yanında durdu. Zamanla sadece gazetecilerin değil, hak mücadelesi veren herkesin annesi haline geldi. Bu yılları anlatırken, mücadelesinin yalnızca oğlunun davasıyla sınırlı olmadığını özellikle vurguluyordu:
“Metin için ben hiçbir şeye ‘yok’ demedim, nereye derlerse oraya gittim. Şehir şehir dolaştım, sadece Metin için değil. Ben yalnız Metin için çalışmadım. Hepsinin mahkemesine gittim; Sivas’ın, Gazi’nin, Hasan Ocak’ın... Bütün çocuklar için çalıştım. Metin’in hatırası için her yere gittim.”
Binlerin davası
Metin Göktepe davası Afyon’a nakledildiğinde, davaya olan ilginin azalacağı düşünülüyordu. Ancak beklentilerin aksine dava, uluslararası insan hakları örgütlerinin temsilcilerinin ve gazetecilerin de yakından takip ettiği bir sürece dönüştü.
Afyon’daki ilk duruşmalardan birine Fadime Göktepe tekerlekli sandalyeyle katıldı. Çünkü mahkemeye gitmek için çıktığı yolda trafik kazası geçirmiş, ağır yaralanmıştı.
O günleri şöyle anlatıyor: “Metin’in mahkemesine gidiyordum, benim oğlum beni götürüyordu. Bir gün önce yola çıktık. Kaza yaptık. Kafam, yüzüm kapkaraydı. Ayağım kırıldı. Hastanede yattım. Eve geldim, saçım uzundu. Saçımı tuttular salladılar, içinden cam parçaları dökülüyordu. Kafamın içi cam doluydu. Ama yine de Metin’in mahkemesine gittim. O yaralarla gittim.”

‘Metin’e mi ağlayayım Hrant’a mı ağlayayım?’
Metin Göktepe’nin ardından, öldürülen Gazeteci Hrant Dink’in cenazesine de katıldığını söyleyen Fadime Ana, o günü unutamadığını belirtiyor:
“Bir gün bana ‘Ermeni bir gazeteci öldürülmüş’ dediler. İşinden çıkmış bir çocuğun eline silah vermişler, ‘Sen öldür, sana bir şey yapmazlar, hiç korkma’ demişler. O da öldürdü. Cenazesine gittim. Millet, millet, millet... İnsan seli vardı. Kadınlar ağlıyor. Ben de ağlıyorum. ‘Ben Metin’e mi ağlayayım, Hrant’a mı ağlayayım’ dedim. Dünyada her şeyi gördüm ben. Gözlerim ağlamaktan kör oldu.”
Sohbet sırasında sözü, yıllar içinde tanıştığı isimlere getiriyor. Selahattin Demirtaş’la çekildikleri fotoğrafı ve aralarında kurulan bağı anlatan Fadime Ana, “Telefon numarasını bana vermişti. Sonra bir ay geçmeden içeri aldılar. Bana kitap gönderiyor, fotoğraf gönderiyor. Boşu boşuna çocuklarımız cezaevinde yatıyor, bıraksınlar” diyor.
‘O kız Metin’in mezarına gider, çok ağlarmış’
Şu anıyı anlatırken Fadime Ana’nın gözlerinin içi gülüyor. Acıların arasında saklı kalmış o kısa mutluluk anını hatırlıyor ve yıllar öncesine gidiyor:
“Metin bir gün bana, ‘Anne, ben bir kız seviyorum, sen razı oluyor musun?’ dedi. Ben de ‘Metin, sen bugün işe gitmedin, niye?’ diye sordum. ‘İşte bunu sana söylemek için’ dedi. Ben de, ‘Metin, siz birbirinizle geçinirseniz ben daha çok sevinirim. Sen görüyorsun, ben gelinleri ne kadar çok seviyorum, hepsi yanımda’ dedim.”
Fadime Ana’nın anlattığına göre Metin, bu sözlerin ardından gülerek evden çıktı. O konuşmanın ardından küçük oğlu merakla yanına gelip, “Abim evlenecek mi?” diye sordu. Fadime Ana ise “Yok, şaka yaptı” diye yanıt verdi.
Ancak o gençlik heyecanı, yarım kalan hayallerden biri olarak hafızasında kaldı. Fadime Ana, Metin’in sevdiği genç kadını da unutmadığını söylüyor: “O kız Metin’in mezarına çok geliyordu. Ağlıyordu. Metin’i çok seviyordu.”
‘Metin’in arkadaşları beni hiç yalnız bırakmadı’
Metin Göktepe öldürüldükten sonra da arkadaşları Fadime Ana’yı yalnız bırakmadı. Aradan geçen yıllara rağmen o günleri anlatırken birçok ismi tek tek hatırlamaya çalışıyor. Bazılarının adını unutsa da, oğlunun dostlarının gösterdiği dayanışmayı unutmadığını söylüyor.
“Metin’in arkadaşları hep bana geliyordu” diyen Fadime Ana, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Ahmet Şık geldi, en eski dostlarından biriydi. Bir de Ankara’da Sultan Özer var. Metin Sultan’ı çok seviyordu, Sultan da onu çok seviyordu. Arkadaşlarının hepsi çok iyi insanlardı. Metin çok iyi insanlarla konuşuyordu.”
Fadime Ana, oğlunun gazetecilikten ve çalıştığı gazeteden ne kadar vazgeçmediğini de anlatıyor. Bir dönem ona gazeteden ayrılmasını önerdiğini belirterek, “Metin’e ‘Gazeteden çıksan’ dedim. ‘Yok anne’ dedi. ‘Ben bu gazeteyi çok seviyorum. Evrensel’i çok seviyorum’ dedi. Ben de ‘Tamam’ dedim” diye konuşuyor.
Metin’in ölümünün ardından da genç gazeteciler ve gazete emekçileri evlerinin kapısını çalmayı sürdürdü: “Çocuklar gelirdi eve. Metin’in gazetesini getirirlerdi. Hava soğuk olurdu, üşürlerdi. Camdan çağırırdım. ‘Fadime Ana biz gidiyoruz, gazete satıyoruz’ derlerdi.”
Evrensel'i Takip Et