Formalar iş yaşamını renklendirebilir mi?
"Sağlık kuruluşlarının her alanını dönüştürmek bizim ellerimizdedir. Bunu farklı forma renkleriyle iş hayatını renklendirmek isteyen veya kurumsal kimlik çalışmasının nesnel bir parçası kılmaya çalışanlar yapamaz, örgütlülüğümüzle biz başarabiliriz."
Temsili görsel | Fotoğraf: Rawpixel
Cemil Satılmış*
Toplumsal bir dönüşüm içerisinde geçmekte olduğumuz günümüzde; iş yaşamı başlı başına bir stres kaynağı. Sağlık sektöründe de emekçiler çeşitli sorunların basıncı altında çalışmakta. Fazla çalışma, angarya, yetersiz ücretler, mobbing, şiddet gibi başlıklar bunlardan bir kaçı. Aslında bu tür sorunların çözümü için örgütlenmek tek çözüm. Sağlık işkolunda şu an halihazırda 60 üzerinde sendika var. Meslek sendikacılığı, “siyasetsiz” sendikacılık, sarı sendikacılığın çeşitli tonları ile görünüşte ciddi bir örgütlülüğe işaret eden bu durum aslında bir yanılsama. Çünkü bu sendikalar bırakın sağlık emekçilerini temsil etmeyi sendikacılığın “s” sinden bihaber, onun içini boşaltıp, emekçilerin sendikaya ve örgütlülüğe olan inancını bitiren bir işlev görüyorlar. Günün sonunda işyerinde yalnızlık da bir kader gibi algılanıyor. Özellikle genç sağlık emekçileri açısından durum biraz daha böyle.
İşte siyah ve beyazın hakim olduğu bir dünyaya paralel yine siyah beyazın hüküm sürdüğü bir iş dünyası; hastaneler; klinik, poliklinik, laboratuvar ve ameliyathaneler. Birçok insanın yaşadığı sağlık sorununu çözen ama kendi sorununa çözüm olamamış bir sağlıkçı kitlesi. Tam da bu sırada yaşanan sıkıntılardan kaçış olarak gündemlerine aldıkları bir konu var bu aralar sağlık emekçilerinin. Fiskos bunu konuşuyor ve bu konunun çalışma ortamını renklendirmesini umuyorlar. Hangi meslek grubunun hangi renk kıyafet giyeceğinden bahsediyorlar. Bazısı; “iyi oldu ne giyeceğiz derdinden kurtulduk derken”, bazısı ; “bu renk forma hiç isabetli olmamış içimizi dışımızı gösteriyor “ diyor. Bir başkası ise bedeninin nasıl tutturulacağından dert yanıyor. Bazısı o kadar havaya girmiş ki zorunluluğun başlayacağı tarihi beklemeden formasını giyiyor, “nasılsa yedek lazım olacak” diyor. Zaten daha önce formalı çalışanlarda sorun yok onlar en çok sabit bir renk olmasına içerliyorlar. Vesselam oldukça renkli bir konuda oldukça renkli bir muhabbettir almış başını gidiyor. Oysa tüm bu tartışmalar; bir sabun köpüğünden hayata, iş yaşamına bakmaktan farksız.
Sağlık Bakanlığı Kurumsal Kimlik Güncellemesi adı altında sağlık alanındaki tüm kurum ve kuruluşları kapsayacak ve her meslek mensubunun uyması gereken kıyafet bültenini açıkladı. Uygulama 1 Haziran 2026’da başlayacak olup, formalar senede iki defa Bakanlıkça karşılanacağı ilan edildiği halde; 1 Haziranı geride bıraktığımız bu günlerde hala formaların temin ve teslim edilmemiş olması ise işin ironik tarafı.
Öncelikle bu uygulamaya neden ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymak gerekir ki; bu noktada sağlık çalışanlarının ortak gerekçesi kıyafet yardımı adı altın ödenen; geçtim bir forma almayı bir çift çorap almaya bile yetmeyen komik miktara olan itirazdı. Bakanlık ise bu tercihini kurumsal kimliğin güçlendirilmesi, Sağlık Bakan Yardımcısı Yasin Erkoç ise “sahadaki belirsizliklere son vermek” şeklinde açıklıyor ve ekliyordu “Kim hekim, kim hemşire, kim teknisyen belli olmuyordu. Artık herkes görevine uygun üniformayla sahada olacak.” şeklinde ortaya koyuyor. Elbette yetkili ama etkisiz sendika Sağlık sen bunu bir kazanım olarak pazarlamakta beis görmüyor.
Uygulamanın neden nakdi değil de ayni yapıldığı konuşunda sahadaki ortak görüş yeni bir rant alanı yaratılarak bu rant üzerinden yandaş firmaları zengin edileceği şeklinde olmakla beraber Toplu iş sözleşmelerindeki sağlık personeline kıyafet yardımı hakkında konuşan Memişoğlu; "2026 yılında itibaren çalışanlarımızın üniformalarını senede iki kez biz temin edeceğiz ve onlara vereceğiz. Bu konuda çalışmaları bitirdik, en kısa zamanda sağlık marketleri olsun, başka türlü organizasyonlarla çalışanlarımıza kendi kıyafetlerini standart olarak vereceğiz." şeklinde konuşmuştu.
Diğer taraftan bu standartlaştırma pratikte bir fabrikasyon çalışmayı hedeflemekle beraber; bu gün sağlık emekçilerinin en büyük sıkıntılardan biri de net görev tanımı yapılmamış meslekler nedeniyle ve eksik istihdam dolaysısıyla görevi olmayan işlere yapmaya mecbur edilmeleridir. Mesela servise yatırılan kimsesiz bir hastayı refakatçi temin edilmediğinde ilgili hastanın kişisel bakım yükü de servis hemşiresine yüklenebilmektedir. Sahada bunun gibi pek çok sorun varken Kurumsal kimliğin sağlık emekçileri açısından bir aidiyet yaratması tek başına şekli düzenlemelerle maalesef mümkün değildir. Sağlık emekçileri kurumlara ait hissetmek için orada hizmet üretirken ürettikleri hizmetin karşılığını almak, özgür bir çalışma ortamının varlığı ve kendilerini değerli hissettirecek yöneticilere ihtiyaç duymaktadırlar. Ancak gerçekler bunun karşısında emeğinin karşılığını alamamak, değersizlik hissiyle birlikte gelen performans baskısı, mobbing ve şiddet şeklinde hayat bulmaktadır.
Elbette tam bu noktada sağlık emekçilerine iş düşüyor. Bunun için parçası oldukları işçi sınıfı tarihine bakmaları; daha yakın zamanda zeytinine sahip çıkan Akbelen Köylülerinden ve birlik içinde direnerek kazanan Doruk Maden işçilerinden öğrenmeleri gerekir. Kendilerini sömüren, emeklerini değersizleştiren ve mutsuzluk üreten işyerlerini değiştirmek ancak birlikte çalıştıkları sağlık emekçileriyle bir ekip ruhu içinde birleşerek ve dayanışarak yaratılabilir. Nasıl bir ameliyatta veya resüsitasyonda her meslek mensubu ekip ruhu içinde mesleğinin gerektiği bir bilinç ve sorumluluk ile çalışıyorsa; yaşamımızın büyük kısmını geçirdiğimiz sağlık kuruluşlarının her alanının dönüştürmek bizim ellerimizdedir. Bunu farklı forma renkleri ile iş hayatını renklendirmek isteyen veya kurumsal kimlik çalışmasının nesnel bir parçası kılmaya çalışanlar yapamaz, bunu örgütlülüğümüzle biz başarabiliriz.
*SES Balıkesir Şube Mali Sekreteri
(Haber Merkezi)
Evrensel'i Takip Et