Yağışlı kışa aldanmayın: 2026 yangın sezonu için 'El Nino' ve 'yakıt' uyarısı
Çankırı Karatekin Üniversitesi’nden Doç. Dr. Okan Ürker, yağışlı kışın yangın riskini azaltmadığını söyledi. Ürker, yazın kuruyacak ot ve çalıların “yakıt yükü” oluşturacağını belirterek El Niño etkisiyle riskin büyüyebileceği uyarısı yaptı.
Fotoğraf: İzBB
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale - Çankırı Karatekin Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Okan Ürker, 2026 yazına girerken orman yangınları konusunda kritik uyarılarda bulundu. Yağışlı geçen kış mevsiminin kamuoyunda yanıltıcı bir rahatlama hissi yaratmaması gerektiğini belirten Ürker, yağışlarla hızla büyüyen ot ve çalıların yazın sıcak koşullarında kolayca tutuşan bir yakıta dönüştüğünü vurguladı.
Okan Ürker
El Niño ihtimali yüzde 82
Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin (NOAA) Mayıs 2026 verilerine göre, Temmuz ayına kadar El Niño koşullarının gelişme ihtimali yüzde 82 olarak öngörülüyor. El Niño'nun Türkiye’ye doğrudan bir etkisi olmasa da, küresel sıcaklıkları artırması ve kuraklık riskini tetiklemesi sebebiyle Akdeniz Havzası için önemli bir "risk çarpanı" olarak izlenmesi gerektiği belirtiliyor. Uzmanlar, artan sıcaklık anomalileri ve uzayan yaz kuraklığının, insan kaynaklı tutuşmalarla birleştiğinde Ege ve Akdeniz kuşağı başta olmak üzere yangınların çok daha hızlı yayılmasına neden olabileceği konusunda uyarıyor.
Yangınlar artık sadece ‘orman içi’ bir mesele değil
Doç. Dr. Ürker, yangın riskinin sadece ormanları kapsamadığına dikkat çekerek tarım alanları, yol kenarları, boş parseller, makilik alanlar, enerji nakil hatları çevresi ve yazlık sitelerin ciddi risk altında olduğunu ifade ediyor. 2025 yılındaki resmi açıklamalara da yansıdığı üzere, Türkiye'deki yangınların önemli bir kısmının orman dışı alanlarda başlayıp rüzgâr ve sıcaklık etkisiyle ormanlara sıçradığı görülüyor.
Tek çözüm: Yakıt yükü yönetimi
Yangının oluşması için ısı, oksijen ve yanıcı maddeye ihtiyaç duyulduğunu hatırlatan Ürker, oksijeni ve insan ya da yıldırım kaynaklı ısıyı (tutuşmayı) tamamen ortadan kaldıramayacağımız için yönetilebilecek en temel unsurun "yanıcı madde" (yakıt) olduğunu vurguluyor. Ormandaki kuru dallar, yapraklar, çalılar, budama artıkları ve yerleşim yerleri çevresindeki yanıcı materyallerin yangın için "yakıt" işlevi gördüğünü belirten Ürker, yangının afete dönüşmesini engellemek için yakıt yükü yönetiminin şart olduğunu belirtiyor. Buradaki temel amacın doğayı tamamen temizlemek değil, yangının tepe yangınına dönüşmesini ve yerleşim yerlerine sıçramasını engelleyecek yangına dirençli peyzajlar oluşturmak olduğu ifade ediliyor.
Fotoğraf: İzBB
"Sadece uçak ve helikopter sayarak hazırlanamayız"
Türkiye'de orman yangınlarıyla mücadelenin daha çok söndürme odaklı olduğunu ve yangın başarısının uçak, helikopter veya arazöz sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini savunan Doç. Dr. Ürker; hazırlıkların ev, mahalle ve belediye düzeyinden başlaması gerektiğinin altını çiziyor. Bu kapsamda riskli sezon başlamadan alınması gereken acil önlemler üç grupta toplanıyor:
Kurumlar; sadece hava aracı ve arazöz kapasitesini hazır tutmakla kalmamalı, riskli bölgelerde yangın sezonu öncesi stratejik yakıt azaltım çalışmalarını da bitirmelidir.
Belediyeler; süreci yalnızca itfaiye hazırlığı olarak görmemeli; boş parsellerdeki kuru otları temizlemeli, tahliye yollarını açık tutmalı, su ikmal noktalarını belirlemeli ve risk altındaki nüfus için tahliye planları yapmalıdır.
Vatandaşlar; ev, yazlık ve tarlalarının etrafındaki kuru ot, budama artığı ve odun yığını gibi kolay tutuşabilir malzemeleri temizlemelidir. Ayrıca tüp, yakıt gibi maddeler ev duvarlarına bitişik depolanmamalı; anız, kaynak ve ot biçme gibi yangın riski taşıyan işlemler en sıcak ve rüzgârlı saatlerde yapılmamalıdır.
Evrensel'i Takip Et