26.05.2026 00:15 / Güncelleme: 06:17

Çaresizliğin panzehiri olarak işçi direnişlerini hatırlamak

İşçi ve emekçiler birlik olduklarında, kararlı bir şekilde mücadele ettiklerinde 12 Eylül gibi karanlık bir dönemde bile kazanımlar elde ettiği, siyasete yön verebildiği aslında ne kadar güçlü olduğumuzu gösteriyor

Çaresizliğin panzehiri olarak işçi direnişlerini hatırlamak

Fotoğraf: Evrensel

Şeref Kılıç


CHP’ye mutlak butlan kararı verilmesi ile işçi ve emekçilerin arasında çeşitli tartışmalar doğdu.

Bu karara tepkili olan, ülkenin anti demokratikleşmesinden endişe duyan işçiler arasında “bu adam istediğini yapar, seçimleri yine alacak” gibi umutsuzluk içeren görüşlerin yaygın olduğunu görüyoruz. İşçi ve emekçilerin iktidarın veya belli koşulların değişmesini isteyen kesimi bir şeylerin değişemeyeceğini, buna dair çabaların beyhude olduğunu veya ne yapılması gerektiği ile ilgili soru işaretleri arasında öğrenilmiş bir çaresizlik ile baş başa.

Bu eğilim esasında işçi ve emekçilerin uzun zamandır siyasete sadece seçim zamanlarında oy vererek pasif bir rol ile katılmasından, sendikal bürokrasinin TİS dönemlerinde bile işçiye görüşünü sormaması, taleplerini bir mücadele etrafında örgütlememesi gibi nedenler ile kendisini olayların öznesi değil, yalnızca sonuçlarını yaşayan pasif bir unsur olarak görmesi ile ilgili. Ancak işçilerin herhangi başka bir kurtarıcı beklemeden birleşik ve kararlı bir mücadeleye giriştiğinde siyasetin bir öznesi ve dönüştürücüsü olduğunu böyle zamanlarda hatırlamak ve hatırlatmak hepimizin görevi olmalı. Ben de buna dair ülkemizde yaşanan bazı örnekleri hatırlatarak bu görevi kendi adıma yerine getirmek istiyorum.

Grev hakkının kazanılması: Kavel direnişi

Sarıyer’de bulunan Kavel Kablo Fabrikasında 1963 yılında işçilere yapılan sendikadan istifa etme baskısı, kıdem ikramiyelerinin kaldırılması ve fazla mesai baskısı sonucu işçiler üretimi durdurdular. Polis saldırısı, gözaltılar, tutuklamalara rağmen Kavel işçilerinin kararlı direnişi, Sarıyer halkının polis şiddetine karşı işçilere sahip çıkması, General Electric ve Türk Demir’de çalışan işçilerin Kavel işçileri için para toplaması ve sakal bırakma eylemiyle gösterdiği örnek dayanışma sayesinde direniş ülkenin gündemine oturdu. Eylemlerin sonunda grev hakkı 275 sayılı yasa ile yürürlüğe kondu, eylemler sırasında soruşturma açılan tüm işçilerin davaları düştü.

Sendikal hakların korunması: 15 – 16 Haziran

AP ve CHP iktidarının patronlarla el ele vererek Sendikalar Kanunu’nda yapmak istediği, sendikal örgütlenmeyi kısıtlayan ve sendika değiştirmeyi zorlaştıran değişiklikleri protesto etmek için, kurdukları Anayasal Direniş Komiteleri öncülüğünde 70 bin işçi 15 Haziran 1970’te fabrikalarında direnişe başladı. 16 Haziran’da 150 bin işçi şehrin çeşitli bölgelerinde kitlesel yürüyüşler yaptı. İzmir, Ankara ve İzmit’te de yürüyüşler oldu. Bu eylemler sonucu yasada yapılmak istenen değişiklikler Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildi. 80 darbesine kadar bu sendikal haklar korundu.

12 Eylül karanlığının dağıtılması: 89 Bahar eylemleri

Baskı ve işkencelerin yoğun olduğu, sendikaların kapatıldığı, örgütlenmenin yasaklandığı 12 Eylül dönemin etkileri sürerken, 1986 yılında TİS süreçleri tıkanan Netaş işçilerinin grevi ile başlayan işçi direnişleri bu dönemin karanlığını dağıtmaya başlamıştı. 1989 yılında 600 bin kamu işçisinin görüşmelerinin tıkanması ile bahar aylarında demir çelik, liman, tekel, demiryolu işletmelerinde çalışan 1,5 milyon işçi çeşitli eylemler düzenledi. Miting, grev ve toplanma yasağı olmasına rağmen işçiler yaratıcı eylemler ile taleplerini ortaya koydular. Eylemlerin sonunda ise %40 ile başlayan zam teklifi %140 seviyelerine çıkmış, işçi haklarını törpülemesi ile hatırlanan dönemin hükümeti ANAP’ın oy oranı %35’ten %21’e kadar gerilemiş, eylemlerin uyandırdığı başka işçi direnişlerinin devam ettiği 1991 yılında ise ANAP hükümeti düşmüştür.

Özelleştirmelerin durdurulması: 91 madenci yürüyüşü

Hükümet ve Genel Maden İş Sendikası arasındaki TİS görüşmelerinde düşük zam ve madenlerin özelleştirilme dayatması sonucu 1990 yılında Zonguldak’ta maden işçileri greve çıktı. Hükümetin uzlaşmaması ve madenleri kapatma tehdidi ile birlikte maden işçileri Ankara’ya gitmek istedi. İşçilerin otobüsle gidememesi için devletin yolları kapatması sonucu işçiler Ankara’ya yürüme kararı aldı. Aileleri ile birlikte 150 bin maden işçisi Ankara’ya yürüdü. Aydınlar, akademisyenler, diğer iş kollarından işçiler bu eylemleri destekledi, yürüyüş sırasında bölge halkları işçileri evlerinde ağırladı. Eylemin sonucunda maden işçilerinin ücretleri iyileşti, kapatılacak denen madenler hala duruyor. Bununla birlikte ANAP’ın oyları genel olarak düştü, hükümetin maden kapatma ve özelleştirme politikaları durduruldu veya uzunca bir süre için ertelendi.

“İyi de bunlar eskide kaldı, o zamanın işçileri yok artık” dediğinizi duyar gibiyim. Daha yakın tarihten örneklere bakalım.

Güvencesiz Çalışmanın Püskürtülmesi: Tekel Direnişi

AKP hükümetinin TEKEL’i özelleştirme, işçilerine de esnek ve güvencesiz çalışma anlamına gelen 4-C statüsünü dayatmasıyla Aralık 2009’da Türkiye’nin dört bir yanından Tekel işçileri Ankara’da soğuk havaya, polis saldırılarına, hükümetin baskılarına ve sendikal bürokrasinin sessizliğine rağmen 78 gün boyunca çadırlar kurarak direndi. Türkiye’nin her yerinde ve dünyada TEKEL işçileri gündem haline geldi ve geniş bir dayanışma ağı örüldü. 78 günlük direniş sonucunda hükümet 4-C statüsünün kapsamını işçilerin lehine değiştirmeyi kabul etti.

Sendikal bürokrasi, MESS ve hükümet işbirliğine verilen ders: 2015 Metal fırtına

2015’te MESS’in düşük zam, 3 yıllık sözleşme dayatması ve Türk Metal sendikasının işçinin onayı olmadan masada bu sözleşmeyi imzalaması sonucu başta otomotiv olmak üzere birçok fabrikada 15 bin metal işçisi greve çıktı, Türk Metal’den istifalar oldu. Hükümetin grev yasağına ve sendikaların grevleri kırmaya yönelik tutumlarına rağmen kurdukları komiteler ile kararlı bir şekilde eylemlerine devam eden işçiler, imzalanan yeni TİS ile birlikte MESS’in üç yıllık sözleşme dayatmasını geri püskürtmekle birlikte ücretlerde iyileştirme, MESS parası gibi birçok kazanım elde ettiler.

Bu direniş örneklerinde belirleyici olan, işçilerin ne sendikadan ne de başka bir kurtarıcıdan bir şey beklemeden kendi komitelerini kurması ve bu değişimlerin gerçekten de örgütlü bir öznesi olarak davranması. Büyüklüğü ve sonuçları bu direnişler kadar büyük olmasa da yakın tarihimizde de bunlar gibi onlarca örnek bulunuyor. 2024 yılının aralık ayında hükümetin grev yasağına rağmen grevlerine devam ederek MESS’in düşük zam dayatmasına karşı %60’ı bulan zam oranları ile sözleşmelerini tamamlayan metal işçileri, 5 ay maaş alamadıkları için Ankara’ya yürüyen ve kazanan Doruk Madencilik işçileri. İşçi sınıfı örgütlü olarak dahil olamasa da Gezi Parkı’nı rant alanına açma girişimine karşı başlayarak hükümet karşıtı protestolara evrilen Gezi Direnişi, İmamoğlu’nun tutuklanması ile başlayan, valiliğin eylem yasağına rağmen devam ederek İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne kayyum atanmasının önüne geçilmesi ile sonuçlanan 19 Mart eylemleri gibi.

İşçi ve emekçiler birlik olduklarında, kararlı bir şekilde mücadele ettiklerinde 12 Eylül gibi karanlık bir dönemde bile kazanımlar elde ettiği, siyasete yön verebildiği aslında ne kadar güçlü olduğumuzu gösteriyor. AKP iktidarının son yerel seçimlerden beri uyguladığı anti demokratik uygulamalar, emperyalist tekeller ve yabancı sermaye ile olan ilişkileri bu baskı politikalarının daha da sıkılaşacağı açık. Bu yüzden şimdiden siyasete yön verebilme gücümüzün de farkına vararak ekmeğimiz, kazanılmış haklarımızı, dolayısıyla geleceğimizi korumak için birleşme ve mücadele etme zamanı!

26.05.2026 00:10 / Güncelleme: 00:27

CHP grup toplantısında kim konuşacak?

Meclis, 1 Haziran’da faaliyetlerine devam edecek. CHP'nin 2 Haziran'daki grup toplantısında kimin konuşacağı merak konusu. Kılıçdaroğlu tarafından görevden alınan CHP'nin avukatlarından Çağlar Çağlayan, gazetemize değerlendirdi.

CHP grup toplantısında kim konuşacak?

Fotoğraf: ANKA

26.05.2026 00:05 / Güncelleme: 00:25

Gazeteci Doğan Cihan: Suriye'deki seçimler halk iradesinden uzak bir siyasi göstergedir

Gazeteci Doğan Cihan, HTŞ Lideri Colani tarafından yayımlanan kararnameyle oluşturulan Yüksek Seçim Kurulunun tarafsız olmadığını, tamamen Colani’nin talimatlarıyla hareket eden isimlerden kurulduğunu belirtti.

Gazeteci Doğan Cihan: Suriye'deki seçimler halk iradesinden uzak bir siyasi göstergedir

Fotoğraf: ANF

25.05.2026 21:37 / Güncelleme: 26.05.2026 00:09

Özgür Özel, İzmir'de miting düzenleyecek: Saat 12.00'de Cumhuriyet Meydanı'nda…

'Mutlak butlan' kararı ve CHP Genel Merkezine polis baskını sonrası CHP Lideri Özgür Özel, yarın İzmir'de Cumhuriyet Meydanı'nda düzenlenecek mitingde yurttaşlara seslenecek. İl Başkanı Çağatay Güç, "Tüm vatandaşlarımızı bekliyoruz" dedi.

Özgür Özel, İzmir'de miting düzenleyecek: Saat 12.00'de Cumhuriyet Meydanı'nda…

Fotoğraf: CHP

25.05.2026 20:33

Malatya Emek ve Demokrasi Platformu: Özgürlük mücadelesini büyütmek, direnerek kazanmak zorundayız

CHP'ye yönelik mutlak butlan kararına karşı Malatya'da halk eylem yaptı. Eylemde, demokrasi ve özgürlük mücadelesinin büyütülmesinin mecburiyet olduğu vurgulandı.

Malatya Emek ve Demokrasi Platformu: Özgürlük mücadelesini büyütmek, direnerek kazanmak zorundayız

Fotoğraf: Kıvılcım Eftelya/Evrensel

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!