Boğulan gölge... Antakya
"En çok ne kadar kötülük üretebileceği henüz bilinmeyen kapitalizmin, derme çatma bir ev üzerinde dolaşan kanlı elinin uzandığı bir şehrin adıdır şimdi Antakya…"
Fotoğraf: DHA
Önder Karataş
[email protected]
“Suya eğilen
Gölge
Boğuldu
Bak…”
Şu bayram öncesi rutinin altı üstüne neden karışır bir şehirde? Suyun toprakla orantısız yük alış-verişi, insanın doğaya yerleşim biçimini epey zorladı. Şehir bildik rutinine dönemedi bir türlü.
Rutin, bir sorundur oysa!
Nostalji, kronoloji kaynaklı kavramların kırılıp döküldüğü bu şehirde, “taşeron eliyle doğrulma” söylemi, başka bir “görünmeyen el” ile gözleri ve ağzı kapatılmış halk çoğunluğu için bugün, zoraki bir kabule de dönüşüyor.
Bayram öncesi kesintisiz ve şiddetli yağan yağmurlar, kırık dökük şehri daha da darmadağın etti. Evler, evlerin içi, bahçelerdeki hayvanlar, ekinler, depremde hayatta kalan ne varsa payına düşeni aldı yine.
Öte yandan beterin beterini görmüşlüğün, yaşamışlığın belirlediği ruh hali trajik durumu gözle görülemez kılıyor galiba. Birden fazla insanın ölümü, yapı, ekin, emek ürünü ne varsa dağılıp gitmesi, 6 Şubat'ta yaşanan deneyimin yanında ihmal edilebilir bir veri sayılacak nerdeyse!
Taşeronun taşeronu hafriyat şirketlerinin kamyonları çoluk çocuğun üzerinden geçer gider, biz altyapı inşa ediyoruz diye diye onlarca insan trafik cinayetlerinde yaşamını kaybeder, çarşı diye belirlenen konteyner alanları sular seller alır, bölge esnafı evine ekmek götüremez hale gelir, sular altında kalan okullar tatil edilmez. Yıllardır derme çatma görüntüsü ile duran köprüler –beklenmezmiş gibi- yıkılır gider. Orada da ölen vardır.
Ekinlerine bakmaya giden çiftçi bahçesinde bir insan eline rastlar. O, az ötedeki köyden, şiddetli yağmurda çaresizce hayvanlarını kurtarmaya çalışırken sürüklenen gencin bedeninin bulanık suda görünen elidir.
Tek başına yaşadığı evde mahsur kalan yaşlı kadın; -Depremde ölmedim, beni kurtarın! diye can havliyle bağırırken kötülüğü kötülükle tartar iki eliyle, canıyla, kanıyla.
En çok ne kadar kötülük üretebileceği henüz bilinmeyen kapitalizmin, derme çatma bir ev üzerinde dolaşan kanlı elinin uzandığı bir şehrin adıdır şimdi Antakya…
Bütün bu belalar bir şehir ve aynı zaman diliminde yaşatılır!
Büyük orduların yağmasında, yıkımlarda ölüp ölüp dirilirken, kaldığı yerden devam etmenin imkansızlığı bu şehir için tarihin en açık seçik cümlesidir artık.
Evet!
“Açmaz / Açamaz deme / Hiç / Bir / Zaman / Bu / Nar / Çiçeği / Açacaktır / Elbet / Bizim / Caddelerimizde de. / Bayram / Olacak…” (Enver Gökçe’den)
Evrensel'i Takip Et