17.05.2026 12:42

Protesto hakkı ve provokasyon arasında kamusal alanın sınırları: ODTÜ’deki gerilim ne anlatıyor?

ODTÜ Bahar Şenliği’nde yaşanan gerilim, yalnızca kampüs içi bir tartışma değil; üniversite kamusal alanı, ifade özgürlüğü ve siyasal müdahale ekseninde büyüyen bir tartışmayı yeniden gündeme taşıdı.

Protesto hakkı ve provokasyon arasında kamusal alanın sınırları: ODTÜ’deki gerilim ne anlatıyor?

Sinem Arslan
ODTÜ


ODTÜ’de yaşanan son olaylar, yalnızca şenlikte ortaya çıkan kısa süreli bir gerilim olarak değil, üniversite kamusal alanının siyasal olarak yeniden kuşatılma biçimlerinden biri olarak okunmalıdır. ODTÜ’nün tarihsel olarak taşıdığı mücadeleci ve dayanışmacı öğrenci kültürü, Türkiye’de uzun yıllardır yalnızca akademik bir aidiyet değil, aynı zamanda karşı-hegemonik bir siyasal hafıza üretir. Bu nedenle kampüs, zaman zaman farklı ideolojik blokların “temsil alanı” olarak yeniden tanımlanmaya çalışıldığı bir mücadele sahasına dönüşür.

Son olayda da benzer bir dinamik ortaya çıkmıştır. Şenlik sırasında Devrim Stadyumu’nda yaşanan gerilim, yalnızca içerideki öğrenci tepkileriyle değil, aynı zamanda kampüs dışından gelen milliyetçi grupların organize biçimde alanı sahiplenme girişimiyle büyümüştür. Özellikle “kurt işareti”, küfürlü sloganlar ve üniversite alanına yönelik yönlendirilmiş grupların varlığı, bu sürecin spontane bir ifade değil, belirli bir siyasal mobilizasyonun parçası olduğunu göstermektedir. Bu tür müdahaleler, yüzeyde “milli hassasiyet” veya “bayrak savunusu” gibi sembolik çerçevelerle sunulsa da, üniversite gibi özerk olması gereken alanlarda fiili bir baskı ve alan daraltma etkisi yaratmaktadır.

Bu noktada mesele, basit bir “protesto hakkı” tartışmasının ötesine geçer. Kamusal alan, eşit aktörlerin serbestçe ifade üretip karşılaştığı nötr bir zemin değil, sürekli olarak hegemonik güç ilişkileri tarafından yapılandırılan bir mücadele alanıdır. Egemen ideoloji yalnızca devlet kurumları aracılığıyla değil, aynı zamanda semboller, güvenlik söylemi ve toplumsal mobilizasyonlar üzerinden de yeniden üretilir.

ODTÜ örneğinde kritik olan nokta, milliyetçi mobilizasyonun üniversite içi tartışmayı genişletmekten ziyade, çoğu zaman dışarıdan müdahaleyle alanı yeniden tanımlama eğilimidir. Bu müdahaleler sırasında kullanılan dil, örneğin “mezar olacak”, “hainler”, “intikam” gibi sloganlar, ifade özgürlüğü sınırlarının ötesine geçerek karşıt toplumsal grupları hedef gösteren ve kamusal alanı çatışma eksenine çeken bir içerik üretmektedir. Ayrıca ODTÜ Bahar Şenliği, yaklaşık otuz yedi yıldır öğrencilerin kolektif emeği, dayanışması ve katılımıyla sürdürülen bir gelenektir. Şenliğin programından organizasyonuna kadar uzanan süreçler, öğrencilerin ortak karar alma ve birlikte üretme pratiğiyle şekillenir. Dolayısıyla bu kamusal alan, yalnızca fiziksel bir mekân değil; öğrencilerin yıllar içinde inşa ettiği demokratik ve kolektif bir kültürün ürünüdür. Bu süreçlerin hiçbir parçasında yer almayan, şenliğin örgütlenmesine dair kolektif emeğe katılmayan; ancak şenlik günü geldiğinde alanı ideolojik müdahaleyle yeniden tanımlamaya ve programı fiilen baltalamaya yönelen anlayış, aslında kendisinin de ODTÜ içindeki bu kamusallık biçiminin organik bir parçası olmadığını açığa çıkarmaktadır. Tam da bu nedenle söz konusu müdahale, bir “katılım” ya da “ifade” pratiğinden çok, üniversitenin mevcut kamusal kültürünü baskı yoluyla dönüştürmeye çalışan bir provokasyon niteliği kazanmaktadır. Bu durum, protesto hakkı ile provokasyon arasındaki farkın neden politik bir mesele olduğunu da açıkça göstermektedir.

Protesto hakkı, siyasal katılımın bir biçimi olarak kamusal eleştiri üretmeyi mümkün kılar. Ancak bu hak, üniversite gibi özerk olması gereken alanlarda, alanın çoğulculuğunu genişletici bir içerik taşıdığı sürece demokratik işlev görür. Buna karşılık, dışarıdan organize edilen ve üniversite mekânını egemen ideolojik çizgiye zorlayan müdahaleler, protesto hakkından çok kamusal alanın daraltılması ve yeniden disipline edilmesi girişimi olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle ODTÜ’de yaşanan olay, ifade özgürlüğü ile değil, kamusal alanın sınırlarının kim tarafından çizileceği sorusuyla ilgilidir.

Bu çerçevede milliyetçi provokasyonların etkisi yalnızca anlık bir gerilim yaratmak değildir. Daha uzun vadede güvenlikçi politikaların hayata geçirilmesini hızlandırır, üniversite yönetimlerini daha kontrolcü pozisyonlara iter ve öğrenci hareketinin meşru politik alanını daraltır. Böylece görünürde çeşitli hassasiyetlere dayanakla ortaya çıkan mobilizasyonlar, fiiliyatta kamusal alanın çoğulcu yapısını zayıflatan bir sonuç üretir.

ODTÜ’nün dayanışmacı ve örgütlü öğrenci kültürü ise bu tür müdahalelere karşı yalnızca bir tepki değil, aynı zamanda alternatif bir kamusallık biçimi üretir. Şenlik geleneği, müşteri ilişkisi ya da dışsal sembolik sahiplenme yerine, öğrencilerin kolektif üretimi ve ortak kültürel alan yaratımı üzerinden işler. Bu nedenle yaşanan gerilim, iki farklı kamusallık anlayışının, (biri dayanışmacı ve özerk, diğeri dışarıdan müdahale ile şekillenen ve disipline edici) çarpışması olarak okunmalıdır.

Sonuç olarak, ODTÜ’deki son olaylar, milliyetçi mobilizasyonun üniversite kamusal alanı üzerindeki etkisini ve bunun "protesto hakkı" ile “provokasyon” arasındaki sınırı nasıl yeniden ürettiğini göstermektedir. Bu sınır, hukuki bir çizgi olmaktan ziyade, sınıfsal ve ideolojik güç ilişkilerinin sürekli yeniden kurduğu bir alandır. Bu nedenle mesele, tekil aktörlerin davranışından çok, bu davranışların hangi hegemonik düzeni güçlendirdiği ya da hangi karşı-hegemonik alanı daralttığı sorusu üzerinden değerlendirilmelidir.

17.05.2026 07:20

Yaz beklenirken sağanak bastırdı: Bu bölgelerde dışarı çıkarken dikkat

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu için kuvvetli sağanak uyarısı yaptı. İstanbul’un da aralarında bulunduğu birçok ilde sel ve ulaşım aksamalarına karşı dikkat çağrısı yapıldı.

Yaz beklenirken sağanak bastırdı: Bu bölgelerde dışarı çıkarken dikkat

Fotoğraf: Danielle-Claude Bélanger/Unsplash

17.05.2026 10:47

CHP'li Karabat: ABD'nin 'meşruiyet' desteğinin bedeli doğal gazda ödeniyor

CHP Genel Başkan Yardımcısı Özgür Karabat, "Türkiye 5 ayda ABD’den 305,5 milyar fit küp doğal gaz ithal etti. Buna 2 milyar 667 milyon dolar ödeme yapıldı. Aynı miktardaki LNG'yi Katar’dan alsaydı 1,2 milyar dolar daha az ödeme yapacaktı" dedi.

CHP'li Karabat: ABD'nin 'meşruiyet' desteğinin bedeli doğal gazda ödeniyor

Fotoğraf: TCCB

17.05.2026 09:15 / Güncelleme: 11:28

İSKİ açıkladı: İstanbul barajlarında son durum endişe yarattı

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) yaptığı güncel açıklamada, İstanbul'daki baraj doluluk oranlarında son dönemde yaşanan değişimi paylaştı.

İSKİ açıkladı: İstanbul barajlarında son durum endişe yarattı

Fotoğraf: DHA

17.05.2026 12:33

Hesabına 35 milyon liradan fazla para girişi: Rasim Ozan Kütahyalı’nın emniyet ifadesi ortaya çıktı

Adana merkezli 21 ilde yasa dışı bahis ve kara para aklama suçlarına yönelik düzenlenen operasyonda gözaltına alınan 154 şüpheli adliyeye sevk edildi.

Hesabına 35 milyon liradan fazla para girişi: Rasim Ozan Kütahyalı’nın emniyet ifadesi ortaya çıktı

Rasim Ozan Kütahyalı

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!