17.05.2026 00:10

Hürmüz Krizi: Verimliliğin faturası ve gelecek senaryoları

ABD’in İran’a başlattığı savaş Hürmüz'de hem üretimi durdurup hem de 20 milyon varil petrolü içeri hapsederek çifte tıkanma yaratırken, küresel enerji mimarisi güvenlik odaklı yeni alternatiflere yöneliyor.

Hürmüz Krizi: Verimliliğin faturası ve gelecek senaryoları

Fotoğraf: AA

Dr. Mühdan Sağlam
Enerji Uzmanı


28 Şubat'ta başlayan ABD/İsrail ile İran savaşı, yarattığı insani bedel kadar Hürmüz Boğazı'nın kapanmasıyla beraber küresel piyasalarda enerji fiyatlarından gübreye, helyumdan plastiğe Asya piyasaları başta olmak üzere ciddi bir şok yarattı. Hürmüz'ün kapanmasının yanı sıra bölgedeki enerji üretim ve rafineri/ayrıştırma ünitelerinin de saldırıların hedefi olması, savaş derhal son bulsa dahi yıllara yayılacak bir onarım süreci anlamına geliyor. Ancak Hürmüz kriziyle görünür olan bir diğer sonuç, uzun yıllardır enerji mimarisinin dayandığı yapının kriz dönemlerinde neredeyse çökmesi. Körfez bölgesindeki üretim ile küreselleşme arasında nasıl bir ilişki var? Hürmüz Krizi neden iki yönlü bir tıkanma olarak görülebilir? Bu kriz gelecekteki enerji mimarisine dönük nasıl ipuçları veriyor? Bu yazıda bu sorulara yanıt arayacağız.

Küreselleşme ve enerji mimarisi

1980'lerde temelleri atılan, 1990'larda hız kazanan küreselleşme süreci; malların, hizmetlerin ve sermayenin serbest dolaşımını esas alan, devleti büyük ölçüde düzenleyici bir aktör olarak konumlandıran bir ekonomik düzeni ifade ediyordu. Tam da bu mantık gereği ürünlerin en ucuz olduğu yerde üretilmesi, en kısa yoldan taşınması temel pusula oldu. Üretim coğrafyası yeniden yazıldı. Bu yeniden yazım emek açısından sendikaların zayıf, iş güvencesinin kâğıt üzerinde kaldığı, çevre düzenlemelerinin yatırımcıya göre şekillendiği adreslere kaymak anlamına geldi; bu model diğer ülkelere de örnek gösterildi. Somutlaştırmak gerekirse: tekstil Bangladeş'e, elektronik montaj Çin'e, çağrı merkezi Filipinler'e taşındı. Sermaye dolaşmakta özgürdü; emek ise yerinde saymak zorundaydı.

Bu üretim modeliyle yaratılan servet klasik anlamda mala, mülke değil, belli finansal merkezlerde değerlendirilmeye çalışıldı; piyasalar krizlerde her şeyden önce bakılan, yangında ilk kurulması gereken bir nitelik kazandı. Bu eğilime karşın piyasaların ve finansal hareketlerin savaşlarda, kıtlıkta, krizlerde çözüm üretmediği, tam da bu çözümlerin fiyatlanmasıyla varlıklarını sürdürdüğü görüldü.

Enerji mimarisi açısından bu ekonomik yol haritası, üretim ve işleme faaliyetlerinin limanlara ve ana taşıma hatlarına yakın bölgelerde yoğunlaşmasına yol açtı. Petrol üretimi, rafinaj ve türev ürünlerin işlenmesi çoğu zaman aynı coğrafi kümelenme içinde gerçekleşirken, gazdan helyum, üre ve amonyak gibi ürünlerin üretimi de çoğu durumda aynı tesisler içinde ya da birbirine yakın konumlarda kalıcılaştı. Bu modelin ayırt edici özelliği, verimlilik ve ölçek ekonomileri sağlarken güvenliği büyük ölçüde dışsal ve verili kabul etmesiydi.

Bu soyutlamanın en somutlaştığı bölgelerin başında Körfez geliyor. Yedi petrol ve gaz üreticisinin yer aldığı bu bölgede uzun ve maliyetli alternatif boru hatları yerine Hürmüz Boğazı ve deniz taşımacılığı ön plana çıkarıldı; üreticiler nakliye maliyetini minimize ederek rekabet avantajı elde etti. Bu yaklaşımın güvenlik risklerini barındırdığı aslında daha önce de görülmüştü, İran-Irak Savaşı ve tanker savaşları bunun en somut örnekleriydi. Görmek istemeyene göz ve deneyim yetmedi; sorun görmezden gelindi ya da geride kalan talihsiz bir döneme özgülendi. Hürmüz'ü Malakka'dan ayıransa yalnızca bir boğaz değil, aynı zamanda üretimin de bu dar alanda yoğunlaşmasıydı. Başka bir ifadeyle Körfez'de geçit ile üretim aynı anda kilitlenebilirdi ve kilitlenen de tam bu oldu.

Enerji mimarisinde varsayımların çöküşü

Enerji mimarisinin yaslandığı yapının örtük dört varsayım var: Denizlerde seyrüsefer serbestisinin kesintisiz süreceği, enerji altyapılarının doğrudan hedef alınmayacağı, karşılıklı bağımlılığın çatışmayı sınırlayacağı ve enerji piyasalarının finansallaşması sayesinde olası kesintilerin sistem içinde dengelenebileceği.

İlk olarak, 2019'da Suudi Arabistan'daki Abqaiq-Khurais saldırısı, enerji altyapısının korunması gereken bir varlık olmaktan çıkarak doğrudan hedef haline geldiğini gösterdi. Ukrayna Savaşı'yla birlikte boru hatları, rafineriler, depolama tesisleri ve tankerler sistematik biçimde vuruldu; Kuzey Akım hattı başta olmak üzere kıtalar arası enerji akışını sağlayan sistemler ciddi hasar gördü. Kullanılan dronlar ise yüksek değerli enerji altyapılarının görece düşük maliyetli araçlarla hedef alınabildiği yeni bir güvenlik paradigmasına işaret ediyor.

İkincisi, Süveyş Kanalı’nın 1956 ve 1967’de kapanması, Hürmüz Boğazı’nda tanker Savaşları ve Tiran Boğazı ablukası, Kızıldeniz’deki Husi saldırıları gibi gelişmeler, jeopolitik çatışma dönemlerinde kritik geçitlerin fiilen askıya alınabildiğini gösteren örnekler oldu. Hürmüz’deki son tıkanma bunu yeniden tescilledi.

Üçüncüsü, ticaret devleti tartışmalarında kapitalizmin küresel işleyişinin temel taşlarından olan karşılıklı bağımlılık savaşı önler tezi Ukrayna Savaşı’yla yanlışlandı. 1970'lerin başında SSCB ile başlayıp Rusya ile devam eden Avrupa-gaz ilişkisi çatışmayı önlemeye yetmedi; savaş durumunda enerji ilişkilerinin riske girmesi aktörler tarafından katlanılır bir bedel olarak görüldü. Karşılıklı bağımlılık, susturucu ve önleyici bir rol oynamaya yetmedi.

Son olarak, 1980'lerden itibaren enerji piyasalarının finansallaşması, olası kesintilerin piyasalar aracılığıyla dengeleneceği yönünde bir beklenti yaratmıştı. Ancak görüldü ki enerji fiyatlarında artış yaşanması, üretimin teknik ayağındaki sorunları gideremiyor; sadece zaman zaman üretimi cazip kılıyor. Enerji üretimi yalnızca ekonomik değil, fiziksel ve zamansal kısıtlarla belirlenen bir yapıdır. Para basar ama vakit satın alamaz.

Hürmüz krizi ve iki yönlü tıkanma

Hürmüz krizini benzerlerinden ayıran en önemli fark, çift boyutlu bir tıkanmaya neden olması. İlk olarak boğazın kapanmasıyla günlük 20 milyon varil petrol, aylık 10 bcm gaz ve türev ürünler içeride hapsoldu. Dahası 340 milyon varillik stratejik petrol rezervi de "Hürmüz hep açık kalır" düşüncesi ve rahatlığıyla aynı bölgede tutulmuştu. Yani yangın söndürme tüpleri de yangının olduğu evde tutulmuştu. Başka bir anlatımla 1973 krizinden farklı olarak moleküller üretildi, ancak hapis kaldı.

İkinci tıkanma üretimin kendisinden geldi. Körfez üreticilerinin gazdan petrole, üretimi kuyulara yakın ve limanlara kolay erişebilir şekilde oluşturduğu konsantre yapı, bir tesisin hedef alınmasıyla durma noktasına geldi. Katar'ın mücbir sebep ilan ederek üretimi durdurduğu Ras Laffan tesisleri, dünyanın en verimli ve en uygun maliyetli üretim noktalarından biriydi. Ancak tesisin bir bölümüne yönelik saldırı, helyumdan üreye, gaz sıvılaştırmadan gübre üretimine tüm üretimin birden askıya alınmasıyla sonuçlandı. Benzer bir durum BAE ve Suudi Arabistan'da da yaşandı. Yani Hürmüz'de verimlilik odaklı konsantre üretim modeli ile tek güzergâh teorisi aynı anda çıkmaza girdi.

Yeni mimari ve Türkiye

Kızıldeniz deneyimi Hürmüz Krizi’nden sonrasına dönük ipuçları sunuyor. 7 Ekim sonrasında Kızıldeniz'e dönük saldırıların ardından gemilerin önemli bir bölümü pahalı, daha dolambaçlı n ama daha güvenli olan Ümit Burnu güzergâhını tercih etti. Benzer bir eğilimin Hürmüz için de geçerli olması sürpriz olmayacaktır. Bu dönüşüm, yalnızca güzergâh değişikliğinden ibaret değil; kimin bu yeni mimaride merkezi konuma oturacağını da yeniden belirleyecek.

Bu çerçevede sahada üç rekabet eden model öne çıkıyor. Birincisi İsrail/IMEC ekseni: Hindistan'dan Avrupa'ya uzanan bu güzergâh Suudi petrolü başta olmak üzere Körfez enerjisini boru hatlarıyla Hayfa üzerinden Akdeniz'e taşımayı hedefliyor. Netanyahu'nun "Arap yarımadası petrolünü İsrail üzerinden dünyaya satmak istiyoruz" çıkışı ve BAE-İsrail'in perde gerisinden desteklediği Suriye üzerinden Irak-Kuveyt petrolünü Akdeniz'e çıkarma projeleri bu eksenin somut yansımaları. İkincisi Körfez'in Umman üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na erişimi, Hürmüz'ü tamamen bypass eden ama kapasitesi sınırlı kalan bir seçenek. Üçüncüsü Türkiye'nin Kalkınma Yolu ve Orta Koridor üzerinden Irak, Kuveyt ve Suudi Arabistan petrolünü Ceyhan'a taşıma hedefi. Zaten Ceyhan'daki depolama kapasitesinin 2028'de 45 milyon varile çıkarılması hedefi hem iç tedarik güvenliğini hem de bu fırsat penceresini açık tutma amacını taşıyor. Kazakistan petrolü ve Türkmenistan gazının Hazar'dan çıkarılıp gazın TANAP'a, petrolün BTC'ye aktarılması da bu tablonun ayrılmaz bir parçası.

Toparlamak gerekirse: Hürmüz krizi yalnızca bir boğazın kapandığını değil, bir modelin çıkmaza girdiğini gösterdi. Verimlilik, güvenliğin yerini tutmaz; yoğunlaşma, dayanıklılığın önüne geçemez. Bundan sonraki enerji mimarisi güzergâh çeşitliliği ve dağınık üretim mantığı üzerine kurulmak zorunda. Bu dönüşümde hangi aktörlerin merkeze oturacağını ise jeopolitik tercihler kadar altyapıya yapılan yatırımlar ve zamanında alınan kararlar belirleyecek. Türkiye'nin elindeki fırsat penceresi açık,  ama pencereler kapanır.

16.05.2026 17:40

Türkiye Kupası finali: Trabzonspor-Konyaspor maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda?

Türkiye Kupası’nda Trabzonspor ile Konyaspor karşı karşıya gelecek. Türkiye Kupası finalinin ne zamana hangi kanalda olduğu haberimizde.

Türkiye Kupası finali: Trabzonspor-Konyaspor maçı ne zaman, saat kaçta, hangi kanalda?
16.05.2026 14:07

Kadir İnanır'ın tedavisi yoğun bakımda sürüyor

Pnömoni nedeniyle yoğun bakıma alınan Kadir İnanır’ın tedavisi sürüyor. Başhekim Prof. Dr. Hüsnü Görgen, sanatçının sağlık durumunda kısmi iyileşme görüldüğünü, bir süre daha yoğun bakımda gözetim altında tutulacağını açıkladı.

Kadir İnanır'ın tedavisi yoğun bakımda sürüyor
Kadir İnanır | Fotoğraf: Özcan Yaman

16.05.2026 15:49

40 ülkeye ücretsiz vize kararı: Türkiye listeye alınmadı

Sri Lanka hükümeti, turizmi canlandırmak amacıyla 40 ülke vatandaşına ücretsiz vize uygulaması başlattı. Yeni düzenlemede Türkiye yer almadı.

40 ülkeye ücretsiz vize kararı: Türkiye listeye alınmadı

Fotoğraf: Pixabay

16.05.2026 10:28

Antakya Çevre Koruma Derneği: 'Deprem bölgesinde doğa yeniden sermayeye kurban ediliyor'

15 Mayıs Dünya İklim Günü dolayısıyla açıklama yapan Antakya Çevre Koruma Derneği, Hatay’da 6 Şubat depremlerinin ardından süren yeniden yapılanma sürecinin ekolojik yıkımı derinleştirdiğini belirtti.

Antakya Çevre Koruma Derneği: “Deprem bölgesinde doğa yeniden sermayeye kurban ediliyor”

Antakya | Fotoğraf: DHA

16.05.2026 10:24

CHP’li Kara’dan vergi teklifine tepki: 'Deprem bölgesi ve emekçiler yine görmezden geliniyor'

CHP’li Nermin Yıldırım Kara, Meclis’te görüşülen vergi teklifinin deprem bölgesi, emekçiler ve üreticileri dışarıda bıraktığını belirterek düzenlemenin sosyal devlet anlayışına aykırı olduğunu söyledi.

CHP’li Kara’dan vergi teklifine tepki: “Deprem bölgesi ve emekçiler yine görmezden geliniyor”

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!