Yücel Sayman 87. yaş gününde İstanbul Barosu'nda anıldı
İstanbul Barosu eski başkanı Yücel Sayman, doğum gününde düzenlenen etkinlikte anıldı. Konuşmalarda Sayman'ın muhalif baro anlayışı, insan hakları mücadelesi ve demokrasiye katkıları hatırlatıldı.
Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
Yücel Sayman, 87. doğum gününde düzenlenen etkinlikle anıldı. İstanbul Barosu eski başkanı olan Sayman için gerçekleştirilen etkinlikte, yalnızca bir hukukçu değil; “muhalif baro”, “savunmayı savunmak”, insan hakları mücadelesi ve demokrasi anlayışları konuşuldu. Salonda zaman zaman kahkahalar yükseldi, zaman zaman duygusal anlar yaşandı.
9 Mayıs’ta, Yücel Sayman’ın doğum gününde İstanbul Barosu Kültür Merkezi’nde düzenlenen programın sunumunu Avukat Nilüfer Erdoğan üstlendi. Açılış konuşmasını yapan İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, Sayman döneminin İstanbul Barosu açısından kurumsal dönüşümün yaşandığı yıllar olduğunu söyledi.
Staj Eğitim Merkezi’nin kurulmasını hatırlatan Kaboğlu, “Kim olumlu bir çalışma yaptıysa, katkıda bulunduysa o çalışmaları daha ileriye taşımak bizim görevimizdir. Bizim görevimiz sürekli eksik aramak, şunu yapamadı, bunu yapamadı diyerek eleştirmek değildi” diyen Kaboğlu, Yücel Sayman döneminde İstanbul Barosu’nda önemli adımlar atıldığını söyledi.
Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
“Baro savunmanın örgütüdür ve muhaliftir derdi”
Söyleşi bölümünün moderatörlüğünü ise Avukat Nilgün Yücel yaptı. İlk sözü alan Avukat Orhan Kılıç, Sayman’ın İstanbul Barosu’na yalnızca yönetsel değil, siyasal ve düşünsel bir çizgi kazandırdığını söyledi.
“Baro savunmanın örgütüdür ve muhaliftir derdi” diyen Kılıç, “Yücel Sayman diye bir okul olsa ben kendimi o okuldan mezun sayarım” ifadelerini kullandı.
Sayman’ın “uyum” anlayışını da anlatan Kılıç, “Uyum ama eşitlik içerisinde, karşı tarafın egemenliğine girmeden uyum diye tanımlıyordu” dedi.
Kılıç, Sayman döneminde İstanbul Barosu’nun gözaltı merkezlerinden karakollara kadar halkın yanında görünür olduğunu anlattı. O dönemde gözaltına alınan yurttaşlar için avukatların gece gündüz karakollara gittiğini söyleyen Kılıç, bir gözaltı sürecinde yaşadıklarını aktararak şunları söyledi:
“Gözaltına alınanlarla biz de gözaltına alındık. Avcılar Emniyet Müdürlüğü’ne gittik. Emniyet Müdürü bizi görünce şaşırdı. Sonra Yücel Hoca dönemin İçişleri Bakanı’nı aradığını öğrendik. O aramadan sonra bir anda tavırlar değişti. Çünkü Yücel Sayman’ın temsil ettiği baro, halkın yararına olan meselelerde geri adım atmayan bir baroydu.”
Kılıç, o yıllarda İstanbul Barosu’nun toplum nezdindeki etkisini anlatırken, “Baro halkın yararına olan şeylerde ne kadar dik durursa karşı taraf sizi o kadar hesaba alır derdi. İstanbul Barosu’nun halkın en çok güvendiği kurum haline geldiğini o dönemde gördük” ifadelerini kullandı.
Kılıç ayrıca Sayman döneminde “savunmayı savunmak”, “avukatlık hukuku”, “savunmanın işlevi” gibi bugün yaygın kullanılan kavramların ilk kez kurumsal biçimde tartışıldığını söyledi. Kadın Hakları Merkezi, Çocuk Hakları Merkezi, İnsan Hakları Merkezi ve Avukat Hakları Merkezi’nin de bu dönemde kurulduğunu anlattı.
Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
“Yücel Sayman döneminde komisyonlar özgürleşti”
Ardından konuşan Avukat Kamil Tekin Sürek ise Sayman dönemini “İstanbul Barosu’nun altın çağı” olarak tanımladı.
Sürek, daha önce cezaevleriyle ilgili hazırlanan raporların yönetim isterse yayımlandığını, istemezse kamuoyuna açıklanmadığını belirterek, “Yücel Sayman döneminde komisyonlar özgürleşti. Cezaevleri raporları doğrudan kamuoyuyla paylaşılmaya başlandı” dedi.
Susurluk sürecinden F Tipi cezaevlerine kadar birçok kritik dönemde Sayman’ın aktif rol aldığını söyleyen Sürek, “F Tipi cezaevlerine karşı gece gündüz mücadele etti” diye konuştu.
CMUK kurulduktan sonra uzun süre karakollara giden, duruşmalara giren zorunlu savunmaları vekalet ücreti ödenmesi düzenlemesi olmadığını söyleyen Sürek, “Ve Baro yerine karakollar ve mahkemeler kendilerinin istediği avukatı çağırıp istedikleri ifadeyi imzalatıyordu. Biz Baro olarak buna karşı mücadele ettik zorunlu savunmanın ancak Baro tarafından görevlendirilebileceğini savunduk ve bu kurumu oturtabilmek için vekalet ücreti almadan karakollara gittik, duruşmalara girdik. Sonunda bugünkü hale getirdik” dedi.
Sürek ayrıca Sayman’ın savunmayı yalnızca teknik bir hukuk faaliyeti olarak görmediğini vurgulayarak, “Savunmayı, devletin cezalandırma kudretine karşı örgütlü bir güç olarak tarif ederdi” ifadelerini kullandı.
Gazeteci Fatih Polat ise Sayman’ın demokrasi ve barış mücadelesindeki rolünü anlattı. Polat, Sayman’ın çözüm süreçlerinde sorumluluk almaktan kaçınmadığını belirterek, “Risk alan bir yerde durdu” dedi.
Polat, Sayman’ın devlet karşısında toplumsal özgürlüklerin genişletilmesini savunduğunu ifade ederek, “Çatışmasız bir çözüm fikrinin toplumsallaşması için mücadele etti” diye konuştu. Sayman’ın gazetecilerle ilişkisine de değinen Polat, onun farklı düşüncelere alan açan bir isim olduğunu söyledi.
Etkinliğin en dikkat çeken anlarından biri ise “Anılarla Sayman” bölümünde yaşandı. Avukat Ali Saydı, Sayman’ın hastalığı döneminde kurduğu cümleyi aktarınca salonda hem kahkahalar hem hüzün oluştu:
“Kanser mikrobu salak… Beni öldürürse kendisinin de öleceğini bilmiyor.”
Saydı, Sayman’ın yalnızca politik olarak değil, kendi içinde de sürekli tartışan biri olduğunu belirterek, “Kadın değilim, işçi değilim, Kürt değilim ama bu hakları savunuyorum derdi” ifadelerini kullandı.
Avukat Ata Yazıcıoğlu ise Sayman’ın mirasının bugün hâlâ aşılamadığını söyledi. Yazıcıoğlu, “Savunma, siyasal iktidarın cezalandırma kudretine karşı halkın hak arama özgürlüğünün güvencesidir” diyerek Sayman’ın hukuk anlayışını anlattı.
Yazıcıoğlu, Sayman’ın muhalefet anlayışını şu sözlerle aktardı:
“Ben kendime de muhalefetimdir, bunda özgürlüğün tadını bulurum.”
Sayman’ın eşitlikçi tavrına dikkat çeken Yazıcıoğlu, “Değişmeye açıktı, herkesle demokratik ilişki kurardı. Onun mirası hâlâ yaşıyor” dedi.
Avukat Zehra Coşkun ise Sayman’ın mizahını anlattı. Alman Vakıfları davasında savcının “partnerleri” ifadesini kullanmasına müdahale eden Sayman’ın salonda gülüşmelere neden olduğunu aktardı.
Etkinlikte mektubu okunan Emrah Cilasun ise Sayman için, “Gerçek bir materyalistti, korkusuzdu” ifadelerini kullandı. Cilasun’un mektubunda, Sayman’ın “zorbaların karşısında duran”, “aklın özgürlüğünü savunan” bir hukukçu olduğu vurgulandı.
Hacer Sayman | Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
Programın en duygusal konuşmalarından birini ise Sayman’ın eşi Hacer Sayman yaptı. Sayman, eşini “İflah olmaz bir demokrat, iflah olmaz bir feminist, iflah olmaz bir sosyalist, iflah olmaz bir özgürlükçü düşünce ve aşk adamıydı sevgilim” sözleriyle anlattı. Hacer Sayman, eşinin en keyif aldığı uğraşlardan birinin ise Evrensel Gazetesi’nin pazar eki için yazdığı köşe yazıları olduğunu söyledi. Bilgisayar kullanmayı da bu süreçte öğrendiğini belirten Sayman, yazılarının ortak başlığının ise “Özgürlük” olduğunu aktardı.
Yücel Sayman’ın yaşamını anlatırken duygulanan Hacer Sayman, “Sevgilim hiç yaşlanmadı, hiç emekli olmadı” dedi. Birlikte geçirdikleri 44 yılı “müstesna bir aşk ve dayanışma hikâyesi” olarak tanımlayan Sayman, eşinin sürgünden akademik çalışmalara, basketboldan devrimci mücadeleye uzanan yaşamını anlattı.
Etkinlik, Yücel Sayman’ın İstanbul Barosu Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmanın video gösterimiyle sona erdi.
Evrensel'i Takip Et