Yüz binlerce işçiden alanlara kaç kişi çıktı?
"İstanbul’un batı yakasındaki sanayi havzalarında çalışan 150 binden fazla işçiden çok azı alanlara çıkabildi. Sendikal bürokrasi, patron baskılarına rağmen alanlara çıkan işçilerin taleplerinin birleşmesi umut verici."
Fotoğraf: Evrensel
İbrahim KIZILYER
DİSK Gıda-İş İstanbul Temsilcisi
2026 1 Mayıs Kadıköy mitingi öncesi ve sonrasında, sosyal medyada birçok olumlu ve olumsuz değerlendirme yapılmaya devam ediyor. Ancak asıl tabloyu verilerle okumak gerekiyor: Avcılar, Beylikdüzü, Silivri, Çatalca, Arnavutköy ve Esenyurt ilçelerini çevreleyen onlarca sanayi havzasında çalışan 150 binden fazla işçiden kaçı alanlara (Kadıköy, Edirne, Kartal vb.) çıkarak taleplerini haykırabildi?
DİSK’e bağlı sendikaların yedi işyerinden Kadıköy’e taşıdığı işçi sayısı 200’ü geçmediği gibi, Türk-İş’e bağlı sendikalar eliyle Edirne’ye taşınan işçilerin sayısını tahmin etmenin güçlüğü bir yana; gidenlerin ne amaçla orada toplandığının bizzat katılan işçiler tarafından dahi anlaşılamamış olması meselenin başka bir boyutudur. Sendikasız işyerlerinde ise Kadıköy 1 Mayıs’ına veya İstanbul’daki diğer alan çağrılarına; siyasi parti, dernek veya farklı çevrelerle katılmakta tereddüt etmeyen işçi sayısının "iki elin parmaklarını geçmeyeceği" tespitinde bulunmak ne yazık ki yanlış olmayacaktır.
Geçmiş dönemlerden farklı olarak, 2026 1 Mayıs arifesinde sermayenin saldırı kapsamı giderek genişlemekteydi. 2024 ve 2025 yıllarında verilmeyen Temmuz zamları, sendikasız çalışan tüm işçilerin daha da yoksullaşmasına neden olduğu gibi; sendikalı olup toplu sözleşmelerin imzalandığı işyerlerinde de TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranları, ücretleri asgari ücret seviyesine çekmenin bir aparatı olarak işlev gördü. Bu nedenle son birkaç yıldır sendikaların büyük çoğunluğu asgari ücret ve Temmuz zammı konusunda ortak ses çıkarmaya başladı. Asgari ücretin düşük tutulmasının, TİS (Toplu İş Sözleşmesi) masasında patron tarafının pazarlık gücünü artıran bir silah olarak kullanıldığı işçi tabanında da anlaşılır hale geldi ve sendikal yapılara karşı tepkiler arttı.
Özellikle ABD ve İsrail’in İran’a saldırısıyla beraber işverenler; "sipariş azalması", "hammadde yokluğu" ve petrol fiyatlarının artması gibi süreçleri bahane ederek baskılarını iyice artırdılar. Savaşın etkileri işçi ve emekçiler tarafından çarşı-pazarda yüksek enflasyon olarak hissedilirken, patronlar bu durumu fırsata çevirerek örgütlü bir saldırıya geçtiler. Tekstildeki daralma ve konkordato uygulamaları, tüm iş kollarında patronlar için usulsüz iflas yöntemlerine ve tazminatsız işten atmalara dönüştü. Aylardır ücret alamayan işçiler, adeta işverenlerin insafına bırakıldı.
Bu süreçte ilk olarak, fazla mesai ile geçimini sağlamaya çalışan sendikasız işçilerin ücretleri; ücretsiz izinler, 4’lü ve 7’li çalışma sistemleri ile tırpanlandı. Bazı işyerlerinde tazminat fısıltıları yayıldı, hatta alacakların taksitlendirilmesine dair tutanaklar imzalatıldı. Diğer tarafta, TİS görüşmelerinin başladığı taşıma, gıda ve petrokimya iş kollarındaki yabancı menşeli firmaların patronları; mevcut ortamı bahane ederek %10-15 gibi komik zam teklifleriyle masaya oturdular. "İşçi azaltma ve fabrika kapatma" söylemleriyle çalışanlara aba altından sopa göstermekten çekinmediler.
Analizini yaptığımız bu bölgede, 2026 1 Mayıs öncesi işçi kitlelerinin sorunları geçen yıla nazaran daha da büyümüş, öfkesi artmış durumdaydı. Bir tarafta üç konfederasyona bağlı 20 civarında işyerinde örgütlü 10 bin sendikalı işçiyi; diğer tarafta sendikasız yüz binlerce işçiyi 1 Mayıs’a giderken kim, nasıl, hangi araçlarla aydınlatacak ve eylemlilik sürecine katacaktı?
Bizler; fabrikalardan başlayarak havzaya yayılan çağrıları, işçi kitlelerine cesaret veren 1 Mayıs marşlarının OSB’lerde yankılanmasını, servis duraklarını süsleyen "Yaşasın 1 Mayıs" afişlerini hiçbir zaman küçümsemedik. Arnavutköy-Haraççı’da 200’den fazla metal işçisinin ücret ve tazminatlarına çökülmesiyle başlayan direnişi, Harmancı Etiket’te Mart sonunda bir iş cinayeti sonucu asansör kazasında yitirdiğimiz Mehmet Kaymaz’ın hesabını sormayı ve Cerrahpaşa KYK yurdunda işten atılan Gıda-İş üyesi aşçıların mücadelesini 1 Mayıs çağrısıyla birleştirdik. Eski adı Elif Plastik olan fabrikada 4’lü sisteme karşı örgütlenen işçilere, sendikalı olmanın hayati önemini kavratmaya çalıştık.
Küçükburjuva anlayışların işçi hareketinin gerçeğini anlamaktan uzak tavırlarını ve sendikalara çöreklenmiş bürokratik yapıların bölücü etkilerini bu 1 Mayıs’ta daha net gördük. Sendikal bürokrasinin manyetik alanına hapsedilmiş işçilerin çaresizliği; "Edirne’ye veya Bursa’ya geleceksin" tehditleri karşısında duydukları korkuyla yüzlerine yansıyordu.
Tüm engellere rağmen alana çıkan işçilerin büyük çoğunluğu sendikalı işyerlerinden geliyordu. Metal işçilerinin gür sesi, genel hizmet işçilerinin sloganları, kortejlerin arkasında heyecanla yürüyen petrokimya işçileri ve tüm DİSK üyelerinin "İnsanca Ücret, Vergide Adalet" talebi; Türk-İş’e bağlı şubelerin pankartları altında katılan sınıf kardeşlerimizin haykırışlarıyla birleşti. Bu birleşme, belleklerimize umut verici bir adım olarak kazındı.
İşçilerin sendikalardaki bürokratik yapıları dağıttığı, kendilerinin söz ve karar sahibi olduğu, fabrikalar arası kalıcı bağlerin kurulduğu; grevlerden, direnişlerden ve işten atmalardan ders çıkararak örgütlendiği bir 2027 1 Mayıs’ında buluşmak dileğiyle...
(İşçi Sendika Servisi)
Evrensel'i Takip Et