İzmir 1 Mayıs’ı, belediyeler ve iki çizgi
En doğru cevabı, Cemil Tugay’ı kürsüye çıkarmayan ve sendikal bürokrasiye rağmen kürsü kullanan DIGEL, Temel Conta ve belediye işçileri İzmir 1 Mayıs’ında vermiştir.
Fotoğraf: Evrensel
Can Bahadır
Emekli İzBB işçisi, DİSK/Genel İş Eski Şube Bşk.
2026 İzmir 1 Mayıs’ına dair söz söylemeden önce İzmir 1 Mayısları denince akla ne geliyor dersek; yıllardır farklı konfederasyonların birlikte miting gerçekleştirdiği tek meydanın Gündoğdu olması, suni siyasi ayrılıklar nedeniyle kendilerini farklı siyasi görüşlerde tanımlayan işçi ve emekçilerin aynı meydanda hem İstiklal Marşı’nı hem Enternasyonal marşını söyleyerek buluşabilmesi, farklı kollardan yürüyen Türk-İş, DİSK ve KESK kollarının “onlar geliyor” denilen kitlesellikleri ve hem Belediye-İş hem Genel-İş kortejlerinde yürüyen belediye işçilerinin saymakla bitmeyen ve genellikle 5’er bin kişiye ulaşan kitlesel katılımlarını bir çırpıda sayabiliriz. Şimdi bir de 2026 İzmir 1 Mayıs’ına bakalım.
2026 İzmir 1 Mayıs’ında yaşananlar
2026 1 Mayıs’ında en alışıldık olan tertip komitesinin her zaman olduğu gibi toplanarak İzmir’de 1 Mayıs’ın yine ortak olacağını duyurmasıydı. Bu açıklamanın ardından 1 Mayıs’a işçi ve emekçileri katmak, savaşın ve sömürünün faturasını reddedecek bir mücadeleyi 1 Mayıs’a taşımak için ne yapıldı dersek, buna verilecek pek bir cevap yok.
Ortak kutlanacak 1 Mayıs’a iş yerlerinden başlayan çağrılarla ve haftalara yayılan günlük planlarla İzmir işçi ve emekçilerini hazırlamak, tertip komitesinin esas göreviyken, teknik hazırlıklarla sınırlı bir çalışmayla yetinildi. Yapılan tek somut iş, Kemeraltı girişinde halka bildiri dağıtmak olurken, tertip komitesinin en temel tartışmasını ise İzBB başkanı Cemil Tugay’ın 1 Mayıs kürsüsünde söz alıp almayacağı oluşturdu.
Bu tartışmanın temelini şüphesiz Cemil Tugay’ın belediye başkanlığı döneminin başından itibaren işçi ve emekçilere yönelik işten çıkarma, havuz gibi uygulamalar ve toplu sözleşmelere yönelik kazanılmış hakların geri alınmak istenmesi oluşturuyordu. Geçen yıl tertip komitesinin kararı dışında söz verilmesi ve hemen 1 Mayıs’ın ardından İzmir Büyükşehir grevinde sergilenen tutumlar, bu meselenin neden bu kadar önemsendiğini gösterirken yine de tartışma buraya sıkıştırmamalıydı.
Tertip komitesindeki bir diğer tartışma ise 500 günü aşkın süredir İzmir’de sendikal hakları için direnen DIGEL Tekstil ve Temel Conta işçilerinin konuşma talebiydi. Direnişteki işçilerin bu haklı ve meşru talebi, tertip komitesinde tam olarak kabul görmedi. İşçilerin, kürsüde sadece selamlama yapması kararı ağır bastı. Bu iki konuşma talebine ilişkin; direnişteki işçiler ile işçilerin kazanılmış haklarına saldıran, grev hakkını itibarsızlaştıran bir belediye başkanının konuşmasının pazarlık konusu yapılması tertip komitesinde irade birliğini bozdu.
İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri içindeki genel kanı, Cemil Tugay'ın işçi düşmanı politikaları nedeniyle sahnede yer almaması ve söz kullanmaması yönündeydi. Kendisine iletilen bu duruma rağmen, Cemil Tugay sahneye çıkar mıydı bilinmez ancak direnişteki TEKSİF üyesi tekstil işçileri ve Belediye-İş üyesi belediye işçileri ile birkaç sendikacının tepkisiyle alanı terk etmek zorunda kaldı. Alanda Tugay’dan geriye sahneyi İzBB’nin kurduğu, sanatçıyı İzBB’nin getirdiğine ilişkin talihsiz açıklamaları ile alışılmış patron kibri kaldı.
1 Mayıs'ın siyasallaşması tartışmaları
1 Mayıs’ta İstiklal Marşı’nın okunmasını protesto eden sınıf dışı “sol” akımların karşılık bulmayan protestosunun başka bir benzerini ise TKP yapmaya çalıştı. Yıllar önce Vatan Partisi çizgisinin (o gün için İP) yapmaya çalıştığı “İzmir 1 Mayıs”ını bölme girişimi bu kez TKP’den geldi ve ayrı bir meydanda ancak kendi kitlesini toparlayabilen bir sınırlılıkta kaldı. Ayrı 1 Mayıs kutlamasını, “Cemil Tugay ile aynı kürsüde olmayacağız” diyerek popülist bir yerden açıklamaya çalışsa da TKP’nin esas niyetinin uzun bir süredir 1 Mayıs’a geldiğinde işçilerle ve alanla birleşmeyerek kendi kürsüsünü kuran geleneksel tutumundan ve demokrasi mücadelesinde “CHP ve DEM Parti ile yan yana gelmeyeceğiz” sözünden ibaret olduğu bilinmektedir.
Bu dönemin bir diğer popülist tartışması da yine TKP ve kimi anarko sendikal yapıların başını çektiği “1 Mayıs’ın siyasallaşması gerektiği” tartışması oldu. “Sendikalar, sendikal bürokrasi eliyle bugün kapitalizmin temsilciliği haline geldi, sendikaların organize ettiği 1 Mayıs’lar işçi sınıfının kürsüsü olamaz” diye başlayıp, 1 Mayıs’ı sınıfın siyasal örgütlerinin yani partilerinin organize etmesi gerektiği yanılgısıyla süren ve bölünmüş 1 Mayısları daha da bölen anlayışlara da buradan birkaç söz söylemek gerekiyor.
En basit haliyle ifade etmek gerekirse; bu anlayışların temelinde sendikal bürokrasiye karşı, sınıf sendikacılığı temelinde bir dönüşüm için mücadeleden geri durmak yatmaktadır. Peki bu mücadeleden geri durarak, sınıfın siyasal gücü olma hedefi nasıl başarılacaktır? Evet bugün sınıf mücadelesinin siyasal hedeflerine doğru ilerletilmesinin en temel görevlerinden biri sendikalarındaki sermaye temsilcilerini kovup atma görevidir. Bu zor görev başarılmadan sınıf içerisinde siyasal bir güç olma ve siyasal hedeflere doğru ilerleme başarılamayacağı gibi romantik laflarla mücadeleyi “düzen içi”likle suçlayıp sendikaları sermayeye teslim etmekse en hafif tabiriyle sınıf dışılık olacaktır.
Bu uzun bir tartışmadır ancak bu yazı çerçevesinde denilebilir ki; bu anlayışa karşı en doğru cevabı, Cemil Tugay’ı kürsüye çıkarmayan ve sendikal bürokrasiye rağmen kürsü kullanan DIGEL, Temel Conta ve belediye işçileri İzmir 1 Mayıs’ında vermiştir.
1 Mayıs’a yansıyan “iki çizgi” tartışması
Yaşanan farklı tartışmaların en önemli ortak noktalarının işçi sınıfının ve kamu emekçilerinin talep ve mücadelelerinden uzak iş yerlerinden kopuk olmaları olduğu görülmektedir. Üstelik niyetin 1 Mayıs’ın örgütlenmesinde çoğunluğu sendikal bürokrasinin rolünden kaynaklanan eksikleri gidermek ve tüm eksiklere rağmen 1 Mayıs’ın olabildiğince güçlü geçmesini sağlamak yönünde olmadığı da pratikten anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca üzülerek söylemek zorundayız ki; tüm bu tartışmalar aynı çizgide birleşmiştir ve bu çizgi sınıf sendikacılığının karşısında bir çizgidir.
1 Mayıs öncesi İzmir büyükşehir belediyesinde örgütlü işçi ve kamu emekçileri sendikalarının yönetimlerinin tamamının ana gündemi ödenmeyen ücret alacaklarının 1 Mayıs öncesi ödenmesi olmuş, adeta tüm 1 Mayıs çalışması ve katılımı bunun başarılıp başarılamayacağına sıkıştırılmıştır.
1 Mayıs’ın dar biçimde ücret alacaklarına sıkıştırılmasını kabul etmeyen iş yeri temsilcisi ve yöneticileri ile mücadeleci işçi, emekçiler ise yönetimlerden karar alınmasını beklemeden iş yerlerinde açıklamalar ve çağrılar yapmayı kararlaştırmış, bu açıklama ve çağrıların 1 Mayıs’a giderken ücret alacaklarının da teminatı olacağını bilerek çalışmalarını yürütmüşlerdir.
Bu çalışma sonunda da İzBB, ESHOT ve ağırlıklı olarak İZSU iş yerlerinde toplam 18 iş yerinde yapılan açıklama ve çağrılara toplamda yaklaşık 650 işçi ve emekçi katılmıştır. Açıklamaların ortak vurgusu da 1 Mayıs’ın tarihine yakışır biçimde savaşın ve sömürünün yükünü reddederek, ödenmeyen alacakların ödenmesi ve kazanılmış hakların korunması için 1 Mayıs’ta çağrıyı büyütmek olmuştur.
Kimi iş yerlerinde sendikalara ve ödenmeyen alacaklara tepki gösterip, 1 Mayıs’a katılmayacağını hatta o gün ek iş yapmayı planladığını söyleyen işçiler olsa da tüm iş yerlerinde yoğunlaşan baskı ve düşen ücretler, geciken ödemeler karşısında mücadelenin nasıl sürdürüleceği, sendikaların daha mücadeleci bir çizgiye nasıl çekileceği tartışılmış, tartışmalar 1 Mayıs halaylarıyla sonlanmıştır.
Sendika şubelerinin ve yönetimlerinin büyük kısmının gündemine girmemiş olsa da 2 hafta boyunca İzBB iş yerlerinde yapılan açıklamalar ve çağrılar, katılan yaklaşık 650 işçi ve emekçiyle (ki bu sayı sendikaların 1 Mayıs kortejlerinin zayıflığına bakınca daha da önemli bir hal alıyor) 1 Mayıs açısından İzmir’de öne çıkan bir çalışma olmuştur. İki çizgi arasında belirginleşen 1 Mayıs tartışmaları karşısında güçlendirilmesi ve ısrar edilmesi gereken bir çalışma olarak mücadeleci işçi, emekçi ve sendika yöneticilerine de rehber olması dileğiyle…
(İşçi Sendika Servisi)Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et