Polatlı köylüleri: 'HES projesine karşı toprağımıza sahip çıkacağız'
Polatlı’da Ankara Çayı üzerine kurulmak istenen HES projesine karşı açılan davada yurttaşlar ve avukatlar, “olumlu” ÇED raporuna itiraz ederek bilirkişi raporunun esas alınmasını talep etti.
Polatlı köylüleri | Fotoğraf: Evrensel
Doğa Baybuğa
[email protected]
Ankara – Polatlı’da ABD’li şirket H2O International’ın Ankara Çayı üzerinde kurmak istediği hidroelektrik santraline (HES) dair mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ankara İdare Mahkemesi’nde bugün görülen duruşmada ise Polatlı halkı ve Avukatlar “olumlu” denilen ÇED raporuna itiraz ederek bilirkişi raporunun esas alınmasını talep ettiler.
Çok sayıda köylünün katıldığı duruşma karara bağlanmadı. Duruşma sonunda Avukat Nur Hilal Gündüz ÇED raporlarının gerçeği yansıtmadığını vurgulayarak “Bilirkişi raporları bölgede santral kurulamayacağını açıkça ortaya koymakta. ÇED raporu ezber yöntemlerle bilimsellik söz konusu olmadan yazılıyor” dedi.
“ÇED raporları keşfe gidilmeden yazılıyor”
Gündüz, bilirkişi raporlarına bakıldığında yapılmak istenen HES projesinin hem köylülerin geçim kaynağı olan tarım faaliyetlerine hem de doğaya büyük zarar vereceğinin görüldüğüne dikkat çekti. “Ayrıntılı incelemeler yapılan bilirkişi raporu lehimize geldi. Bilirkişiler ve bu incelemelerde madde madde, her biri kendi uzmanlık alanında, zaten projenin hukuka uygun olmadığını, bilimsel verilerden uzak olduğunu, bırakın kamu yararını, zarar verici olduğunu ortaya koydular. Bu raporlar öyle biri kişinin ezbere oturdukları yerden yazdıkları bir şey değil” ifadelerini kullandı.
Duruşmada İliç vurgusu: “Aynı denetimsizliklerin sonucu”
ÇED raporunu şirketin görevlendirdiği kişilerin yazdığını ve raporun ilgili bölgeye hiç keşfe bile gidilmeden masa başından, ezbere şekilde yazılmasının büyük felaketlere yol açabileceğini söyleyen Gündüz, “Bu ÇED raporunu yazanlar firmaların görevlendirdikleri kişiler. Danışıklı bir dövüş gibi. Bölgeyi hiç gitmedi, hayatında bilmiyor ama raporu yazabiliyor. Bin-iki bin sayfa yazılıyor ama bir bakıyorsun orayla hiç ilgisi yok. ÇED raporunda on yıl önceki yağışlar baz alınmış. Ankara da son beş senede bile iklim son derece değişken. Parayla hazırlatılan, sonra da onaylanan ve sonrasında da etkilerinin ne olacağı hiçbir şekilde belirlenmeyen raporlar bunlar. Bugün mahkemede de örneğini verdiğim İliç maden kazası bu denetimsizliklere bir örnekti. Onun gibi diğer altın madenleri ya da bentonit madenleri ya da taş ocakları hepsi Çevre Şehircilik Bakanlığı’nın kontrolünde güya ama kimisi çöküyor, kimisi patlıyor, kimisinde birileri ölüyor, kimisinde zehirleniyor” şeklinde konuştu.
“Santral demek toprağımızı bırakıp gitmek demek”
Köy halkından konuştuğumuz bir yurttaş, yapılmak istenen proje gerçekleşirse bölgenin geçim kaynağı olan tarım faaliyetlerinin son bulacağını ve çevreye büyük zarar verileceğini vurguladı:
“Bu projenin gerçekleşmesi tarımın bölgede bitmesi denek. Biz kendi imkanlarımızla sulama sistemleri kurduk yıllardır üretim yapıyoruz. Sulu tarımın bitmesi ile toprağımızı terkedip gitmek zorunda kalacağız. Biz bunları istemiyoruz. Şirketin bizimle yapmak istediği toplantıyı da yaptırmamıştık. Bu projeyi de yaptırmayacağız”
“HES’ler ekolojiyi tehdit ediyor”
Köylülere destek vermek için mahkemeye katılan Tema Vakfı Ankara Temsilcisi Nevzat Özer “Ankara Çayı üzerinde kurulmak istenen HES projesinin idari mahkemesindeydik. Bir kez daha gördük ki HES'ler derelerimizi, o verimli tarım arazilerimizi tehdit etmeye, ekolojiyi tehdit etmeye devam ediyor” diyerek yapılmak istenen santrale tepki gösterdi.
Özer, 200 bine yakın tarım arazisinin ciddi ölçüde zarar göreceğini vurgulayarak “40 kilometrelik bir hatta Ankara Çayı, ciddi bir ölçüde normal akış düzeninden koparılarak çiftçilerin burada yararlandığı sulama sistemlerini tehdit eden, hatta oradaki birçok yer üstü ve yer altı su kaynaklarını, beslenimlerini tehdit eden bir yanı var. Burada 200 bin dönüme yakın tarım arazisi var; Büyükova, çok ciddi tarım yapılan bir alan. Burada bu tarımın olmazsa olmazı sudur. Nitekim yöre halkı, oradaki köyler kendi olanaklarıyla ciddi bir şekilde de bu sudan tarımda yararlanmakta. Bu suyun enerji amaçlı olarak bir başka şeye tahsis edilmesi asla kabul edilebilir bir şey değildir. Su haktır ve asla bunu metalaştıran, bu haktan insanları, canlıları alıkoyan bir şekilde yönetilemez” dedi.
Evrensel'i Takip Et