Dünyada 1 Mayıs: Savaşa, sosyal gasplara ve diktatörlere karşı sokağa
Dosyamızın 3. gününde Avrupa'dan Latin Amerika'ya uzanıyoruz: İtalya, Almanya, Meksika ve Ekvador'dan yazılar, 1 Mayıs'a giderken sınıf mücadelesinin bu ülkelerdeki durumuna ışık tutuyor.
Meksika'da bir eylem (Temsili görsel) | Fotoğraf: FPR
Hazırlayan: Dış Haberler Servisi
ABD’nin İran’a karşı savaşı İtalya’da işçileri nasıl işsiz bırakıyor? Dünyanın öbür ucunda, Meksika’da faturaları nasıl yükseltiyor? Trump’ın Latin Amerikalı müttefiklerinden Ekvador Devlet Başkanı Nabao, soykırımcı İsrail’i desteklerden ülkesindeki işçi örgütlerine, sınıf partilerine nasıl savaş açıyor? "Demokrasinin beşiği" olma iddiasındaki Avrupa Birliği'nin lider ülkelerinden Almanya savaş ve soykırımlar döneminde nasıl antidemokratikleşiyor, sosyal haklar nasıl budanıyor?
Dosyamızın bugünkü bölümünde Ekvadorlu Gazeteci Ramiro Vinueza, Meksika Devrimci Halk Kurtuluş Cephesi Başkanı Florentino Lopez Martinez, İtalya’da yayımlanan Sicintilla gazetesi yayın kurulu ve Almanya'dan Umut Yaşar'ın yazıları, 1 Mayıs öncesi bu ülkedeki sınıf mücadelesinin durumuna ışık tutuyor.
Ekvador’da 1 Mayıs: Otoriterlik, kriz ve toplumsal mücadele
Ramiro Vinueza*
Ekvador’da 1 Mayıs, büyük bir toplumsal seferberliğin yaşanacağı bir gün olacak. Birleşik İşçiler Cephesi (FUT), Halk Cephesi, UNE gibi başlıca toplumsal ve sendikal güçler ile Halk Birliği (UP) gibi sol siyasi örgütler, hükümet tarafından ihlal edilen haklarını talep etmek üzere halkı gösterilere çağırdı. Sağlık, eğitim, iş, güvenlik, demokratik özgürlük talepleri ve hükümetin diktatörce eylemlerine karşı çıkma, organize halk hareketinin başlıca sloganları arasında yer alıyor.
Ekvador’da halkın yaşam koşulları, Daniel Noboa hükümetinin politikalarından önemli ölçüde etkilendi. Noboa, seçilmesinden bu yana, Ulusal Meclisteki çoğunluk bloğu ile birlikte Ekvador’daki oligarşik grupları ve çokuluslu madencilik ve petrol şirketlerini kayırmak için bir dizi yasa ve kararname uyguladı ve milyonlarca insanı yoksullaştırdı.
Bu, Trump rejimi ve IMF’nin emirlerine tamamen boyun eğmiş, halk ve ulus düşmanı bir hükümettir. Noboa, Venezuela’nın işgalini desteklemiş, Filistin halkına yönelik soykırımı teşvik etmiş, Ortadoğu’da emperyalizm ve siyonizmin eylemlerine destek vermiştir. Trump’ın, Latin Amerika’yı ABD emperyalizminin ekonomik ve siyasi kontrolüne boyun eğdirme stratejisine bağlı olan Arjantin, Şili ve Ekvador gibi ülkelerle birlikte “Amerika Kalkanı” adını verdiği zirveye katıldı. Bu doğrultuda Noboa, Meksika büyükelçiliğinin işgalini emretti, şu anda Kolombiya’ya yüzde 100 gümrük vergisi uygulayarak Kolombiya seçimlerine açıkça müdahale ediyor. Küba diplomatik heyetini sınır dışı etti, İran Kültür Merkezi direktörünü tutuklayıp sınır dışı etti, ABD ile bu ülkenin çıkarlarına hizmet eden ve ulusal tarımsal üretimi tehlikeye atan bir ticaret anlaşması yaptı ve kısa süre önce İsrail’in siyonist hükümetiyle utanç verici bir eğitim ve kültür iş birliği anlaşması imzaladı.
Suç, yoksulluk ve otoriterlik
Ekvador’da 2025 yılında 9 binden fazla cinayet işlendi ve ülke dünyanın en güvensiz ülkesi haline geldi. Hükümet bu durumla başa çıkma konusunda tamamen yetersiz kaldı. Hapishaneler yoksulluk nedeniyle tutuklananlarla dolup taşarken, büyük suç patronları Guayaquil’in seçkin mahallelerindeki malikanelerde, hükümet yetkililerinin evlerinin yanıbaşında yaşıyor. Ülkede her 10 Ekvadorludan 7’sinin resmi bir işi yok ve aylık gelirleri 300 dolar civarında; yani 472 dolar olan tek tip asgari ücretin bile çok altında. IMF ile yapılan anlaşmalar, kamu sektöründen 70 bin işçinin işten çıkarılmasını öngörüyor; geçen yılın sonunda 5 bin işçi işten çıkarıldı ve bu günlerde 1200 sağlık çalışanı (doktor, hemşire, temizlik personeli) işten çıkarılmaya başlandı.
Günde 12 saatlik çalışma süresi yeni onaylandı; bu, işçi haklarında büyük bir gerilemedir. Yoksulluk daha da artıyor. Hükümet, KDV’yi yüzde 12’den yüzde 15’e çıkardı; ayrıca ekmek ve süt dahil olmak üzere temel ihtiyaç sepetindeki 60 ürüne yüzde 15 vergi uygulanması emredildi; buna yakıt fiyatlarındaki artış da ekleniyor. Bugün temel ihtiyaç sepeti 839 dolara ulaştı; halkın elinde daha az yiyecek var, eğitim ve eğlence imkânları azaldı, sağlık hizmetlerine erişimi yok; yoksulluk ve açlık halesi halkı sarmış durumda.
İki yıl içinde Noboa, sınıf bilincini ortaya koydu ve kimin için yönettiğini açıkça gösterdi. Başlangıçtaki popülaritesine, yeni yüz imajına, işleri değiştirebilecek genç bir adam imajına ve medya kontrolüne dayanarak, hakların kısıtlanması, Silahlı Kuvvetler ve Ulusal Polisin müdahalesi, örgütlenme haklarını kısıtlayan kararnameler ve yasalar ile toplumsal protestoların suç sayılmasına dayanan bir politikayı, ülke için gerekliymiş gibi göstermiştir.
Diktatörlük girişimine karşı toplumsal mücadele
Hükümetin başlangıcından itibaren FUT, Halk Cephesi, öğretmen sendikası UNE, öğrenci örgütleri FEUE ve FESE ile yerli hareketi, vaatlerin yerine getirilmesi için talepler ileri sürdü, halk düşmanı önlemleri kınadı ve çeşitli büyüklükte oturma eylemleri ve eylemler düzenledi. Hoşnutsuzluk arttı ve 2025 Eylül Grevi gibi büyük halk hareketlerinde kendini gösterdi. Bu grevde Imbabura eyaletindeki yerli hareket, ülkenin kuzeyini felç ederken, diğer örgütler de şehirlerde aynı şeyi yaptı. Bu grev, korkuyu yenmeye yardımcı oldu, mücadele ihtiyacını canlandırdı, hükümetin baskıcı ve otoriter doğasını ortaya çıkardı ve imajını büyük ölçüde zedeledi. Son anketler, güven ve popülerlik oranının yüzde 26’ya kadar düştüğünü gösteriyor.
Noboa ise, önde gelen sendika, sivil toplum ve yerli örgütlerinin 60’tan fazla liderini, onları organize suç ve terörizmle ilişkilendirmeye çalışarak yargıladı. Aynı yılın kasım ayında hükümet, yabancı askeri üslerin kurulmasını ve mevcut anayasanın değiştirilmesini onaylamayı amaçladığı bir referandumda yenilgiye uğrayarak bir başka önemli siyasi darbe aldı. Halkın çoğunluğu oylarıyla “hayır” dedi. Bu, halkın, UNE’nin, UGTE’nin ve Halk Birliği gibi referanduma katılan sol partilerin zaferiydi.
Halk hareketi durmuyor; bu günlerde iş, sağlık, eğitim, temel hizmetler, yüksek yaşam maliyetine karşı güvenlik, demokrasi ve özgürlükler için çeşitli eylemler düzenleniyor ve hepsinde “Noboa Defol” sloganı güç kazanıyor.
Noboa, hatalarını düzeltmek bir yana, diktatörlük ve polis devletine dayalı bir politikayı benimsemekte, yargı üzerindeki kontrolünü siyasi muhaliflerini zulmetmek için kullanmakta, evlere baskınlar düzenlemekte, zorla boyun eğdirmeye çalışmakta, Guayaquil Belediye Başkanı gibi muhalifleri tutuklamakta, Expreso gazetesi gibi medya kuruluşlarını zulmetmekte ve kontrol altına almak istemektedir. Ulusal Seçim Konseyini kullanarak, Ekvador’un başlıca sol örgütü olan Halk Birliği gibi muhalefet partileri ve hareketlerini ortadan kaldırmaya çalışıyor. Yine ikinci büyük seçim gücü olan RC5 hareketini askıya alarak, bu hareketin bu yılın kasım ayında yapılacak yerel seçimlere katılmasını engelledi.
Sosyal ve sol güçler, ulusal egemenliği, iş, sağlık, eğitim, güvenlik ve bugün Noboa’nın neoliberal hükümeti tarafından tehdit altında olan demokratik özgürlük ve hakları savunmak için bayraklarını dalgalandırarak, birleşik ve mücadeleci bir 1 Mayıs düzenleyecekler.
*Opcion Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Meksika işçi sınıfı uyarıyor: Çözüm yoksa top yuvarlanmayacak!
Florentino Lopez Martinez*
Diğer yıllardan farklı olarak hem dünyada hem de Meksika’da bu 1 Mayıs, başta Ortadoğu’da yaşanan askeri çatışmaların yol açtığı ekonomik sonuçlar nedeniyle bir dizi farklılık taşıyacak.
Meksika, ABD emperyalizminin İran halkına karşı yürüttüğü savaşın yaşandığı yerin tam tersi tarafında olsa da, bu savaşın etkileri işçilerin cebinde şimdiden hissedilmeye başlandı. Uluslararası düzeyde petrol türevlerinin fiyatlarındaki artış, son yılların en yüksek enflasyonuna yol açan başlıca neden olup, bu durum Meksika’da maaşların satın alma gücünü doğrudan etkilemektedir.
Ekonomi durgun, uluslararası baskılar ise krize doğru itiyor.
Meksika hükümetinin Dünya Kupası etrafında yarattığı coşku ve iyimserlik halk arasında orta derecede bir etki yaratırken, Ulusal İstatistik, Coğrafya ve Bilişim Enstitüsü’nün (INEGI) verilerine göre ekonomik gerçeklik durgunluğa işaret ediyor.
INEGI verilerine göre, Meksika’nın ekonomik faaliyeti, üç ay üst üste daralmanın ardından geçtiğimiz şubat ayında yüzde 0,1 gibi üzücü bir rakam kaydetti. Öte yandan, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşların 2026 yılı için tahminleri, Gayri Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYİH) sadece yüzde 1,5 ile yüzde 1,6 arasında büyüyeceği yönündedir.
İran’daki savaşın bir sonucu olarak benzin ve mazot fiyatlarının artmasıyla genel enflasyon yüzde 4.5’in üzerine çıktı; ancak temel tüketim sepetindeki başlıca ürünlerin fiyatları yüzde 7’nin üzerinde artarak son iki yılın en yüksek yıllık artışını kaydetti.
Ücret tavanı politikası, neoliberal politikanın devamıdır
İşçilerin ücretleri üzerindeki uluslararası baskının yanı sıra, hükümetin çelişkili ücret politikası da ücretleri boğmak için ters yönde baskı oluşturuyor; bu yıl asgari ücretteki artış yüzde 13 olarak gerçekleşti, ancak bu artış, resmi bir işte çalışan toplam 27 milyon işçiden sadece yaklaşık 5 milyonuna fayda sağlıyor.
Toplu iş sözleşmesi kapsamında resmi bir işte çalışan işçiler için, özellikle de kamu kurumlarında, maaş artışına yüzde 4’lük bir sınır getirildi; bu oran, yüzde 4,5’lik genel enflasyonun altında ve gıda fiyatlarındaki yüzde 7’lik artıştan çok uzakta.
Bu ücret politikası, şüphesiz, Meksika’da 45 yılı aşkın süredir uygulanan, ücretlerin satın alma gücünü sistematik olarak düşürmeye yönelik neoliberal politikanın devamıdır. Kamu sektöründe asgari ücretin altında gelir elde eden 300 binden fazla işçinin varlığı, bunun en somut kanıtıdır.
Sendikaların hükümetle diyalog talebi yanıtsız kaldı
Bu neoliberal devamlılık politikasını tersine çevirmek için çeşitli sendika merkezleri Sheinbaum hükümetiyle diyalog talep etmektedir; ancak yanıt tam bir kapalı tutum olmuştur. Aynı zamanda, işgücü politikaları iş dünyası kuruluşlarına ve finansal oligarşiye danışılmaktadır.
Ulusal İşçi Birliği (UNT), Yeni İşçi Merkezi (NCT), Üniversite, Yükseköğretim, Araştırma ve Kültür Sendikaları Ulusal Koordinasyon Kurulu (CNSUESIC) ve Eğitim İşçileri Ulusal Koordinasyon Kurulu (CNTE), Başkan Claudia Sheinbaum ile etkili bir diyalog kurulması talebini yinelemiş, ancak bu talebe somut bir yanıt alamamışlardır.
Aynı durum, ülke çapında büyük gösteriler düzenleyen köylü kesimleri, Meksika devleti tarafından kaybedilen 43 Ayotzinapa öğrencisinin aileleri, kadın hareketi, öğrenciler ve yerli halklar için de geçerlidir. Birçok kesimin öfkesi giderek artmaktadır.
1 Mayıs, yoğun bir mücadele döneminin başlangıcı olacak
İşçilerin çalışma ve ücret taleplerine ilgi gösterilmediğinden, bu 1 Mayıs’ta yüz binlerce işçi, antifaşist, antiemperyalist ve dünya barışı bayraklarını dalgalandırarak sokaklara çıkacak, aynı zamanda önümüzdeki haftalarda daha yoğun bir mücadele döneminin başladığını ilan edeceğiz.
Ülkedeki birçok sendika ve sosyal hareket için, artan hoşnutsuzluk, Meksika’nın Kanada ve ABD ile ev sahipliğini paylaştığı Dünya Kupası’nın sağlayacağı siyasi konumu ve uluslararası görünürlüğü değerlendirmelidir.
Önümüzdeki haziran ayında çok çeşitli eylemler planlanıyor; en önemli çağrı, CNTE çatısı altında örgütlenen demokratik öğretmenler tarafından hazırlanan ulusal grevdir. Bu grev, aynı dönemde sokağa çıkacağını duyuran tüm örgüt ve kesimleri tek bir mücadele planı altında birleştirip merkezileştirebilirse, genel bir siyasi greve dönüşebilir.
Her yerde yankılanmaya başlayan slogan şudur: Çözüm yoksa top yuvarlanmayacak!
Dünya Kupası, Meksika’daki egemen sınıf ile her geçen gün yeniden canlanan ve gücünü artıran işçi sınıfı arasında büyük bir güç ölçüşü olacak. Meksika’daki sınıf mücadelesinin gidişatı budur...
*Meksika Devrimci Halk Cephesi Başkanı
İtalya: Mücadele ve dayanışma dolu bir 1 Mayıs için!*
İtalyan işçiler, proleter dayanışmasının uluslararası günü olan 1 Mayıs’ı kutlamaya hazırlanıyor. Bulundukları durum kolay değil; sorunlarla ve belirsizliklerle dolu. Ekonomi durgunluğunu sürdürüyor ve resesyona doğru bir eğilim gösteriyor. Ukrayna’dan Ortadoğu’ya ve Afrika’ya kadar süren adaletsiz ve gerici savaşların sonuçları işçileri en sert şekilde vuruyor.
Mart ayında benzin fiyatları ortalama yüzde 11, dizel fiyatları ise yüzde 22 arttı. Yakıt fiyatlarındaki artış, enflasyonu yeniden alevlendirdi ve bu da ücretleri eritiyor. Önümüzdeki aylarda enflasyonun yüzde 4–5’e ulaşması bekleniyor; bu da gıda harcamalarında yıllık 600–800 avroluk ek bir maliyet anlamına geliyor, bu da ücretlerin satın alma gücünü daha da azaltacak ve yoksulluğu artıracak. Bu gidişle, önümüzdeki aylarda gaz ve elektrik faturaları yüzde 30 artacağı öngörülüyor. Konut alımları için ipotekler – hem değişken faizli hem de yeni olanlar – birçok aile için ağır bir yük haline gelecek.
İran’a karşı savaş İtalyan işçisini işsiz bırakıyor
İran’a karşı yürütülen savaş, uluslararası ticareti de etkiliyor; bu durum, fabrikaların kapanmasına (sadece makine sektöründe yaklaşık 120 bin işçi işten çıkarılma riskiyle karşı karşıya) ya da aralıklı, dur-kalk şeklinde çalışmaya yol açacak. İş olduğunda ise, işçilerin sömürülmesini yoğunlaştırmak ve teşvikler ve vergi indirimleri verilen kapitalistlerin kârlarını maksimize etmek için sistemler uygulanıyor. Grev hakkı giderek daha fazla saldırı altında.
Meloni hükümeti, mart ayındaki referandumda “Hayır”ın zaferi karşısında yenilgiye uğramış ve zayıflamış bir şekilde ortaya çıktı. Artan halk hoşnutsuzluğu ve enerji krizleriyle boğuşuyor. Meloni, halkın desteğini kaybettiğinin farkına vararak söylem tarzında bazı değişiklikler yaptı, ancak özünde yurtiçinde ve yurtdışında aynı halk düşmanı ve savaş çığırtkanı politikaları izlemeye devam ediyor.
Hükümet savaş istemediğini iddia ediyor, ancak saldırganlardan uzaklaşmak için hiçbir adım atmadı.
İran’a karşı savaş yürütmek amacıyla topraklarımızdaki mevcut ABD ve NATO üslerinin kullanımına izin vermeye devam ediyor. Netanyahu ve Zelenskiy’e silah gönderiyor ve diğer emperyalist saldırganlarla birlikte Hürmüz Boğazı’na askeri gemiler sevk ediyor.
İşçileri ve yoksul aileleri geçim kriziyle başa çıkabilmeleri için hiçbir önlem almıyor, ancak protestoları bastırmak amacıyla yeni “güvenlik” yasaları çıkarıyor.
Tüm bunlar, sadece diğer ülkeleri bombalamakla kalmayıp, aynı zamanda kamu sağlık ve eğitim hizmetlerini, emekli maaşlarını ve işçilerin ekonomik ve siyasi haklarını da bombalamak anlamına geliyor.
İşçiler, gençler ve kadınlar ise bu politikalara karşı harekete geçmeye devam ediyor. Bu yüzden bu 1 Mayıs’ta sokaklara çıkacak, birlik ve mücadele çağrısında bulunacak ve şunları talep edeceğiz:
- Daha yüksek ücretler ve otomatik ücret endekslemesi
- Zenginleri ve patronları hedef alan servet vergisi ve güçlü bir şekilde artan oranlı vergi sistemi
- Hiçbir iş kaybedilmemeli, hiçbir fabrika kapatılmamalı
- Maaş kaybı olmadan çalışma saatlerinin azaltılması
- Grev hakkının tavizsiz savunulması
1 Mayıs’ta, kapitalist sömürüye karşı, işçilerin özgürlüklerini savunmak için, silahlanma yarışına ve emperyalist savaşa karşı, işçilerin ve halkların uluslararası dayanışması için, insanlığın ilerlemesinin önündeki engel olan emperyalist-kapitalist sistemin yarattığı şiddete karşı gösteri yapacağız.
Sokaklarda haykıracağız: İran’a karşı savaşı durdurun! İtalya’nın savaşa karışmasına HAYIR! Ülkemizde bulunan askeri üslerin İran’a saldırmak için kullanılmasına hayır! NATO’dan ve emperyalist AB’den çıkalım! Savaş çığırtkanlarına son!
Çağrımız, işçi örgütlerini ve işçi sınıfının eylem birliğini güçlendiren, burjuvaziye ve emperyalizme karşı mücadele için enerji ve cesaret aşılayan, yeni ve daha iyi bir toplum için bir 1 Mayıs’tır!
*Scintilla Gazetesi Yayın Kurulu
Almanya: Savaşa ve sosyal gasplara karşı dayanışma ve mücadele için
Umut Yaşar
Bu yıl da 1 Mayıs’a emperyalistlerin bizzat sürdürdüğü (İran ve Ukrayna) veya arka planda kışkırttığı, lojistik ve siyasi olarak desteklediği savaşların gölgesinde giriyoruz. Dünya genelinde kapitalist rekabetin sertleştiği ve giderek şiddet yoluyla çözülmeye çalışıldığı bir süreçteyiz. Uluslararası hukukun ayaklar altına alındığı, sözleşmelerin geçerli olmadığı, güçlü olanın kendini dayattığı bir süreçten geçmekteyiz. Buna bağlı olarak bütün ülkelerde içe yönelik antidemokratik uygulamalar ve yasal düzenlemeler gündemde olduğu gibi savaş hazırlıklarını finanse etmek için devlet kasaları talan ediliyor, yüzlerce milyar avro hacminde borçlanılıyor.
Almanya’da da antidemokratik uygulamalar son yıllarda giderek arttı. Antidemokratik yasal düzenlemelerin yanı sıra bütün işçi sınıfını ilgilendiren çalışma ve sosyal güvenlik yasaları da masaya yatırıldı. “Bürgergeld” olarak bilinen sosyal yardım değiştirildi ve “iş arayanlar için temel gelir güvencesi”ne dönüştürüldü. Yasa işsiz kalan emekçileri her türlü işi kabul etmeye, işsizlik parası sonrası yaşlılık dönemi için birikimlerini hemen harcamaya zorluyor. Kitlesel işten atmaların gündemde olduğu bir dönem bu yasanın bu yönde değiştirilmesi tesadüf değil. Hükümet bu yasayı işçi sınıfının mücadelesini baltalamak için çıkardı!
Hastalık parasının kısıtlanması için bir dizi öneri tartışılıyor: Hastalığın ilk günü para ödenmemesinden başlayan öneriler hastalık parasının ödeme süresini aşağı çekmek, düzeyini hastalığa göre düşürmeye kadar varıyor. İşçileri hasta oldukları halde çalışmaya zorlamak için “kısmi hastalık parasını” gündeme getirdiler.
Çalışma sürelerini daha esnetmek ve sınırsızlaştırmak için 8 saatlik iş gününe karşı geniş bir kampanya başlatıldı. Çalışma süresinin günlük sınırlanmasının ihtiyaca yanıt vermediğini ileri süren sermaye ve hükümeti bunun yerine yasal olan haftalık 48 saatin temel alınmasını ve bunun üzerinden günlük çalışma saatlerinin de düzenlenmesini tasarlıyor. Bu planlar hayat bulduğunda günlük çalışma süreleri 13 saate kadar uzatılabilecek!
Bugün İşçi Bayramı olarak kutlanan 1 Mayıs’ın ortaya çıkışının merkezinde sekiz saatlik iş günü için verilen çetin mücadele yatıyordu. Bu nedenle 8 saatlik iş gününe yönelik saldırı işçi sınıfının en önemli kazanımına yönelik bir saldırı olarak değerlendirmek gerekiyor.
Emeklilik maaşı düzeyi ve emeklilik yaşı da sermaye hükümetinin ajandasında önemli bir yer alıyor. Gerçekte yaşlılıkta yoksulluğun güvence altına alındığı “emeklilik maaşının yüzde 48 seviyesi” milyonlarca emekçi için bir şey ifade etmiyor; bu rakam sadece istatistiksel bir veriden ibaret! Emeklilik yaşını yukarı çekmek için emekli maaşlarını düşük tutarak emeklilerin “gönüllü olarak” daha uzun çalışmalarının önünü açan hükümet (“Aktiv Rente”) bir adım daha ileri giderek emekliler üzerindeki baskıyı artırmak için yaş itibarıyla emekliye ayrılanların maaşlarından daha fazla kesinti yapmak için ödenen primlerin belirleyici olması için yasa değişikliği hazırlıyor.
Fatura işçi sınıfına
Almanya’nın devlet borçları bir yıl içinde 152 milyar avro artarak 2025 sonu itibarıyla 2.7 trilyon avroya yaklaştı. Bu yıl içinde devlet borçlarının 220 milyar avroyu aşan bir düzeyde yükselerek 3 trilyona yaklaşması bekleniyor!
Vergi Mükellefleri Birliği (BdSt) tarafından yapılan açıklamada 2026 yılında 50 milyar avro faiz ödeneceğine dikkat çekiliyor ve eğer önlem alınmazsa 2030 yılında devletin faiz yükünün 100 milyar avroya çıkacağı bildiriliyor.
İster ana borç olsun ister faizler olsun- bütün fatura işçi sınıfına çıkarılıyor. Sosyal güvenlik, sağlık, bakım ve eğitim gibi alanlara ayrılan bütçelerin kesilmesi, bu alanlarda sunulan kamu hizmetlerinin asgari düzeye çekilmesi, sağlık ve bakım hizmetlerinin giderek özelleştirilmesi yoluyla işçi sınıfına fatura ediliyor.
Alman Sendikalar Birliği DGB’nin “Önce işimiz, sonra kârlarınız” başlığıyla yaptığı 1 Mayıs çağrısı ise bugünün ihtiyaçlarına yanıt veren bir çağrı değildir. Özü itibarıyla sömürü düzeniyle barışını yapmış, işçi sınıfının kırıntılarla yetinmesini öneren bir çağrıdır! Sermayenin rekabet gücünün artmasını gözeten bir çağrıdır.
Buna rağmen savaşa ve sosyal hak gasplarına karşı dayanışma ve mücadele için 1 Mayıs günü güçlü bir şekilde alanlara çıkmalıyız.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et