28.04.2026 00:09 / Güncelleme: 30.04.2026 00:27

Dünyada 1 Mayıs: Ekmek, barış ve özgürlük

Dünya işçi sınıfı 1 Mayıs 2026'yı nasıl karşılıyor? Çeşitli ülkelerdeki işçi hareketlerinin güncel durumu ne? 1 Mayıs alanlarında hangi talepler haykırılacak? Yazı dizimiz Fransa, Yunanistan ve İspanya ile başlıyor.

Dünyada 1 Mayıs: Ekmek, barış ve özgürlük

Hazırlayan: Dış Haberler Servisi

Dünya işçi sınıfı 1 Mayıs 2026’yı emperyalist rekabetin halkları giderek daha büyük savaşlara sürüklediği, militarizmin yükseldiği ve faturanın yine işçi ve emekçilere çıkarıldığı bir dönemde karşılıyor. Yazı dizimizde Avrupa’dan Afrika’ya, Latin Amerika’dan Asya’da çeşitli ülkelerde işçi hareketinin durumu ve mücadelesine yer vereceğiz. Bugün Fransa, Yunanistan ve İspanya ile başlıyoruz.

Fransa’da savaşların gölgesinde 1 Mayıs: Ekmek, barış, özgürlük

Ali Rıza Yıldırım*

1 Mayıs 2026 yaklaşırken Fransa’da işçi sınıfının durumu, yalnızca ülke içindeki ekonomik ve sosyal saldırılarla, kazanılmış sosyal haklara yönelik gerileme girişimleri ve demokratik özgürlüklerin kısıtlanmasına dönük hamlelerle değil, aynı zamanda dünya ölçeğinde derinleşen savaşların gölgesinde şekilleniyor. Emperyalist rekabetin keskinleştiği, militarizmin yükseldiği bir dönemde, işçi sınıfının karşı karşıya olduğu sorunlar daha da ağırlaşıyor.

Fransa’da bu yıl 1 Mayıs’a giderken öne çıkan başlıklardan biri, hükümetin bugünü fiilen çalışma gününe dönüştürme girişimi oldu. Macron kampının Meclisteki lideri Gabriel Attal öncülüğünde hazırlanan ve yaklaşık 1.5 milyon işçiyi ilgilendiren yasa teklifi, iktidarın çeşitli taktiklerle Meclis tartışmasını aşması nedeniyle büyük tepki çekti. Genel İş Konfederasyonu (CGT) başta olmak üzere sendikalar, bunu işçi sınıfının tarihsel kazanımlarına yönelik ideolojik ve politik bir saldırı olarak değerlendirdi. Sendikaların ve sol muhalefetin yoğun baskısı sonucu hükümet geri adım atmak zorunda kaldı; ancak Başbakan Lecornu, bu yıl için “teftiş” yapılmayacağını açıklayarak yasa çıkmasa bile çalışmanın önünü fiilen açtı.

Fotoğraf: CGT

Fotoğraf: CGT

Parçalı ama yükselen bir mücadele

Fransa’da işçi hareketi hâlâ mücadeleci konumunu koruyor; farklı sektörlerde süreklilik gösteren mücadeleler de bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Bu mücadelelerin temel özelliği ise, ülke çapında birleşik bir hatta dönüşme sürecinin henüz tamamlanmamış olması ve büyük ölçüde parçalı bir yapı sergilemesi.

Son yıllarda özellikle kamu sektöründe, hastanelerde personel yetersizliği, düşük ücretler ve ağır çalışma koşullarına karşı çok sayıda grev ve iş bırakma eylemi gerçekleşti. Paris, Marsilya ve Lyon’daki sağlık emekçileri, acil servislerin işleyişindeki zorlanmalara dikkat çeken eylemler düzenledi. Eğitim alanında ise öğretmenler, sınıf mevcutlarının artması ve ücretlerin enflasyon karşısında değer kaybetmesine karşı ülke genelinde grevler örgütledi.

Sanayi alanında hem üretim tesislerinin kapanması hem de üretimin yeniden yapılandırılması dikkat çekiyor. Otomotiv ve metalurji sektörlerinde bazı fabrikaların kapanması ya da üretim kapasitelerinin azalması, özellikle kuzey ve doğu Fransa’daki sanayi bölgelerinde önemli iş kayıplarına yol açtı. Buna paralel olarak, artan askeri harcamalar ve Avrupa genelinde hız kazanan yeniden silahlanma politikaları çerçevesinde Fransa’nın “savaş ekonomisine” geçiş yaptığı ve bazı üretim tesislerinin askeri üretime yönlendirildiği görülüyor. Savunma sanayiine entegre edilen eski sanayi altyapıları, sivil üretimden silah, mühimmat ve askeri ekipman üretimine doğru bir dönüşüm sürecine girmiş durumda. Bu dönüşüm, üretim yapısında önemli değişimler yaratırken, aynı zamanda iş gücü yapısını da yeniden şekillendiriyor.

Ulaşım sektöründe ise SNCF (Fransız Ulusal Demiryolu Şirketi) ve RATP (Paris ve çevresindeki toplu taşıma işletmesi – metro, otobüs ve tramvay ağı) çalışanları ise, ücret artışı ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi talebiyle düzenli aralıklarla greve gidiyor. Aralık 2025’te CGT, FSU (Kamu çalışanla sendikalar federasyonu) Solidaires (Dayanışma sendikası) sendikalarının 2026 Bütçe Yasası’na karşı düzenlediği grevde, ülke genelinde ulaşım ve eğitim ciddi ölçüde aksamıştı.

Tüm bu örnekler, Fransa’da işçi sınıfı içinde canlı bir toplumsal tepki ve mücadele eğiliminin varlığını ortaya koyuyor. Sendikal düzeyde, özellikle CGT’nin kongrelerinde ve değerlendirmelerinde de sıkça vurgulanan temel tespit, bu mücadelelerin yaygınlığı ile birlikte daha güçlü bir ortak hat etrafında birleşme ihtiyacının gündemde olduğudur. Bu süreç, sınıf hareketinin genel dinamizmini belirleyen önemli başlıklardan biri olarak öne çıkmaktadır.

Ekonomik kriz ve kemer sıkma politikaları

Fransa’da işçi sınıfının karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri de derinleşen ekonomik baskılar. Artan yaşam maliyetleri, kamu harcamalarındaki kesintiler ve sosyal haklara yönelik saldırılar, emekçilerin yaşam koşullarını giderek zorlaştırıyor.

Bu bağlamda, Ortadoğu’da emperyalistlerin yarattığı krizin de etkisiyle savaş politikalarının maliyetinin en az 6 milyar avroya ulaşacağı belirtilirken, hükümetin bütçe açığı hedefini tutturmak için kamu harcamalarında kesintilere yöneldiği ifade ediliyor. Başbakan Sébastien Lecornu’nun 21 Nisan 2026’da bakanlara gönderdiği mektuba göre, Hürmüz Boğazı’nın fiilen kapanmasıyla tetiklenen ekonomik şok nedeniyle 4 milyar avro devlet harcamalarından, 2 milyar avro ise sosyal güvenlikten kesinti yapılması planlanıyor. Aynı zamanda hükümet, savunma bütçesini 2026 yılında 3.5 milyar avro daha artırarak askeri harcamaları sürdürme yönünde bir çizgi izliyor.

Devletin bütçe politikaları, bir yandan sosyal harcamaları kısarken diğer yandan sermaye yanlısı politikaları sürdürmeye devam ediyor. Bu durum, gelir eşitsizliğini derinleştirirken işçi sınıfı üzerindeki baskıyı artırıyor.

Solun krizi, temsil sorunu ve ırkçılık

Bu süreçte dikkat çeken bir diğer başlık ise sol siyasi güçlerin yaşadığı kriz. Fransa’da sol partiler arasındaki parçalanma, işçi sınıfının taleplerini birleşik bir politik hatta dönüştürme kapasitesini zayıflatıyor. Temmuz 2025 seçimlerinin birincisi Yeni Halk Cephesi ittifakının, Sosyalist Parti’nin 2026 Sosyal Güvenlik bütçesine hükümetle birlikte destek vermesiyle fiilen dağılması, bu krizin somut göstergelerinden biri oldu.

Buna paralel olarak, sermaye çevreleri ile aşırı sağ arasındaki temaslar giderek daha görünür hale geliyor. Büyük İşveren örgütü MEDEF, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde aşırı sağcı liderler Marine Le Pen ve Jordan Bardella ile resmi görüşmeler gerçekleştirdi. Fransa’nın en büyük patron örgütünün aşırı sağla temaslar kurması, sermaye sınıfının siyasal yönelimlerinin daha açık biçimde sağa kaydığını ortaya koyuyor.

Bu gelişmeler, göçmenlere, eski sömürge ülkelerinden gelen emekçilere ve genel olarak yabancı kökenli işçilere yönelik ırkçı söylemlerin yeniden yükselmesiyle birlikte ilerliyor. Bu bağlamda, yeni seçilen, Boyun Eğmeyen Fransa (LFI) Partisinden Saint-Denis Belediye Başkanı Bally Bagayoko’ya yönelik ırkçı ve hedef gösterici saldırılar da bu iklimin somut örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor; yerel düzeyde seçilmiş temsilcilerin dahi göçmen kökenli nüfusla ilişkilendirilen siyasi söylemler üzerinden hedef haline getirilmesi dikkat çekiyor. Bu durum yeni bir olgu değil; aksine işçi sınıfını etnik ve ulusal hatlar üzerinden bölmek için tarihsel olarak kullanılan bir mekanizmanın güncel bir biçimi.

Savaşların gölgesinde 1 Mayıs

Tüm bu gelişmeler, dünya ölçeğinde süren emperyalist savaşlardan bağımsız değil. Mart 2026 itibarıyla Fransa’da benzin fiyatları litre başına 2.20 avroyu aşarken, yüzlerce akaryakıt istasyonunda yakıt sıkıntısı yaşanıyor. Petrol fiyatlarındaki artış, üretimden ulaşıma kadar geniş bir alanda zincirleme fiyat artışlarına yol açıyor.

Bu nedenle sendikaların 1 Mayıs için öne çıkardığı “ekmek, barış, özgürlük” sloganı, yalnızca sembolik bir çağrı değil, mevcut düzene ve savaş politikalarına karşı bir itirazı ifade ediyor.

Fransa’da işçi sınıfı, artan saldırılar ve zorlaşan yaşam koşulları karşısında mücadele etmeye devam ediyor. Ancak bu mücadelenin daha güçlü bir etki yaratabilmesi, parçalı yapıların aşılmasına ve ortak bir hat etrafında birleşilmesine bağlı görünüyor.

*Metal işçisi, sendikacı


Yunanistan: Emperyalist savaşlar ve tekellerin kârları için fedakarlık yok

Seyit Aldoğan

Yunanistan’da 1 Mayıs işçi bayramına günler öncesinden hazırlanan çok sayıda işçi ve emekçi federasyonu ve yüzlerce sendika bu yılki kutlamalara “Emperyalist savaşlar ve tekellerin kârları için fedakarlık yok, tek yol mücadele ve örgütlenme” sloganını ön plana çıkararak çağrı yapıyorlar.

Pire İşçi Merkezi 1 Mayıs çağrısı

Pire İşçi Merkezi 1 Mayıs çağrısı

Kiryakos Miçotakis hükümetinin uluslararası tekeller ve işbirlikçilerinin azami kârları için meclisten geçirdiği çok sayıda anlaşma, vergi yasaları ve hak gasplarını içeren uygulamalar, işçi-emekçi ve ezilen tüm toplumsal kesimleri geleceksizlik ve ağır sömürüyle karşı karşıya bırakırken, başta eğitim ve sağlık gibi temel haklar, iyice ulaşılamaz duruma geldi.

Kriz yıllarında uygulanan ağır sömürü programları nedeniyle düşürülen ücretlerde ciddi bir artış gözlemlenemezken, hükümet “bütçe fazlası verildiği” propagandasıyla kırıntı dağıtmayı “istikrarlı ve rekabetçi ekonominin kanıtları” olarak sunuyor. İş yasalarının değiştirilerek güvencesizliğin yasa haline getirilmesi, sosyal güvenlik haklarının budanması, atölye ve küçük işletmelerin kapısına kilit vurulması, köylülerin üretemez duruma gelmesi milyonlarca işçi ve emekçinin sokaklara dökülmesine neden olurken hükümet armatörlere vergi muafiyeti, işverenlere teşvik ve bankalara sermaye aktarımı yapıyor.

ABD-İsrail anlaşmalarının GSYİH’deki payı yüzde 2.5’a ulaştı

Emperyalist savaş, silahlanma ve planlara katılım için ayrılan devasa miktarlardaki bütçenin faturasıda  emekçi halka kesiliyor. Sadece İsrail ve ABD ile yapılan savunma anlaşmaları gayri safi milli hasılanın yaklaşık yüzde 2.5’ine denk düşüyor. Planlanan savunma politikaları ise yaklaşık olarak yüzde 10 dolaylarında. 2025 yılında yapılan NATO harcamaları da 7 milyar avroyu buldu. Dolayısıyla bu yıl 1 Mayıs’ta emperyalist savaşlara karşı çıkılması, ülkedeki yabancı üslerin kapatılması, askeri anlaşmalardan çıkılması talepleri de ön plana çıkıyor.

1 Mayıs’ın diğer temel talepleri ise: Ücretlerin yükseltilmesi, eğitim ve sağlık hakları, iş kazalarına karşı önlemler alınması, iş güvencesi, toplu iş sözleşmesi haklarının tanınması, çalışma süresinin günde 7 saat haftada 5 gün olması. Bu talepler doğrultusunda yıl içinde gerçekleştirilen genel grev ve direnişlere milyonlarca emekçi katıldı. Ayrıca köylüler yaklaşık iki hafta boyunca kurdukları barikatlarla ülkede gündem yarattılar ve sınırlı da olsa belli haklar elde ettiler.

Bitmeyen hükümet skandalları

1 Mayıs’ta Yunanistan işçi ve emekçilerinin gündemine girecek olan gelişmelerden biri de kuşkusuz arka arkaya patlak veren skandallar. Hükümetin geniş halk kitleleri içinde tepkilere yol açan Tembi tren kazasını örtme çabaları yüz binlerin sokaklara çıkmasıyla ters teperken, AB sübvansiyonlarının yandaş şahıs ve şirketlere aktarılması nedeniyle ortaya çıkan (OPEKEPE) skandal hükümetin zor durumda kalmasına neden oldu. AB savcısının, hükümet partisi Yeni Demokrasi’ye (ND) bağlı ondan fazla milletvekili hakkında soruşturma açması ve birçok milletvekilinin adının başka skandallara karışması erken seçim tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Hükümetin kriz yıllarını göstererek kitleleri izlenen politikalara ikna etmeye çalışması işçi, emekçiler içinde yükselen tepkilerin önüne geçmeye yetmiyor. Geleceksizlik ve güvencesizliğe paralel olarak ağırlaşan yaşam koşulları ve zorlukları, emperyalist saldırganlık ve savaşlara verilen destekler, skandallar ve biriken sorunların 1 Mayıs kutlamalarına yansıması bekleniyor.

Başta metal, enerji, taşıma, sağlık, inşaat, ilaç, tekstil, gıda, iletişim olmak üzere, çok sayıda sektörde örgütlü bulunan sendikalar yayınladıkları bildirilerde sermaye politikalarına karşı alanlara çıkma çağrısı yapıyorlar. Yetmişin üzerinde il ve ilçede gösteriler yapılacak. Resmi tatil olan 1 Mayıs günü ulaşım, taşıma, ticari işletmeler vb. sektörler için ise sendikalar grev kararı almış bulunuyor.

Ayrıca sendikalar birçok sektöre bağlı iş alanlarında 1 Mayıs toplantıları ve değişik etkinlikler eşliğinde, sermaye politikalarına karşı direniş ve örgütlenme çağrıları yapıyorlar.


İspanya: Halklar arasında barış, sınıflar arasında savaş!

2026 yılında, işçi sınıfının giderek daha sert bir gerçeklikle karşı karşıya kaldığı yeni bir 1 Mayıs'a ulaştık: Emperyalist savaş alevlendi, kapitalist sömürü yoğunlaştı ve milyonlarca işçinin yaşam koşulları hızla kötüleşti.*

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) 1 Mayıs afişi

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) 1 Mayıs afişi

Bugün, her zamankinden daha fazla bir şekilde, savaşın bir kaza olmadığı, hükümetlerin ya da belirli kişilerin münferit kararlarının sonucu olmadığı, aksine krizdeki bir sistemin kaçınılmaz sonucu olduğu doğrulanıyor. Kendi çelişkileriyle boğulan emperyalist kapitalizm; pazarları, kaynakları ve etki alanlarını paylaşmak için halkları çatışmaya sürüklüyor. Bu senaryoda, ölülerini gömen, güvencesizliği yaşayan ve savaşın bedelini ödeyenler işçiler oluyor. Bu barbarlığın karşısında, işçi sınıfı kendisine düşen yeri, yani emperyalist savaşa karşı mücadelenin öncülüğünü üstlenmeye başladı. Bunu, Filistin halkıyla dayanışma içinde silah sevkiyatlarını engelleyen liman işçilerinin eylemlerinde açıkça gördük; bu eylemler, işçilerin örgütlü gücünün sermayenin çıkarlarına ve savaşlarına doğrudan darbe vurabileceğini göstermiştir. Bu örnekler yolu göstermektedir: Savaşa karşı mücadele ofislerde değil, işyerlerinde, fabrikalarda ve sokaklarda yürütülür.

Emperyalist savaş sadece ‘uzaktaki’ halkları yok etmekle kalmıyor; aynı zamanda kendi ülkemizdeki yaşam koşullarını da kötüleştiriyor. Enflasyon, enerji ve gıda fiyatlarındaki artış, sosyal kesintiler ve askeri harcamalardaki artış, bu dinamiklerin doğrudan sonuçları.

Büyük şirketler kârlarını katlarken, işçiler maaşlarının satın alma gücünün azaldığını, işlerinin güvencesizleştiğini ve haklarının kısıtlandığını görüyorlar. Bu durum karşısında, proleter enternasyonalizmini yeniden teyit etmek zorunlu hale geliyor.

Sermayenin dayattığı halklar arası savaş mantığına karşı, tutumumuzu özetleyen sloganı haykırıyoruz: Halklar arasında barış, sınıflar arasında savaş! Sınıfımızın, bu emperyalist güçlerden biriyle ya da diğeriyle ittifak kurarak kazanacağı hiçbir şey yoktur; mücadelemiz, tüm bu güçlere ve onları doğuran sisteme karşıdır.

Enternasyonalizm boş bir slogan değil, pratik bir gerekliliktir. Yalnızca dayanışma ve koordineli eylem yoluyla küresel sermayeye etkili bir şekilde karşı koyulabilir.

Aynı zamanda, sermayeye karşı işçi ve sendikal mücadeleyi güçlendirmeliyiz. Yalnızca işyerlerinde örgütlenme ve sürdürülebilir bir hareket, hakları savunmamızı ve kazanmamızı sağlayacaktır. Sürekli fedakarlık dayatan bir sistem karşısında, yanıt pes etmek ya da kalıcı bir sosyal uzlaşma olamaz; bilinci ve örgütlü bir mücadele olmalıdır.

Bu bağlamda, aşırı sağ ile büyük işverenler arasındaki ittifak giderek daha belirgin hale geliyor. Farklı ülkelerde ilerleyen gerici tutumlar, sisteme bir alternatif değil, sermayenin egemenliğini pekiştirmek için kullandığı bir araçtır. İşveren örgütlerinin, gerici politikalarla ve Trump gibi figürlerle aynı çizgide yer alması, aşırı sağın “sistem karşıtı” söyleminin ardında, kapitalist çıkarların en acımasız savunmasının gizlendiğini göstermektedir.

Kazanılan her hak mücadelenin meyvesidir

Bununla birlikte, işçi ve sendika hareketine yönelik artan baskıyı kınıyoruz. Protestoların suç sayılması, yaptırımlar ve kara listeler, işten çıkarmalar ve sendikacıların zulüm görmesi, işçi sınıfının örgütlenmesini durdurmak için sermayenin stratejisinin bir parçasıdır.

1 Mayıs'ın tarihi bize hiçbir şeyin bedava olmadığını hatırlatır. Kazanılan her hak, toplu mücadelenin meyvesidir.

Bugün, kriz ve savaş ortamında bu ders tam anlamıyla geçerliliğini kazanmaktadır. Önümüzde duran görev çok büyüktür, ancak aynı zamanda işçilerin birleşerek mücadele ettiklerinde ortaya koydukları güç de öyledir. Her alanda örgütlenmeyi güçlendirmek, halklar arasındaki dayanışmayı sıkılaştırmak ve sadece sömürü, sefalet ve savaş sunan bir sisteme karşı devrimci bir alternatif oluşturmak gerekiyor.

*İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) 1 Mayıs açıklaması

-Devam edecek-

(Dış Haberler)

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
30.04.2026 00:30 / Güncelleme: 01:05

1 Mayıs’a giderken: Bursa’da tekstil işçilerinin mevcut durumu

Bursa’da tekstil işçileri 1 Mayıs’a ağırlaşan çalışma koşulları, derinleşen yoksulluk ve artan baskılar altında giriyor. Artık mesele sadece geçim değil; güvencesizlik ve belirsizlik de hayatımızın bir parçası haline gelmiş durumda.

1 Mayıs’a giderken: Bursa’da tekstil işçilerinin mevcut durumu

Fotoğraf: Elif Ekin Saltık/ Evrensel

İçerik yükleniyor...

(İşçi Sendika Servisi)
29.04.2026 21:31

Marmara Bölgesi'nde hava sıcaklığı hissedilir derecede azalacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü Marmara Bölgesi'nin 1 Mayıs Cuma gününden itibaren serin ve yağışlı havanın etkisi altına gireceğini, hava sıcaklığının mevsim normallerinin altında seyredeceğini açıkladı.

Marmara Bölgesi'nde hava sıcaklığı hissedilir derecede azalacak

Fotoğraf: DHA

29.04.2026 17:01

Maltepe'de kadını darbeden erkek gözaltına alındı: Sabıkası kabarık çıktı

Maltepe'de sokak ortasında bir kadını darbeden ve müdahale etmek isteyenlerle tartışan E.A. gözaltına alındı. E.A'nın sicil kaydı kabarık çıktı.

Maltepe'de kadını darbeden erkek gözaltına alındı: Sabıkası kabarık çıktı

Fotoğraf: DHA

29.04.2026 22:46 / Güncelleme: 23:37

Verilen kararı istinaf bozmuştu: Hakkari Belediye Eş Başkanı'na yeniden 19 yıl 6 ay hapis cezası

Yerine kayyım atanan Hakkari Belediye Eşbaşkanı Mehmet Sıddık Akış'ın istinafın bozma kararı sonrası görülen duruşmasında yeniden 19 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Verilen kararı istinaf bozmuştu: Hakkari Belediye Eş Başkanı'na yeniden 19 yıl 6 ay hapis cezası

Fotoğraf: MA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!