25.04.2026 00:16 / Güncelleme: 00:47

Doç. Dr. Vahap Coşkun ile sürecin geldiği aşamayı konuştuk: Erdoğan süreci anayasa ve seçim için uzatıyor

Vahap Coşkun, çözüm sürecinde fiili adımların büyük ölçüde tamamlandığını ancak iktidarın yasal düzenlemeleri geciktirdiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreci anayasa ve seçim hesaplarıyla zamana yaydığını belirtti.

Doç. Dr. Vahap Coşkun ile sürecin geldiği aşamayı konuştuk: Erdoğan süreci anayasa ve seçim için uzatıyor

Fotoğraf: AA

Serpil İlgün
[email protected]


AYM ve AİHM kararlarının uygulanması, kendini feshederek silah bırakan PKK üyelerinin durumunu da içeren yasanın çıkarılması gibi başat konularda bir gelişmenin olmamasının, yanı sıra iktidar cephesinden DEM’e yönelik sert eleştiriler gibi hususlar, “süreçte kriz mi yaşanıyor, tıkanma mı var” gibi soruları gündeme getirdi. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için uygun iklim oluşmuştur, bundan sonraki hedef amaca hizmet edecek yasaların hızlıca çıkarılmasıdır” sözleri konuyla ilgili beklentiyi yükseltmiş, hatta nisan ayı işaret edilmişti. Ancak iktidar cephesinden “PKK’nin tümüyle silah bırakması ve teslim etmesinin teyit ve tespiti” şartının getirilmesi, “Öcalan’a statü” talebinin gündeme alınmaması, DEM’e yönelik “bize ödev vermeyin” eleştirileri, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, “süreci seçim hesapları nedeniyle ağırdan aldığı” yorumlarını güçlendirmiş oldu. CHP’ye yönelik operasyonların hız kesmemesi ise, “demokrasi olmadan barış olur mu” sorusunu canlı tutmaya devam ediyor. 

Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi, Doç. Dr. Vahap Coşkun’la sürecin neden ilerlemediğini konuştuk. Mecliste oluşturulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na çözüm önerilerini de içeren geniş bir sunum yapan Vahap Coşkun, iktidarın süreci kendi ajandasına göre yürüttüğünü ve bu tutumu nedeniyle endişe duyacak bir baskı hissetmediğini belirtiyor.

Süreçle ilgili beklenen yasal düzenleme için en son nisan ayı işaret edilmişti ancak bu gerçekleşmediği gibi, iktidar tarafı yasanın “silah bırakmanın teyit ve tespit edilmesinden sonra” Meclise gelebileceğini söylüyor. Yaşanan durumu siz nasıl tarif ediyorsunuz? Süreçte ne yaşanıyor ve neden?

1 Ekim 2024'te başlayan bir süreçten bahsediyoruz. Aradan 19 ay geçti. Bu 19 ay içerisinde aslında önemli merhaleler katedildi. PKK silah bıraktı, kendisini feshetti, Türkiye’den çekildi, sınır boylarını boşalttı, Mecliste bir komisyon kuruldu ve komisyon ortak bir rapor hazırladı. Böylece artık yasal adımların atılması sürecine gelmiş olduk. Dolayısıyla fiili olarak atılacak olan adımların önemli bir kısmı bitti. Ancak yasal süreç beklenen hızda gitmiyor. Sürecin tarafları, “bir kriz veya tıkanma yoktur” diyorlar. Ama bir yavaşlama olduğu da açık.

Peki bu yavaşlamanın sebebi ne?

İki temel sebebi var; birincisi, Suriye'de Şam yönetimi ile SDG arasında gerilimin ortaya çıkmasıydı. SDG ile Şam yönetimi arasında 29 Ocak'ta anlaşma imzalanınca Suriye'deki sorun bir şekilde ortadan kalktı. Ama hemen akabinde bu sefer İran meselesi başladı. İran'da, İsrail ve ABD’nin Kürtleri sahaya sürme yönündeki taleplerini dile getirmeleri, Türkiye'de kuşkuyla karşılandı. Ancak İran ve Irak’taki Kürt grupların, "Bu bizim savaşımız değil, biz bu savaşın içerisinde yer almayacağız" şeklinde beyanda bulunmaları Türkiye'yi de rahatlattı ve İran savaşından kaynaklanan bu sorun da giderildi. Buna rağmen somut bir adım atılmamasındaki ikinci sebep de iktidar taraflarının meseleyi farklı ele almaları.

Yani AK Parti süreci zamana yayma yönünde bir siyaset izlerken; MHP ise artık yasal adımların atılması gerektiğini düşünüyor. Nitekim Bahçeli, neredeyse her grup konuşmasında bunu ifade ediyor.

Fotoğraf: İnanç Yıldız

Fotoğraf: İnanç Yıldız

"Bahçeli için öncelikli olan iktidarda yer almak"

Bahçeli son grup toplantısında konuya girmedi ancak önceki grup konuşmasında belirttiğiniz üzere, yasal düzenlemelerin ivedilikle Meclise gelmesi gerektiğini söylemişti. Diğer yandan, Erdoğan ile Bahçeli’nin meseleye bakışlarındaki farklılık, sürecin başından bu yana tartışılan başlıklardan biri oldu. Bu farkın sebebi ne?

AK Parti dediğim gibi süreci biraz daha zamana yayıp, belki seçim gündemiyle, anayasa gündemiyle birleştirmek istiyor. Buna mukabil MHP ise, gelinen noktada adım atmamanın AK Parti ve MHP'ye yönelik birtakım siyasal tepkileri ortaya çıkaracağını, o nedenle artık somut bir adımın atılması gerektiğini düşünüyor ve bunu dile getiriyor.

Bununla birlikte, aradaki bu farklılık, iktidarda kırılmaya yol açacak bir farklılık değil. Yani MHP bunu talep ediyor ama AK Parti bunu yerine getirmediğinde de herhangi bir şekilde buna bir tepki koymuyor.

Yani adım atılmaması bir sorun yaratmıyor?

Evet. MHP kendi tavrının kayda geçirilmesini sağlıyor ama Cumhurbaşkanından bu yönde herhangi bir adım atılmayınca da bunu çok büyük bir problem etmiyor. Dolayısıyla adım atılmaması, iktidar arasında bir kırılmaya, bir çatlamaya, iktidar mimarisinde bir değişikliğe yol açacak bir durum değil. MHP için iktidarda yer almak diğer bütün sorunlardan daha öncelikli, daha hayati olarak görülüyor.

"Tıkanıklığın çözülmesi gerekiyor"

Sadece yasal düzenlemeler konusunda değil, yasa gerektirmeyen AYM ve AİHM kararlarının uygulanması konusunda da adım atılmaması için yorumunuz ne olur?

Bu ciddi bir problem. Meclis komisyon raporunda da AYM ve AİHM kararlarının uygulanması için herhangi bir yasa veya anayasa değişikliği gerekmediği vurgusu yer alıyor. Sadece siyasal bir irade ortaya konulması gerekiyor. Ama gerek siyasi iradeye bağlı adımların atılması, gerekse hukuksal düzenlemelerin yapılması konusu, iktidar tarafından PKK'nin tam silah bırakması şartına bağlanmış durumda. Bununla ilgili geçenlerde medyaya yansıyan ve muhtemelen devletin bir kanadı tarafından sızdırılan haberlere göre, PKK üç kademede konuşlanmış durumda. Birinci kademedeki silahsızlandırmayı gerçekleştirdiler ama ikinci ve üçüncü kademedeki silahsızlandırmayı henüz gerçekleştirmediler. O nedenle devletin söylediği şu: "PKK buraları da boşaltsın, biz ondan sonra yasal düzenlemeleri yapacağız."

Dolayısıyla bir tıkanıklık hali var ve bu durumun çözülmesi gerekiyor. Bu iki şekilde çözülebilir: Bir, hükümet sözünü ettiğimiz adımları atar, bu da bir yumuşama yaratır ve sürecin ilerlemesi hızlanır. İkincisi, yine Öcalan devreye girer. PKK’nin buraları da boşaltılması yönünde çok daha net bir tavır ortaya koyar ve onu hızlandırmalarını ister.

“Önce teyit-tespit, sonra yasa” diyen AKP cephesinin tutumu için DEM Parti, “yasa olmadan silah bırakanların ülkeye dönüşü, hukuki durumları ne olacak” sorularını yöneltiyor. Sizin de "arabayı atın önüne koşmak" olarak tariflediğiniz iktidarın bu tutumu, “süreç, seçimler ve anayasa için araçsallaştırılıyor yaklaşımını daha da güçlendiriyor, ne dersiniz?

Bence öyle. Bütün yasal düzenlemeleri, son silahın da bırakılmasına ve bunun tespit-teyit edilmesinden sonraya bırakmak, sürecin mimarisinde bir problem olduğunu ortaya koyar.

PKK zaten silahı bıraktığını ifade etti, yöneticileri artık PKK adını kullanmıyorlar ve bunun bir stratejik karar olduğunu söylüyorlar. Artık silaha dönüş yok. İktidarın yapması gereken bu süreci hızlandırmaktı. Siz de ifade ettiniz, insanlar silah bırakıyorlar; e peki bu silah bırakan insanlar nasıl bir hukuki pozisyon içerisine girecekler? Nasıl evlerine dönecekler? Toplumsal hayata nasıl entegre olacaklar? Bu soruların hepsi şu anda havada. Böyle olunca silah bırakma da istenen hıza kavuşmuyor doğal olarak.

Fotoğraf: AA

Fotoğraf: AA

"Ev ödevi veren Bahçeli"

“Süreçte kriz mi yaşanıyor” sorusuna yol açan bir diğer gelişme de yasal düzenlemeler konusunda iktidarı eleştiren DEM Parti’ye, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’ten gelen sert yanıtlar oldu. Maksimalist taleplerde bulunma eleştirisini yenileyen Çelik, DEM için “iktidara ödev vermeye kalkıyorlar” dedi. Yasal düzenleme talebi, neden üst perdeden bir reaksiyonla karşılandı?

Ömer Çelik'in açıklamaları oldukça problemli. Demokrasilerde iktidarlara ev ödevi verilir, dolayısıyla demokrasi teorisi açısından bunda bir sorun yok. Ama bundan alınacaklarsa da ev ödevi veren DEM Parti değil, ev ödevi veren Meclis Komisyonu. Meclis Komisyonu yasal düzenleme yapılması gerektiği konusunda bir tavsiyede bulunuyor ve bu komisyonunun içinde AK Partili, MHP'li üyeler de var. Yine eğer bir ödevden bahsedilecekse, bu ödevi veren Bahçeli. Bahçeli sürekli olarak iktidarın adım atması gerektiğinden söz ediyor. İşte "sürecin iki kanatlı bir kuş olduğundan, bir kanadın üzerine düşeni yaptığından, diğer kanadın artık adım atması gerektiğinden" bahsediyor. Yani DEM’in komisyon raporunu da refere ederek bazı adımların atılmasını istemesi, bir siyasal partinin iktidara ev ödevi vermesi değil, aksine sürecin gereğini yapma konusunda kendilerine çağrıda bulunmak.

Diğer yandan, iktidar sürecin hızlanmamasından dolayı herhangi bir kaygıya kapılmış değil. DEM Parti'nin taleplerine rağmen, süreci kendi ajandasına göre yürütüyor. Demek ki iktidar, bu konuda endişe duymasını gerektirecek bir hususun olmadığını düşünüyor. Bu da muhtemelen bazı hususlara güvendikleri gibi bir kanaati oluşturuyor.

Nasıl?

Yani nihayetinde ya PKK ile aralarında bizim bilmediğimiz şekilde bir mutabakat vardır ya da Öcalan'la ilişkilerinde farklı bir durum söz konusudur, farklı noktalarda anlaşmışlardır. 

"Yasa çıkmazsa süreç yorgunluğu başlayabilir"

Malumunuz, İmralı Heyeti Üyesi Pervin Buldan da yasal düzenleme konusunun en geç temmuz ayında Meclise gelmesi gerektiğini söyledi. Temmuz ayında da beklenen olmazsa, süreç gerçekten bir krize girer mi?

Meclis tatile girmeden önce bir yasal düzenleme yapılması halinde, sürecin bir sıkıntıya girmeyeceği kanaatindeyim. Ama Meclis tatile girer ve o güne kadar da bir yasal düzenleme yapılmamış olursa, o zaman bir süreç yorgunluğu başlayabilir. Süreç nedeniyle mümkün olan en yumuşak muhalif hatta duran DEM Parti, atılması gereken adımların daha fazla zamana yayılması durumunda muhalif bir tona dönebilir ve bu AK Parti için de bir sorun yaratabilir.

Bence Ömer Çelik'in, DEM’e yönelik ifadelerinde asıl dikkat çeken husus oydu. Çelik’in, "Bizi sürekli eleştiriyorsunuz, CHP'yi ise sürekli övüyorsunuz" ifadesinin bu açıklıkta dile getirilmesi, orada bir tehlike sezdiklerinin de işareti olarak okunabilir.

Muhalefet çevrelerinden DEM’e, “iktidar karşısında nötralize olmak, siyaset üretmemek” eleştirilerinin arttığı bir dönemde bu ifadelerin gelmesi ayrıca dikkat çekti.

Evet, DEM Parti için zor bir durum tabii. DEM Parti bir taraftan iktidarla bu süreci yürütmek, diğer taraftan muhalefetle olan ilişkilerini koparmamak istiyor ve o nedenle dengeli bir siyaset yürütmeye çalışıyor. CHP'ye yönelik operasyonları da İmamoğlu'nun yakalandığı günden itibaren, karşı duran muhalefetini dile getiriyor. Bu, muhalif kanatlardan yeterince güçlü bir ses olarak görünmüyor ama dediğim gibi, DEM Parti'nin de sürecin karşısında yer alması veya iktidar ile hareket etmekten kaçınabilmesinin siyasi bir gerçekliği yok. Çünkü iktidar Kürt meselesinin silahtan arındırılmasını öngören bir çözüm süreci yürütüyorsa, DEM Parti'nin "Hayır biz sizinle bunu konuşmuyoruz" diyebilme şansı yok, bunu kendi seçmenine de anlatamaz. O nedenle DEM Parti açısından bir taraftan süreci yürütmek, diğer taraftan ise muhalefetle olan ilişkilerini korumak yönünde bir denge siyaseti var. Bu denge siyaseti bazen DEM Parti'nin etkisizleşmesine sebebiyet veriyor.

Serbestiyet'teki “seçici eleştiri” başlıklı yazınızda, “DEM tek başına hareket edebilen bir parti, bir özneymiş gibi eleştirilirken, bu partinin aktörlerine, programına, siyaset tarzına ve teşkilatlarına doğrudan tesir eden odaklar bunun dışında tutuluyor” diyorsunuz. Açar mısınız, eleştirinin dışında tutulan odaklar kimler?

Şöyle, DEM Parti'yi eleştirmek konforlu bir alan, bir risk içermiyor. Ama bu siyasetin oluşmasında bir şekilde, hatta çok etkili bir şekilde yer alanlar, örneğin bir Öcalan, örneğin bir Kandil, herhangi bir şekilde bir eleştiriye tabi tutulmuyor. Bu da eleştirinin seçici olması anlamına geliyor. Yani bir taraftan zayıf halka olarak gördüklerinize yönelik eleştirilerinizi dile getireceksiniz ama asıl politik hattı belirleyenlere yönelik söz söylemekten imtina edeceksiniz. Bu eleştirinin gücünü düşürdüğü gibi, eleştiriden herhangi bir şekilde bir yarar sağlamayı, o eleştiriden doğru bir yere gitmeyi önleyen hususlardan bir tanesi oluyor. 

"Operasyonlar devam ederse CHP’nin sürece desteği azalır"

Süreç 1.5 yıl önce başladığında, bunun Türkiye’nin demokratikleşmesinin kaldıracı olacağı beklentisi yaratılmıştı. Oysa CHP'ye yönelik operasyonlar devam ediyor, mutlak butlan olasılığı yeniden dillendiriliyor ve genel olarak da baskı artmış durumda. İki olgu arasındaki çelişkinin artıyor olması için ne söylersiniz?

Evet, iki farklı süreç yürüyor. CHP'ye yönelik yapılan operasyonlar, otoriterleşmeye yönelik kaygıları arttırıyor; diğer taraftan çözüm süreci ise, Türkiye'yi demokratikleştirebilecek bir süreç. Çözüm sürecinin yürüyebilmesini sağlayan en önemli etkenlerden birinin de CHP'nin vermiş olduğu destek olduğunu vurgulamak gerek. Aslında CHP'ye yakın medyaya, CHP'ye yakın akademiye, kanaat önderlerine baktığınızda, önemli bir kısmında çözüm sürecine yönelik müspet bir görüş yok. Başından itibaren bu sürece çok mesafeliler. Hatta CHP tabanının da önemli bir kısmı, her araştırmada bu sürecin içerisinde partisinin yer almaması yönünde kanaatini belirtiyor. Buna rağmen Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu yönetimi çözüm sürecini desteklediler, komisyonun içerisinde yer aldılar, komisyona “evet” oyu verdiler ve sürecin ilerlemesini sağladılar. Ama bu operasyonlar artarak devam ederse, CHP yönetiminin de bu sürece destek verme ihtimali son derece azalır. Burada iktidarın gözetmesi gereken çok temel bir soru var; ana muhalefet partisi destek verdiğinde mi bu süreci iyi bir şekilde yürütmek mümkün olabilir, yoksa karşıt bir pozisyonda yer aldığında mı? Kanaatime göre, Zafer Partisi'nin, İYİ Parti'nin bugüne kadar dile getirdiği ama çok teveccüh görmeyen milliyetçi karşı çıkışlar, CHP de karşı bir pozisyon alırsa çok daha etkili bir hale gelebilir, bu da süreci zora sokar. Diğer yandan benim görebildiğim, iktidar en azından yakın zamanda, CHP üzerindeki baskıyı gevşetmeyi düşünmüyor.

Fotoğraf: DHA

Fotoğraf: DHA

'Kürt sorununun değil, silah boyutunun çözümü'

Aynı bağlamda, şu senaryo için de yorumunuzu alalım: Süreçle ilgili talep edilen özel yasa çıktı, geri dönüşler başladı, süreç ilerliyor ama başta CHP, operasyonlar, baskılar devam ediyor. Bu senaryoya Kürtler evet der mi?

Öncelikle, silahın tamamıyla ortadan kalktığı durumda Türkiye'nin rotasının kaçınılmaz bir şekilde demokratikleşmeye doğru evrileceğini düşünüyorum. Çünkü silah tartışması, demokratikleşmeye yönelik talepleri örtmekle kalmıyor, kriminalize de ediyordu. Bunun üzerinden bütün partileri bir şekilde kıskaca almanız mümkündü. Dolayısıyla silah ortadan kalktığında, bence siyaset daha normal rayına girer. Mesela böyle bir durumda muhalefet de, iktidar karşısında daha dişli bir muhalefet haline gelir.

İkincisi, Kürt meselesinin çözülmesi tamamıyla demokratikleşme meselesi zaten. Demokratikleşmediğiniz müddetçe de bu meseleyi çözemezsiniz. Kürt meselesinin çözülmesi ne demek? Örneğin yerele daha fazla yetki dağıtmak demek, eşit vatandaşlık anlayışını tam anlamıyla gerçekleştirmek demek, kültürel hakların tanınması demek. Ve Kürtler bunları Türkiye'deki herkes için talep ediyorlar.

Bazılarının şu hissiyattan kurtulması lazım; "Kürtler muhalefeti sattı, Kürtler kendi dertlerine odaklandılar!" Bu, Kürtlere yapılabilecek en büyük bühtanlardan bir tanesi. Çünkü böyle bir durum söz konusu değil. Dediğim gibi Kürtler bugüne kadar dile getirdikleri talepleri, aynı zamanda Türkiye için de istediler. Bir hocamızın bir sözü vardı; "Kürtler bizi özgürleştirecek" diyordu Türkiye açısından. Yani Kürt meselesinin çözülmesi, demokratikleşme adımlarını da kaçınılmaz kılıyor. Ha, bu süreç Kürt meselesinin çözümü süreci mi, değil. Bu sadece Kürt meselesinin silah boyutunun çözülmesi sürecidir. Ama silahı ortadan kaldırdığınızda, siyaset diğer alanlara da ister istemez el atmak durumunda kalacaktır.

24.04.2026 18:00 / Güncelleme: 19:37

Doruk Madencilik işçilerinin bekleyişi sürüyor: 'Tüm talepler karşılanmadan alanı terk etmeyeceğiz'

Ankara’da eylemlerini sürdüren Doruk Madencilik işçileri, Çalışma Bakanlığı ile yapılan görüşmenin ardından alanda kalmayı sürdürüyor. İşçiler, tüm alacakları ödenmeden ve talepleri karşılanmadan ayrılmayacaklarını belirtti.

Doruk Madencilik işçilerinin bekleyişi sürüyor: “Tüm talepler karşılanmadan alanı terk etmeyeceğiz”

Fotoğraf: Evrensel 

24.04.2026 14:03 / Güncelleme: 14:18

Gülistan Doku soruşturmasında arama: Mezarlık ve vadiler tarandı

Gülistan Doku soruşturmasında gizli tanık ifadesinin ardından 17 noktada yaklaşık 40 kilometrelik alanda yer altı görüntüleme cihazlarıyla arama yapıldı.

Gülistan Doku soruşturmasında arama: Mezarlık ve vadiler tarandı
24.04.2026 14:25 / Güncelleme: 14:37

MHP'de feshedilen il yönetimi sayısı 11'e yükseldi: Yalçın, Bingöl ve Antep kararlarını açıkladı

MHP'de 'İzzet Ulvi Yönter' tasfiyeleri sürerken Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın, partinin Bingöl ve Antep il yönetimlerinin de görevden alındığını duyurdu.

MHP'de feshedilen il yönetimi sayısı 11'e yükseldi: Yalçın, Bingöl ve Antep kararlarını açıkladı
24.04.2026 22:38

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi İslamabad’da

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, ABD Başkanı Trump'ın damadı Jared Kushner ile Orta Doğu Temsilcisi Steve Witkoff'la görüşmek için İslamabad’a gitti.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi İslamabad’da

Fotoğraf: DHA

24.04.2026 16:31

Kürtçe 'Rojbash' filmi yine yasaklandı

Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2 yıl önce yasaklanan ancak 2026 yılı başında mahkeme kararıyla gösterim yasağı kaldırılan 'Rojbash' filmi yeniden yasaklandı. İstinaf mahkemesi, filmi serbest bırakan kararı kaldırdı.

Kürtçe 'Rojbash' filmi yine yasaklandı

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!