19.04.2026 00:15 / Güncelleme: 00:55

2026 ilkbaharında ‘işçilerin ekonomisi’

Üç yıldır uygulanan kemer sıkma programı sonucu ücretler öyle düştü ki işçi sınıfı, 1960’lı yıllardan beri ilk kez yaşanan iktisadi sorunların suçlusu ilan edilemiyor. Ücretler düşerken sömürü oranı 5.7 kattan en az 6.4 kata çıktı.

2026 ilkbaharında ‘işçilerin ekonomisi’

Grafik: Evrensel

Erhan Bilgin
[email protected]


Başlık bir isim tamlaması, tıpkı “kumarhane kapitalizmi” veya “tüketim ekonomisi” gibi... Tanımlama hali dışında kullanılması uygun değil. Hele “kavram” diye kullanılması teklif dahi edilmemeli. Çünkü, işçilerin, hakim iktisadi yapıdan (yani kapitalist iktisadi ilişkilerden) bağımsız veya ayrı bir ekonomisi mümkün olamaz. Yani mevcut iktisadi sistemde “işçilerin ekonomisi” diye bir kategori henüz keşfedilmedi. İşçilerin çıkarlarını savunuyoruz, hatta kendi kişisel çıkarlarımızı işçilerin çıkarlarından ayrı görmüyoruz diye bilim dışı bir kategori icat edemeyiz.

Peki neden başlıkta “işçilerin ekonomisi” ifadesini kullandım? Başlıca amacım Bir işaret fişeği yakmak... Bir bakıma işçi sınıfının ekonominin bir nesnesi veya girdisi değil, tam tersine ekonominin canlı, aktif bir öznesi olduğuna dikkat çekmek.

İktisadi büyüme, işsizlik, enflasyon, yahut yoksulluk veya faiz ya da başka bir konu hakkında resmi istatistikler her açıklandığında yorumlama fırsatını kaçırmayan irili ufaklı, alaylı veya mektepli, akademisyen veya uzman iktisatçıların kahir ekseriyeti, işçi sınıfını, sosyal bir özne gibi değil de bir üretim veya piyasa girdisi gibi ele alıyorlar.

Bir başka ifade ile adı geçen iktisatçı grubu analizlerinde işçi sınıfına üretim ilişkileri içindeki nesnel rolünü umursamadan kendilerinin algıladığı (bilinçlerindeki) tasavvura göre ve çoğu kez bir maliyet unsuru diye yer veriyorlar.

Halbuki işçi sınıfı üretimin canlı bir tarafı olması nedeniyle ekonominin aktif bir Öznesi. Bir başka ifade ile ister örgütlü, ister örgütsüz halde olsun ekonominin belirleyici bir unsuru. Bu sahici maddi olgu kabul edilmeden, ekonominin analizi yapılabilir şüphesiz. Ama bilimsel (objektif) diye nitelendirilemez. Dolayısıyla işçi sınıfını ekonominin asli ve sahici unsuru kabul etmeyen her analiz, içerisinde “işçi çıkarları” sözü geçse veya “ücretler düştü” diye feryat edilse bile aslında dar burjuva ufkunun veya sığ “burjuva sol anlayış” çemberi içinde kalır.

Geliniz, Türkiye ekonomisinin 2006 ilkbaharındaki vaziyetini, işçi sınıfını ekonomide layık olduğu sahici konumu içinde yani belirleyici özne halinde ele alalım:

1.Ekonominin gelir yaratma kapasitesi

Ekonomik büyüme adı altında ilan edilen verilerden yararlandığımızda, aslında tamamının işçi sınıfı tarafından yaratıldığı milli gelirin çok az arttığını görüyoruz. 2025 yılında Türkiye ekonomisinde yaratılan gelir yüzde 3.6 oranında artmış. Hiç şüphesiz bu sonuç işçilerin daha az çalışması veya daha az yoğun emek sarfetmesi ile ilgili değil.

Çünkü çalışma süresi ve emek yoğunluğu belirgin bir biçimde azalmadı. Resmi TÜİK verilerine göre 2025 yılında fiili çalışma sürelerinde yüzde 1.5 gibi ihmal edilecek bir azalma söz konusu. Sanayi istihdamı da resmi verilere göre yüzde 3.1 oranında düşmüş. Bu iki verinin gelir artışını yavaşlattığını ileri sürmek abartılı bir iddia olur. Gelirin çok yavaş artmasının temel nedeni sermaye kararları, yarımları ve AKP iktidarını idaresiyle ilgili.

Yoksa işçi sınıfının uzun çalışma saatleri düşmediği gibi, emek yoğunluğu da azalmadı, AKP rejiminin baskısı ile kitlesel grevler ve üretimi yavaşlatma eylemleri meydana gelmedi. Ayrıca emek yoğunluğunun temelini oluşturan üretim sürecindeki iş disiplininin gevşediğine dair dikkat çekecek bir işaret de göremiyoruz.

Sanayi sektöründe yaratılan gelir artışı 2025 sonundan itibaren belirgin biçimde yavaşladı. Ekonomideki toplam gelirin yaklaşık yüzde 80’i sanayi sektöründe yaratıldığına göre gelir artışındaki yavaşlama ekonominin genel bir durgunluğuna işaret ediyor.

Bu eğilimin 2026 yılının ilk iki ayında da devam ettiğini tahmin ediyoruz. Tahminimiz ocak-şubat aylarındaki şu verilere dayanıyor: Sanayi sektöründe üretim kapasitesinin yüzde 1.5 oranında ve üretim hacminin yüzde 2.6 oranında gerilemesi. Toplam istihdamın 885 bin kişi azalması. (İstihdam 14 ay boyunca geriliyor) Girdi siparişlerinin yüzde 4 daralması (İSO Türkiye imalat PMI endeksi) ve nihayet 2026’nın bütünde “yatırım yapılacak beklentisinin” yüzde 72 oranında düşmesi. (TCMB beklenti anketi)

Sorunun arka planı

Ücretler düşerken, istihdam azalırken ve kitlesel grevler yakın bir ihtimal değilken ekonomideki yavaşlamanın sorumlusu diye işçi sınıfı gösterilemez. Zaten işçi sınıfı uzun çalışma saatlerine tabi, emek yoğunluğu (birim saatte harcanan emek) gevşemiş değil. Zaten 1960’lardan sonra ilk kez günümüzde işçi sınıfı, düşük ücretlerinden dolayı iktisadi sorunların suçlusu ilan edilemiyor.

Asıl sorun, sermaye sahiplerinin işletme politikaları ve AKP hükümetinin izlediği siyasi hattan kaynaklanıyor. Bu politikaların kritik noktası toplam yatırımların ve bilhassa teknolojik yatırımların ciddi ölçüde gerilemesi. Bunun sonucunda da verimlilik artmıyor, yani üretilen ürün başına gelir nispi olarak geriliyor. 2025 yılında makine teçhizat yatırımları (sabit fiyatlarla) yüzde 21 oranında geriledi. Toplam sermaye stokundaki gerileme sabit fiyatlarla yüzde 12’ye vardı. Yatırım hacminin gerilemesinin teknik veya iktisadi birçok nedeni var. Fakat esas nedeni sosyal, yani patronların işçi sınıfı ile ilişkisinin sonucu. Bu ilişkinin 3 önemli boyutu var: Birincisi ücretlerin düşüklüğü, ikincisi uzun çalışma süreleri ve nihayet emek yoğunluğunun şiddeti (yüksekliği).

Bu durum işçi sınıfının çalışma, hayat koşulları ile ücretleri ve tabii ki örgütlenmesi ve siyasi mücadelesi üzerinde de muazzam bir baskı yaratıyor. Zaten AKP iktidarının baskıcı karakterinin iktisadi maddi temelini sermaye ve işçi sınıfı arasındaki bu durum oluşturuyor. En küçük işçi eylemine müdahale edilmesi ve Mehmet Türkmen gibi öncü işçilerin tutuklanmasının başlıca nedeni de bu “zorunluluk”.

Şu kadarını belirtelim ki, işçi sınıfının mücadelesi ile ücretlerin düşük bir oranda artışını sağlaması bile sermaye sınıfı ve AKP rejimini, ciddi bir krize sürükleyerek, işçi lehine düzenlemeler yapmaya mecbur bırakacağı gibi hürriyetlerin genişlemesi ve hatta Kürt meselesinin çözümünün hızlanmasına da muazzam bir katkı yapacaktır.

2. Bölüşüm meselesi

Ücretli işçi sınıfı ve küçük üretici diğer emekçi sınıflar ekonominin gelirlerini yaratıyor yaratmasına ama (nedense) küçük bir kısmı kendilerine ücret veya kazanç diye ödeniyor.

Mesela 2025 yılı (Yüzde 6.5 oranındaki tarımın payı dışarda tutulduğunda) net milli gelirinin (GSYİH) yüzde 26.5’ini sayısı toplam 26 milyon 219 bin olan işçi ve emekçinin geliri oluşturmuştur.

Toplam işçi ve emekçi sayısı 26 milyondur fakat bunların 14.2 milyonu gelir yaratıcı işlerde çalışmaktadır.

Resmi kaynaklardan derleyerek yaptığımız hesaplara göre tarım dışı milli gelir üzerinden (Milli gelirin yaratıcısı) 14.2 milyon işçi ve emekçinin sömürü oranı şöyledir:

 Yıl

 Sömürü Oranı (%)

 İşçi Sayısı (Bin)*

 Net Milli Gelir
(Milyar TL)**

 2023

 577,7

 13.845,6

 20.344,4

 2024

 570,1

 14.155,4

 35.236,8

 2025

 640,5

 14.125,2

 50.133,0

(*) 2025 yılında işçi ve emekçilerin sektör veya mülkiyete göre dağılımı şöyleydi: Ücretli İşçiler: Sanayi işçisi 4.9 milyon, inşaat işçileri 1.9 milyon, ulaştırma-depolama-haberleşme işçileri 1.6 milyon, göçmen sanayi işçisi 1.4 milyon, köy ve koop san işçisi 582 bin kişi. Yevmiyeli(günübirlik) işçi: 2.8 milyon kişi. Kendi dükkanında üretim yapan emekçi ve ücretsiz aile işçisi 1.2 milyon kişi.

(**) Sübvansiyonlar düşüldükten sonra geriye kalan milli gelir (MG) üzerinden hesaplama yapılmıştır. Amortisman ve vergilerin bir kısmını MG rakamından düşmedik. Başlıca nedeni, verilerin gerçek düzeyinden yıllara göre yüzde 15-22 oranında işletmelerin eksik beyanı, resmi bilançoların gerçek rakamlardan daha düşük kaydedilmesidir. Vergileri büyük kısmının (yıllara göre yüzde 65 ila yüzde 70) dolaylı vergilerden oluşması diğer önemli neden. Bir başka neden amortismanların önemli bir kısmının işletme (döner) sermayesi diye kullanılması.

 

Verilere göre Türkiye ekonomisinin canlı üretici güçleri yani fabrika ve atölye işçileri, yevmiyeli işçiler ve dükkan sahibi üretici 2025 yılında yüzde 640 oranında sömürülmüştür. Yani yarattıkları gelirin 6.4 katını sermaye sahiplerine ve devlete bırakmışlardır.

Tamamen resmi veriler üzerinden hesaplanan sömürü oranının aşırı yüksek düzeyi, işçilerin çalışma koşullarının gerek iş süresi gerek emek yoğunluğu bakımından ağır olduğunu da doğrulamış oluyor.

Aslında (İşletmelerin gerek beyanlar, gerekse bilanço tertipleri yoluyla küçük gösterilmesi ve kayıt dışı iktisadi faaliyetlerin yaygınlığından dolayı), Milli gelirin resmi istatistiklerin yüzde15-20’si kadar daha büyük olduğunu varsayabiliriz. Bu durumda sömürü adaletsizliğinin oranının çok daha yüksek olduğu (tahminen 8 kat) aşikardır.

Veriler 2006 ilkbaharında bölüşüm meselesindeki sorunların maalesef devam ettiğine işaret ediyor. En başta cari (nakdi yani ele geçen nominal ücret) ücretin satın alma gücü yüksek enflasyon nedeniyle sürekli geriledi.

Patronlara gelince, işçilere (çalışma sonrası) üretimin sonunda ödeme yaptıkları için, ürünlerin fiyatını enflasyon oranında artırma ve böylece kârlarını korumak yanında, ücret kayıplarını ceplerine atmak imkanına sahipler.

Sömürü oranı bu kadar yüksek olduğu halde milli gelirin ve sermaye gelirinin yavaş artışı, sermaye düzeni ve AKP rejiminin çözüm bulamadığı başlıca çelişkisidir. Rejimin çöküşünün maddi temelini bu çelişkinin oluşturduğunu ileri sürmek abartı olmaz.

19.04.2026 00:09

Halkın parası ya silaha ya Neonazilere mi?

Avrupa Gündemi’nde bu hafta İngiltere’de askeri bütçe için sosyal yardımların kesilmesi, Fransa’da vergi yasalarının aşırı sağcıların finans kaynağı haline gelmesi ve Almanya’da Merz’in “Suriyelileri geri göndereceğiz” sözlerine yönelik tartışma var

Halkın parası ya silaha ya Neonazilere mi?

Fotoğraf: Evrensel

18.04.2026 14:34

Batman'da insan hakları savunucuları Kadir Keremoğlu'nun akıbetini sordu

İHD Batman Şubesi, Van’da 1995’te kaçırıldıktan sonra kendisinden haber alınamayan Kadir Keremoğlu’nun akıbetinin açıklanmasını isteyerek, “Kaç yıl geçerse geçsin adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Batman'da insan hakları savunucuları Kadir Keremoğlu'nun akıbetini sordu

Fotoğraf: İHD Batman Şubesi

18.04.2026 22:23

CHP’li Emir’den Ataşehir Belediye Başkanı Adıgüzel’in gözaltına alınmasına tepki: 'Avukat görüşüne izin verilmedi'

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel ve bazı belediye çalışanlarının gözaltı sürecinde avukatlarıyla görüştürülmediğini açıkladı.

CHP’li Emir’den Ataşehir Belediye Başkanı Adıgüzel’in gözaltına alınmasına tepki: “Avukat görüşüne izin verilmedi”

Fotoğraf: ANKA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!