Spor Yorumcusu Banu Yelkovan anlatıyor: 'Kadınları sporda ‘romantize' değil, ‘normalize’ etmek gerekiyor'
Sporun çeşitli dallarında kadın sporcuların karşılaştığı zorlukları değerlendiren Spor Yorumcusu Banu Yelkovan, “Kulüpler kadın branşlarına neredeyse bir sosyal sorumluluk gibi yaklaşıyor; var olsun diye açıyorlar ve o gözle bakıyorlar” diyor.
Fotoğraf: Muhsin Akgün
Burkay Rende
[email protected]
Kız çocuklarını spora başlama, sürdürme ve hatta başarılı olabilmelerinin zorluklarından kadın sporcuların hayatlarındaki engelleri ve seslerinin nasıl daha az duyulduğunu Spor Yorumcusu Banu Yelkovan ile konuştuk.
Kadınların spora erişimini zorlaştıran temel faktörleri, Türkiye’de kadınların sporla tanışma yaşı ve biçimini, spor sürecinde karşılaştıkları en yaygın engelleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de kadınların sporla ilişkisi çoğu zaman bir erken temas hikâyesi değil, bir geç keşif hikâyesi. Erkek çocuklar için spor daha küçük yaşta, daha doğal bir akışın parçasıyken kız çocukları için hâlâ ‘başlatılan’ bir şey. Spor başlatılan bir şey; yapılan bir şey değil. Ve bence temel mesele erişimden çok, erişimin nasıl sunulduğu. Aile, okul, çevre bir üçgense bu üçgende erkek çocuklar ve kız çocukları arasında spora verilen anlam farklı.
Erkek çocuklar için spor kimi zaman bir yatırıma dönüşüyor; kız çocukları için en fazla bir hobi oluyor. Rol model eksikliği en büyük engellerden biri. Örnek alınacak kadın sporcular var ancak bana sorarsan onların görünürlüğü çok daha az.
Çok başarılı olduğumuz başka branşlar var ama görünmüyorlar, yok gibiler. Güvenli ve sürdürülebilir spor ortamları daha sınırlı. Bütün çocuklar için sınırlı ama kız çocukları için daha da sınırlı; her saatte gidemedikleri için.
Kız çocuklarından çoğu zaman iyi sporcu olmaları değil, hobi olarak spor yapmaları bekleniyor. Spor ciddileştiğinde, daha fazla vakit almaya başladığında ailenin bakışı değişiyor. Bu noktada, yani işin daha çok başında oyun değişiyor.
"Spor dallarında kültürel bir ayrım var"
Kız çocuklarının belirli spor dallarına yönlendirilmesi sizce ne kadar yaygın? “Kadın sporu” ve “erkek sporu” ayrımı nasıl oluşuyor? Bazı sporların “uygunsuz” görülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kız çocuklarının belli spor dallarına yönlendirilmesi bence düşündüğümüzden daha erken yaşta başlıyor ve oldukça görünmez, sinsi bir şekilde ilerliyor. Jimnastik, voleybol, yüzme gibi branşlar sanki kız çocukları için doğal seçimler gibi sunuluyor. Daha güce, temasa ve risk algısına dayanan; rakibin daha ortada olduğu temaslı sporlar ise sanki erkeklere aitmiş gibi kodlanıyor.
Yani aslında ayrım biyolojik değil; bence kültürel bir ayrım var. Bu ayrım kültürel olarak inşa ediliyor. Toplum kadını ve kız çocuklarını korunması gereken bir alan olarak tanımlıyor, gösteriyor ve sınırlar bu şekilde oluşuyor. Sınırlar her zaman biri onları aşana kadar var. Ama kadın sporunda hâlâ aşılması gereken çok sınır var. “En”ler ve “ilk”ler birçok alanda hâlâ boşta.
Bugün boks yapan, halter yapan, güreşen kadın sporcularımız var ve çok başarılılar. Ama sadece kendi branşlarında rakiplerine karşı değil, sınırların kendisiyle de yarışıyorlar.
En büyük sorunlardan biri maddi kaynaklar
Kadın sporcuların finansal zorlukları spora devam etmelerini nasıl etkiliyor?
Kadın sporcuların finansal zorlukları spora devam etmelerini ciddi şekilde etkiliyor. Finansal mesele kadın sporunda bir yandan kaynak meselesi; kadınlara o kaynak daha zor çıkıyor, bazen hiç çıkmıyor. Bir yandan da bir süreklilik problemi var; kaynak çıksa bile sürdürülebilir olmuyor ya da devam etmiyor. Erkek sporunda bir sporcu kötü bir sezon geçirdiğinde kariyerine devam edebiliyor. Kadın sporunda ise kötü bir sezon ya da bir sakatlık sonrası sporcu bir anda desteğini kaybedebiliyor.
Basit bir sakatlık bile kariyerin sonu anlamına gelebiliyor. Kulüpler açısından, kadın voleybolunu bir kenara ayırıyorum. Çünkü orada bambaşka bir yapılanma ve çok sürdürülebilir bir model var.
"Sponsor bulmak zorlaşıyor"
Ama genel olarak kulüpler açısından daha yapısal sorunlar var. Kadın branşlarında sponsor bulmak daha zor, gelir beklentileri daha düşük, medya görünürlüğü daha sınırlı. Sponsorluklar daha çok erkek branşlarına yöneliyor, oraya odaklanıyor. Bu yüzden kulüpler kadın branşlarına neredeyse bir sosyal sorumluluk gibi yaklaşıyor; var olsun diye açıyorlar ve o gözle bakıyorlar. Bu da doğru bir bakış açısı değil.
Çünkü bu durum bir döngü yaratıyor: Görünürlük yoksa yatırım olmuyor, yatırım yoksa sporcu yetişmiyor. Sporcu olmayınca performans ve hikâye oluşmuyor, bu da kitlelere ulaşmıyor. Ama tabii ki kırılmalar yok mu? Var. Başarı yok mu? Var. Uluslararası başarılar da var. Bana sorarsan kadın sporculara yatırım yapmak sporda en doğru model; çünkü sporcular buna dört elle sarılıyor ve bireysel hikâyelerle bu algıyı zorlamaya başladılar.
Bir yorumcu olarak medyada kadın sporcuların temsil biçimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Medyada inşa edilmiş olan hakim dil kadınların sporla ilişkisini nasıl şekillendiriyor?
Medyada kadın sporcular hâlâ çoğu zaman bir hikâye olarak varlar. Düzenli olarak performanslarını takip ettiğimiz sporcular değiller. Bir başarı geldiğinde onları görüyoruz. Madalya altın değilse çok da görmüyoruz.
Aynı madalyayı erkek versiyonuna göre daha küçük görüyoruz ve hep aynı tonda anlatıyoruz. “Bir şeye rağmen”, “zorluklara karşı”, “bir kadın olarak” gibi ifadelerle kadın sporcuların başarılarını performans odaklı değil, bu çerçevede değerlendiriyoruz. Bir yandan ilham verici gibi görünüyor ama bu bir yanılsama. Çünkü sporcuyu sürekli bir istisna konumunda tutuyoruz. Ona sporcu soruları sormuyoruz; hep buraya nasıl geldiğini soruyoruz.
Erkek sporcu için normal olan başarı, kadın sporcu için hâlâ özel bir hikâye gibi sunuluyor. “Engellere rağmen buraya geldi” tonunda anlatılıyor. Aslında kırılması gereken yer tam da burası. Biz kadın sporunu tırnak içinde romantize ederek anlatmayı seviyoruz. Artık romantize etmek değil, normalize etmek gerekiyor.
Çünkü artık mesele şu: Kadın sporcuların hikâyelerini değil, performanslarını konuşmalıyız. İşte o zaman gerçekten eşit bir spor ortamından bahsedebiliriz.
Evrensel'i Takip Et