Karadeniz’de sellerin perde arkası: ‘Doğanın kaderi değil, kederidir’
Genelde "iklim krizi" başlığında tartışılan Karadeniz'de yaşanan sellerin arkasındaki nedenleri ve alınması gereken acil önlemleri Doç. Dr. Erol Kesici ile konuştuk. Kesici doğaya rağmen değil, doğayla uyumlu bir yaşamın zorunluluğunun altını çizdi.
Fotoğraf: DHA
Burkay Rende
[email protected]
Karadeniz’de son yıllarda artan sel felaketleri, kamuoyunda çoğunlukla “iklim krizi” başlığı altında tartışılsa da uzmanlara göre asıl belirleyici olan insanın doğayla kurduğu ilişkinin bozulması. Sellerin arkasındaki nedenleri ve alınması gereken acil önlemleri Doç. Dr. Erol Kesici ile konuştuk. Kesici doğaya rağmen değil, doğayla uyumlu bir yaşamın zorunluluğunun altını çizdi.
Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda yaşanan sellerin sıklığı ve şiddeti hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu olaylar bölgenin coğrafi ve iklimsel özelliklerinden ne ölçüde etkileniyor?
Karadeniz Bölgesi’nde son yıllarda yaşanan sellerin sıklığı ve şiddeti insanların bölgenin coğrafyasına ve doğal yapısına verdiği tahribatlarla çok yakından ilgilidir. Bu bölgenin yağış düzeni yıllardır bilinmektedir ve ona göre de doğası şekillenmiştir. Buranın doğasına- coğrafyasına daha çok “oy-para” hırsıyla yapılmış bilim dışı müdahalelerin, bilim ve teknolojiye rağmen sel ve heyelanlarla ilgili önlemleri almamaları sonucu, genellikle doğal olmayan insanın etkisinin öne çıktığı “insani felaketler” yaşanmaktadır. Çünkü bölgenin iklim özellikleri, sele hassas olan alanları yıllardır bilinmektedir, oranın doğasında yapılan olumsuzluklar, küresel ısınmaya, kirliliğe, heyelana, biyolojik çeşitlilik azalmasına vb. neden olarak coğrafya ve iklimi değiştirmektedir. Karadeniz insanı yıllardır bu bölgede sel ve heyelan konusunda doğayla uyumlu yaşamasını bilmiştir. Bu nedenle son yıllarda yaşananlarda ne iklim krizi ne de küresel ısınma en önemli etkendir.
İklim krizi sonuçtur. Olay iklim krizine neden olan ve önlem almayan insan çıkarı ve insanın doğaya uyumsuz yaşaması.
Karadeniz illerinde şehirleşmenin seller üzerindeki rolü nedir? Hangi yanlış uygulamalar selleri etkiliyor veya şiddetlendiriyor?
Elbette nüfus artışı şehirleşmede yapısal değişimleri hızlandırmaktadır. Karadeniz gibi ülkemizin flora-fauna iklim özellikleri bakımından en zengin ve hassas olan bölgemizde yapılaşmada “Bin kere düşünüp-ölçüp bir kere biçmek” ve bölgeyi önce koruyup sonra kullanmamız gerekirken ve de en önemlisi değişkenliklere -afetlere karşı “risk yönetiminin” olmaması, afet sonraları harekete geçilmesine neden olmaktadır. Hiç düşünmeden, önce kullanıp, sonra korumayı düşünerek yapılan doğal alan kayıpları, dere yataklarının yerleşime açılması, ormanların ağaçsız kalması, HES’lerdeki artış, sellerin ve heyelanların, telafisi mümkün olmayan canlı ve milyarlarca liralara mal olan ekonomik kayıpların nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır.
Yerel yönetimlerin imar planlarında seller riskini dikkate alıyorlar mı? Örneğin dere ıslahı projeleri neden yetersiz kalıyor ve bu konuda hangi hatalar tekrarlanıyor?
Rant, siyasi baskı (merkezi ve yerel imar planları düzenlemelerinde, yapı ruhsatlarında “ne yazık ki” belediyelere, merkezi yönetime insanların baskısı vb.leri ile) gibi iç içe geçen bir sarmal bulunmakta. Sadece idare etmeyi düşünen davranışlar, imar afları, “kamu yararı” denerek uygulanan bilim dışı politikalar ne yazık ki “insani felaketleri” artırmakta.
Ülkemizde, bilhassa Karadeniz Bölgesi gibi alanlarda topografik yapı ve meteorolojik özellikler nedeniyle nerelerde sel ve heyelan olaylarının sık yaşandığı bilinmektedir. Bu alanlar riskli alanlardır ve yapıya izin verilmemelidir.
Dere ıslahı demek derelerin taşla betonla kaplanması demek değildir. Bu davranış sellerin hızını artırmakta, taşkınlara neden olmaktadır. Derenin yatağını bırakmayacağı unutulmamalıdır.
Şehirleşmenin hızlanması (turizm, konut projeleri) sellerin ekonomik ve sosyal maliyetlerini nasıl artırıyor?
Karadeniz Bölgesi’nde de artan nüfusa göre yapılaşma ve rekreasyon alanları açılması gerekmektedir. Fakat yaşamak için göbekten bağlı olduğumuz doğadaki ekonomik ayak izi, ekolojik ayak izinden büyük olmamalıdır. Ekonomik ayak izi arttıkça can kayıpları artmaktadır. Ekonomik ve sosyal maliyetlerin risk yönetimsiz planlamalarla artışı kaçınılmazdır. Son yüzyılda bu tür felaketlerle telafisi mümkün olmayan can kayıpları artmakta, yüz milyarlarca liralık maddi zararla karşılaşılmaktadır.
Seller sonrası doğa restorasyonu (ağaçlandırma, biyolojik koruma) için hangi acil adımlar atılmalı? Yanlış şehirleşmeyi düzeltmek için ne tür politikalar uygulanmalı ve merkezi hükümet ve yerel yönetimler arasında koordinasyon nasıl sağlanmalı?
Şehirlerde öncelik, altyapı tesislerinin ve yeşil alanların, yamaçların, dere ve su yataklarının havza bütünlüğünün korunması olmalıdır. Bölgede, arazinin engebeli ve dağlık yapısı, su kaynaklarının bolluğu, nemli iklim ve tarım alanlarının parçalı olması “dağınık yerleşimin” nedenidir. Bu yapının bozulmaması gerekir.
Yaşanan sel vb. felaketlerin ardından çarpık yerleşime izin verilmemeli. Ağaçlık alanlar çay bahçesine dönüştürülmemeli. Kent içlerinde sünger şehir altyapısı oluşturulmalıdır. Gelişen teknolojinin ışığında, bilinen afet risklerinin önceden belirlenmesini sağlayacak “afet bilgi sistemi” oluşturulmalıdır. Doğu Karadeniz’de seller yörenin “kaderi” değil, insanın doğasına verdiği yıkımın “kederidir.”
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et