Karadeniz’de yağmur felakete dönüşüyor: Kesilen ormanlar, betonlaşan dereler, bariyer yollar
Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, iklim değişikliğinin yağışları etkilediğini ancak bu yağışların bir felakete dönüşmesinin doğanın tahrip edilmesiyle meydana geldiğini anlattı.
Fotoğraf: DHA
Özlem Songül Abayoğlu
[email protected]
Karadeniz Bölgesi son 20 yılda selin bir felakete dönüştüğü yerlerin başında geliyor. Bitki örtüsünün tahrip edilmesi, yollar, ormanlık alanların kesilip tarım alanına, madene ya da hidroelektrik santrallerine (HES) dönüştürülmesi, yağan yağmurun toprağa tutunmasını engelliyor. Karadeniz’deki sellerin neden felakete dönüştüğünü konuştuğumuz Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi, Orman Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu öncelikle iklim değişikliğine dikkat çekerken, suçlu olanın iklimin değişmesi olmadığını vurguluyor.
‘Sellerin yüzde 52’si Karadeniz’de’
Sel felaketlerinin yalnızca iklim değişikliği ile açıklanamayacağını vurgulayan Kurdoğlu, “İklim değişikliği birim zamanda yağan yağışın artmasına yol açtı ancak bu yağış şiddetine karşı bizi dirençli hale getiren bitki örtüsünde ciddi azalma var. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün verilerine göre Türkiye’de yaşanan sel ve taşkın olaylarının yüzde 52’si Karadeniz Bölgesi’nde görülüyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının raporu, Karadeniz Bölgesi’nde yaşananların iklim değişikliği ile anlatılamayacağını, afet risklerini arttıran faktörlerin plansız kentleşme, denetimsiz yapılaşma, zayıf altyapı, siyasi ve idari baskı, erken uyarı eksikliği, dere yataklarının daraltılması, imara açılması olduğunu söylemiş. Karadeniz Bölgesi’nde 2008-2009 yıllarından sonra çığ, fırtına, orman yangını, şiddetli yağış, sel, kuraklık gibi meteorolojik afetlerde ciddi bir artış var. Neredeyse üç katına çıkmış” bilgisini verdi.
‘Ormanlık alanlar tarım alanına dönüştü’
Karadeniz’de yapılaşmanın yukarılara doğru gittiğine dikkat çeken Kurdoğlu, “Dağlar, yüksek eğimli yerler çay ve fındık tarımına açıldı. İklim değişikliğinin etkisi olarak yağış miktarında artış da var tabii. Ama etkisi neden bu kadar fazla? Onun sebebi de doğal alanların bizleri afetten koruyacak kısmını bozmaya başlamamız. Ormanlar artık daha seyrek. Çay ve fındık tarımı eskiden 700 metreye kadardı; şimdi 900 metreye, hatta bazı yerlerde çay tarımı 1000 metrelere kadar çıktı. Çay ve fındık, toprağı iyi koruyamayan bir vejetasyon örtüsüdür. Ordu, Giresun civarında özellikle fındık artışı var ama daha doğuda da çay alanlarında çok ciddi artış var. Yüksek dağlarda çok yoğun bir yol ağı var. Yol ağı buradaki suyun çok hızla aşağılara hareket etmesini sağlayan bir ark vazifesi görüyor. Suyu hızlıca aşağılara doğru tahliye ediyor. Bu kolayca aşağılarda sellere, taşkınlara yol açıyor” diye anlattı.
‘Karadeniz sahil yolu, bariyer oldu’
Beton sahaların gittikçe arttığını ve toprağa sızması gereken suyun yüzeyde birikerek aşağıya doğru aktığını söyleyen Kurdoğlu, “Beton saha arttığı için su toplandıkça enerjisi artıyor, enerjisi arttıkça yıkıcılığı artıyor ve Karadeniz’e kadar gidiyor. Karadeniz’in sahilinde ise müthiş bir bariyer var; bunun adı da Karadeniz sahil yolu. Bu sahil yolunun yaklaşık 200 metresi deniz doldurularak yapıldığı için, derelerden gelen suyun denize ulaşımında yaklaşık 150-250 metre arası bir mesafe uzamış oldu. Derelerin en geniş yeri denize kavuştukları yer ya da rezervuarlara bağlandığı yerdir. Ama buralarda yola dolgu yapıldığı için derelere kutu menfezler yapıldı. Ancak sel ve taşkında bu suları deşarj etmeye yetmedi. 150-200 metre erken deşarj olan sular bu küçücük menfezlerden akmaya çalıştı. Bu sefer sığmayınca arkada muazzam şişmeler oldu. Su şişince de her taraf tabii ki sel altında kaldı. Böyle bir mekanizmanın varlığı Arhavi’deki, Çayeli’deki sellerde çok rahatlıkla görüldü” diye konuştu.
‘Dereler betonlara hapsedildi’
HES’lerin, doğrudan sellere etkisi olmasa da yapıldığı alanlardaki doğal alanları tahrip etmesi, ormanlık alanların yok edilmesi nedeniyle felakete kapı araladığını vurgulayan Kurdoğlu şöyle dedi: “Artvin Murgul’daki Kabaca Vadisi’nde 20-25 kilometrelik vadi boyunca yamaç ormanlarının yok olduğunu gördük. Orada 6 tane HES vardı. Hafriyatın tamamen derelere döküldüğünü gördük. Dere yatağı da daraldığı için su taşıma miktarı derelerde ciddi şekilde azaldı.” Kurdoğlu ayrıca doğal bitki örtüsünü talan eden madenlerin de aynı sorunlara yol açtığını vurguladı.
Dere yataklarının önemine vurgu yapan Kurdoğlu, “Dere ıslahı, derelerin doğal halinden uzaklaşmış halinin tekrar eski doğal haline döndürülmesidir. Biz dereleri beton kanallara alıyoruz ve buraya da dere ıslahı diyoruz. Planlamalar ekolojik kriterlere uyarak ve iklim değişikliği hesaba katılarak yapılmalı” dedi.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et