Epstein dosyasından toplumsal sessizliğe
Görünürlük arttıkça, gerçek daha derine çekiliyor. Epstein dosyasının yıllarca karanlıkta kalabilmesi tesadüf değil. Çünkü mesele yalnızca bireysel suçlar değil; bu suçları görünmez kılan ilişki ağları.
Epstein dosyası
Ayşegül Tözeren
Ekonomi düzelir. Ama bir toplumun vicdanı çürüdüğünde, o çürüme sessizlikle yayılır.
Toplumların çöküşü çoğu zaman ekonomik krizlerle açıklanır. Oysa tarih başka bir şey söyler: Ekonomiler yeniden toparlanabilir, ama ahlaki ve toplumsal çözülme kolay kolay geri dönmez. Bugün yaşadığımız kriz, sayılarla ölçülemeyen bir krize işaret ediyor: ilişkilerin aşınması, vicdanın körelmesi ve anlamın çözülmesi.
Bu çözülmeyi en berrak biçimde tarif eden kavramlardan biri, Zeliha Bürtek’in, Gülşen İşeri’nin soruları eşliğinde şekillenen ‘Çürüme’ kitabında ortaya koyduğu “sosyal çürüme” kavramı. Ekonomik dalgalanmaların ötesinde, bir toplumun kendi iç bağlarının gevşemesi, ilişkilerin içinin boşalması ve değerlerin sessizce aşınması…
Dünya gündeminde sürekli yeni skandallarla dolaşıma giren Jeffrey Epstein dosyası bu çözülmenin küresel ölçekteki en karanlık simgelerinden biri. Epstein yalnızca bir suç figürü değildi; siyasetçilerden finans çevrelerine, akademiden medyaya uzanan geniş bir ağın ortasında duruyordu. Bu yüzden mesele bir suç hikayesinden çok daha fazlası: İktidarın, paranın ve dokunulmazlığın ürettiği ahlaki boşluğun görünür hale gelmesi. Bugün bu boşluğu anlamak için ekonomik göstergelerden çok, toplumsal dokunun nasıl aşındığına bakmak gerekiyor.
Gürültü ve hakikatin kaybı
İçinde yaşadığımız çağ, bir “gürültü çağı”. Herkes konuşuyor, her şey görünür, her an yeni bir bilgi akışı var. Ama tam da bu yüzden, bazı şeyler hiç olmadığı kadar görünmez.
Gürültü, yalnızlığın yerini alıyor.
Konuşma, ilişkiyi ikame ediyor.
Epstein skandalı bu durumun çarpıcı bir örneği: Yıllarca herkesin bildiği ama kimsenin gerçekten konuşmadığı bir ağ. Bilginin var olduğu ama hakikatin dolaşıma girmediği bir alan. Bu yüzden çürüme çoğu zaman yüksek sesle değil, örtük bir sessizlikle ilerler.
Mahremiyetin yerine teşhir
Bugün en çok kaybettiğimiz şeylerden biri mahremiyet. Ama bu kayıp, sanıldığı gibi suskunlukla değil, aşırı konuşmayla gerçekleşiyor.
Her şeyin ifşa edildiği bir dünyada yaşıyoruz; ama asıl söylenmesi gerekenler söylenmiyor.
Görünürlük arttıkça, gerçek daha derine çekiliyor.
Epstein dosyasının yıllarca karanlıkta kalabilmesi bu yüzden tesadüf değil. Çünkü mesele yalnızca bireysel suçlar değil; bu suçları görünmez kılan ilişki ağları.
Mahremiyet ortadan kalkarken, sorumluluk da ortadan kalkıyor.
Dilin aşınması
Toplumsal çözülmenin en ince ama en belirleyici göstergelerinden biri dilde ortaya çıkar.
Dil artık hakikati kuran bir alan olmaktan çok, yöneten ve yönlendiren bir araç haline geliyor. Sloganlar, tekrarlar, yüzeysel ifadeler… Sözcükler çoğalıyor ama anlam azalıyor.
Bu yüzden büyük skandallar bile hızla tüketiliyor.
Dil, gerçeği taşımak yerine onu geçici bir etkiye dönüştürüyor.
Hakikat konuşulmuyor, dolaşıma sokuluyor.
Ortak duygunun dağılması
Bugünün dünyasında en zor inşa edilen şey ortak bir duygudur. İnsanlar giderek daha küçük aidiyetlere çekiliyor: cemaatler, kapalı gruplar, dijital topluluklar…
Bu parçalanma, büyük adaletsizlikler karşısında ortak bir tepkinin oluşmasını engelliyor.
Epstein gibi bir dosya kısa süreli bir şok yaratıyor ama kalıcı bir yüzleşmeye dönüşmüyor. Çünkü artık toplumlar birlikte hissetmiyor, yalnızca eş tepkiler veriyor.
Bu da çürümenin en görünmez ama en güçlü biçimi.
İlişkinin yerine iletişim
Modern dünyanın en büyük yanılsamalarından biri şu: İletişimin artması, ilişkinin de derinleştiği anlamına gelmiyor.
İnsanlar daha çok konuşuyor ama daha az bağ kuruyor.
Kurumlar var ama güven üretmiyor.
Bağ var, ama ilişki yok.
Bu boşluk hem bireysel hem kolektif düzeyde başka yapılarla dolduruluyor: kapalı gruplar, güç ağları, çıkar ilişkileri…
Epstein dosyası da tam bu zeminde mümkün hale geliyor.
Gürültüyü kırmak
Bugün yaşadığımız kriz yalnızca yukarıya, iktidara ya da küresel elitlere ait değil. Aynı zamanda gündelik hayatın içinde, ilişkilerimizin en küçük biçimlerinde üretiliyor.
Çünkü çürüme yukarıdan aşağıya değil, çoğu zaman içeriden dışarıya doğru yayılır.
Bu yüzden, yine aynı kitapta da ima edildiği gibi, toplumsal çürüme yalnızca bir kavram değil, hepimizin içinde yaşadığı bir gerçekliktir.
Gerçek dönüşüm ise büyük söylemlerle değil, küçük ama zor bir yerden başlar:
İnsanın kendisiyle yüzleşmesi.
Kendi payına düşeni görmek.
Kendi sessizliklerini fark etmek.
Kendi kurduğu ilişkileri sorgulamak.
Bugün dünyanın birçok yerinde aynı kriz yaşanıyor:
Sistem eleştiriliyor, ama sistemin içindeki davranış biçimleri sorgulanmıyor.
Oysa çürüme, en çok da bu kör noktada büyür.
Ve belki de en tehlikeli olan şu:
Bir toplum çürürken, çoğu zaman bunu fark etmez.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...

Evrensel'i Takip Et