Sağlıkta nefretin yansımaları: Larin Kayataş
Larin, bir hastane personeli tarafından hal ve hareketlerinin “genel ahlaka uygun görülmediği” gerekçesiyle CİMER’e şikâyet edilmiş ve atandıktan sadece bir ay sonra, üç ay süreyle görevden uzaklaştırılmıştı.
Fotoğraf: Eda Aktaş/Evrensel
Erciyes Üniversitesi öğrencisi
Türkiye’nin ilk açık kimlikli trans kadın doktoru Larin Kayataş’ın hikayesi, yalnızca bir doktorun mesleki mücadelesi değil; aynı zamanda bir varoluş, özgürlük ve insan hakları direnişi olarak karşımıza çıkıyor. Mahkeme kararlarına rağmen Sağlık Bakanlığı tarafından ikinci kez devlet memuriyetinden men edilen Dr. Kayataş, bugün sadece mesleğini kaybetmekle kalmıyor, aynı zamanda hapis istemiyle yargılandığı bir ceza davasıyla da yüzleşiyor.
924 sayfalık "Özel Hayat" raporu
Sağlık bakanlığı müfettişlerinin hastanelerde çocukların hayatlarını satan çeteler, ihmaller yüzünden hayati tehlikesi olan insanlar gibi sorunlarla uğraşması gerekirken Dr. Kayataş’ın durumunda, bir müfettişin tam 10 ayını, ekleriyle birlikte 924 sayfa süren bir "özel hayat incelemesi" için harcadığını görüyoruz.
Kayataş'ın aktardıklarına göre, çalıştığı kurumdaki sağlık personeliyle tek tek görüşülmüş, hatta “etek boyuna” dair ifadeler bile bu resmi rapora eklenmiş durumda. Bir doktorun mesleki yeterliliği veya hastalarıyla olan ilişkisi değil; kimliği, yaşam tarzı ve kıyafetleri devasa bir soruşturmanın ana öznesi haline getirilmiş. Larin bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Sağlık Bakanlığının görevi bir doktorun özel hayatını ciddi bir mesai harcayarak incelemek değil, bu ülkenin sağlık politikalarını geliştirmektir."
Göreve başlamasının hemen ertesi günü, bir hastane personeli tarafından hal ve hareketlerinin “genel ahlaka uygun görülmediği” gerekçesiyle CİMER’e şikayet edilmiş ve atandıktan sadece bir ay sonra, üç ay süreyle görevden uzaklaştırılmıştı. Bugün gelinen noktada ise mesele idari bir yaptırımı aşmış; kendisinin de deyimiyle “yalnızca doktorluk mesleğinin değil; özgürlüğünün, geleceğinin ve varlığının bütünüyle hedef alındığı” bir hale dönüşmüş durumda.
Bu, sadece Larin’in meselesi değil
2025 yılında ilan edilen “aile yılı” kapsamında aileyi korudukları iddiasıyla tamamen özgürlük ve eşitliği kısıtlayan yasa tasarıları, LGBTİ bireylerin kamusal alanlardan dışlama, iş vermeme, iş bulsa bile Larin Kayataş örneğindeki gibi yıllarca eğitimini aldığı meslekten men edilme tehditleriyle insan haklarının kısıtlandığını görmekteyiz.
Larin, yaşadığı bu sistematik dışlama ve yıldırma pratiğine karşı sessiz kalmıyor. Sesini sosyal medyadan ve basın aracılığıyla duyurmaya çalışan genç doktor, güçlü bir dayanışma çağrısı yapıyor. Çünkü bu hikaye, sadece bir trans kadının ya da sadece bir hekimin hikayesi değil. Kayataş’ın da altını çizdiği gibi; bu mesele LGBTİ bireylerini, ülkenin tüm doktorlarını, kadınlarını ve hak ihlaline uğrayan herkesi yakından ilgilendiriyor.
Bir insanın hayatı, emeği ve mesleği sırf kimliğinden dolayı bu kadar kolay hedef alınamamalı, yaşadığı hayat ve kimliği bahane gösterilerek haksızlığın normalleşmesine izin verilmemelidir.
(Genç Hayat)
Evrensel'i Takip Et