Başkentte emekliler kuyruklarda: ‘Artık her kuyruğa giriyoruz’
Başkent Ankara'da iki kuyruk. Biri Tarihi Ulus Hali karşısında diğeri kent merkezinde. Emekliler cuma günleri “hayırseverlerin” dağıttığı ücretsiz yemek ve ucuz yumurta kuyruğunda bekliyorlar.
Fotoğraf: Evrensel
Doğa Baybuğa
[email protected]
Kübra Kırımlı
[email protected]
Ankara’da emekliler, artan hayat pahalılığı karşısında temel gıda ürünlerine ulaşabilmek için sabahın erken saatlerinde kuyruğa giriyor. Özellikle haftanın belirli günlerinde yoğunlaşan ucuz yumurta satışı, geçim sıkıntısının görünür adreslerinden biri. Ücretsiz EGO kartı olmasa alışverişe dahi gelemeyeceklerini söyleyen yurttaşlar, 20 bin lira da alsa 40 bin lira da alsa emekli maaşlarının yetmediğini, çocuklarının desteği olmadan ay sonunu getiremediklerini anlatıyor. Tek maaşla geçinmenin imkansız olduğunu vurgulayan emekliler, “Artık her kuyruğa giriyoruz” diyerek derinleşen yoksulluğa dikkat çekiyor.
‘Bir saatte 500 koli yumurta satıyoruz’
Birçok ürünün Kalecik’ten geldiğini söyleyen mağazanın satış sorumlusu, “Ürünlerimiz kaliteli ve ucuz. Salı, çarşamba ve cuma günleri yaşanan bu kuyruk diğer günler olmaz. Her gün gelen kolinin adeti değişir. Bazen 400 koli yumurta gelir, bazen 500. Hepsi bir saate biter. Müşterilerin hemen hepsi emekli” dedi.
‘EGO kartı ücretsiz olmasa buraya gelemeyiz’
İsimlerini vermekten çekinen konuştuğumuz yurttaşlar fotoğraflarını çekmemizi istemedi. Günümüz koşullarına göre emeklilik maaşının iyi olduğunu söyleyen bir yurttaş, “Sabah kuyrukta konuştuk; EGO kart olmasa biz buraya gelemeyiz. Otobüs biniş kartımız ücretsiz olmazsa; diğer marketle aynı fiyata gelir yumurtanın ederi” dedi. 40 bin lira emekli aylığı aldığını, ancak yetmediğinden dert yanan aynı kişi, “Bu kuyruğa 20 bin lira maaş alan da giriyor 40 bin lira alan da. Çocuklarımın yardımı olmasa ay başını getiremem” dedi.
‘Sor çekinme her kuyruğa giriyoruz artık’
“Başka ucuz gıda kuyruklarında bekliyor musunuz?” diye soruyoruz. “Sor, çekinme, gidiyoruz tabii. Her kuyruğa giriyoruz artık” diyor. Eliyle Ziya Gökalp Caddesi’ni işaret ederek, “Hemen şuradan da ucuz et alıyorum” diyerek bir adresi gösteriyor.
‘Eve katkı olsun diye temizliğe gittim’
Biz bunları konuşurken arkamda iki kadının konuşmasına kulak misafiri oluyoruz. Elinde bir koli yumurtayı taşıyan kadın, arkadaşına kolinin yarısını vermeyi teklif ediyor. Diğeri evde yumurta olduğunu söyleyerek teşekkür ediyor.
Kendimizi tanıtıp, konuşuyoruz. Yumurta vermeyi teklif eden geride duruyor, diğer kadınla konuşuyoruz. “Evde bekar çalışan bir kızım var. Onun katkısı olmasa geçinemeyiz. Eşim emekli, eve tek maaş giriyor. Tek maaşla da geçinmek mümkün değil. Baktım olmuyor arada bir, tanıdık bir arkadaşımıza ait iş yerine gidip temizlik ve çay servisi gibi işleri yaptım. Ama eşim bu duruma çok içerledi” diyerek anlatıyor.
‘Aldığımız bir kilo kıyma onu da torunlara ayırıyoruz’
Çevresindeki ailelerin tek bir çatıda birleştiğini anlatan kadın, “Fark ettiniz mi bilmiyorum ama evler epey boşaldı; yani kiralık ev sayısında artış var. Aileler birleşiyor; kimse geçinemiyor artık, en azından benim çevremde durum böyle. Kızım işte, bizimle yaşayan; kendine ait başka bir hayatı düşünmüyor artık. Biz varız diye... Ne biz geçinebiliyoruz ne de o gezip, giyinip, kendine bir hayat kurabiliyor” diyor.
Torunları olduğundan da söz eden aynı kadın, “Eve aldığımız kıyma bir kilo yok artık. Tarttırıp tarttırıp cebimizdeki paraya göre alıyoruz. Onu da ikiye üçe bölüp sadece torunlara pişiriyoruz. Onlar yiyor biz mutlu oluyoruz” diye anlatıyor.
‘Biz sesimizi kendi içimizde yükseltiyoruz’
İşyurtları Kurumu Satış Mağazasında bir koli yumurtanın fiyatı 150 lira. Konuştuğumuz bir başka yurttaş, yıllar içinde eriyen emekli aylığından dert yanıyor: “Ben emekli olduğumda aldığım para 425 liraydı. Ve başka bir gelirim de yoktu. Üstelik ben o parayla çocuk okutup, ev geçindiriyordum. Hatta diğer aya az da olsa param cebimde kalıyordu. Şu an aldığım ücret 23 bin lira. Parayı neye harcıyorum da bitiyor bilmiyorum” dedi.
Çevresindeki herkesin yaşadığı hayattan mustarip olduğunu ifade eden aynı kişi, “İki yeşillik 100 lira. Hadi bunu 4 kişilik aileye vuralım. Kirayı da katalım. Bu insanlar geçinemiyorlar. Ne gencin ne yaşlısının yüzü gülüyor. İşte burada yaptığımız gibi sesimizi kendi içimizde, birbirimize yükseltiyoruz. Biz sesimizi başka yerlere yükseltmeliyiz” diye konuştu.
‘O zaman ekmeğin arasına patates koy ver’
Fotoğraf: Evrensel
Tarihi Ulus Hali karşısında bir süredir cuma günleri ücretsiz dağıtılan yemeğe denk geldik. Sonuna denk geldiğimiz yemek sırasında 20-30 kadar vatandaş bekliyordu. Bekleyenlerin büyük çoğunluğu erkek. Epey bir insan etraftaki banklara oturmuş yemeklerini yiyordu.
Soğuğun yeni yeni kırıldığı Ankara’da sırada ayakta beklemek, yaşı 70’lerinde olan bu insanlar için kolay görünmüyordu. Bir yanda Ulus Hali’nden satıcıların sesleri yükselirken diğer yanda yemek sırasının az ötesinde bir kuş yemi satıcısı yüzlerce güvercine yem atıyor, kuşların yem için inip kalkmasıyla görüntü karmaşık bir hal alıyordu. Yemek kuyruğuna yaklaştığımı gören bir adam arkadan seslendi: “Bekle, birazdan bisküvi ve çay da dağıtacaklar”. O sırada yemek dağıtıcısı kalabalığa seslenerek son iki kişi için yemek kaldığını söyledi. Sıradakiler yine de kuyruktan ayrılmayarak beklediler. Yemek tencerelerle değil, plastik kaplarda dağıtılıyordu. İçlerine poşet yerleştirilmiş kapların birinde tavuk döner diğerinde patates salatası vardı. Dağıtıcıya kaç kişiye yemek verdiğini sordum. “Günde 70-80 ekmek alıyorum. Kuyruk böyle kalabalık olunca ekmeği çeyrek yapıp veriyorum, sayı 110’u, 120’yi buluyor” dedi.
‘Emekliyim, halen çalışıyorum’
Biz konuşurken sıra kendisine gelen ama kapta dönerin kalmadığını gören biri “O zaman ekmeğin arasına patates salatası koy ver” dedi. Ardından oturacak yer aradı. Kaç yaşında olduğunu sordum, 70’i geçtiğini söyledi. Bir öğün yemeği aradan çıkardığına sevinmiş: “Emekliyim, halen çalışıyorum ama ne yapayım. Geçinmek çok zor. Bu yaşta iş bulduğuma şükrediyorum artık.”
Çay dağıtımına geçildi. Sıraya giren vatandaşlara çayın yanında yine o plastik kutulara boşaltılmış açık bisküvi dağıtıldı. Bisküvi dağıtıldığını gören çocuklar da kalabalığa yaklaştı. Dağıtıcı bir kez daha etrafa seslendi: “Çay çok, çay çok gelin”.
Civarda esnaflık yaptığını söyleyen bir yurttaş, bir süredir böyle yemek dağıtıldığını anlattı: “Gelenler hep yaşlı ve bakıma muhtaç insanlar. Yemek yetmedi, tavuk yemek için epey bekledi insanlar. Geçen hafta makarna salatası dağıttılar. İnsanlar da gelip ekmek arası da olsa yemek yiyorlar.”
İnsanlar çaylarını içerken karşıda bir dükkânın camekanındaki büyük harflerle yazılmış yazı dikkat çekiyordu; “Türkiye’de en fazla pastırmayı biz satıyoruz.” Dükkâna yaklaştım, “yumurtalık pastırmanın” kilogram fiyatı 2290 liraydı.
Geri dönerek çay içenlerin arasına karıştım. Bir çocuk kalabalık arasına girmiş açık bisküviden alabildiği kadar aldı.
Evrensel'i Takip Et