Üretimin içinden İran'a yönelik saldırıya dair tartışmalar: İnşallah bizim patronların İsrail'le bağlantısı yoktur
'Bir meseleyi, ‘Şimdi her şeye zam gelir bizim de elimizden bir şey gelmez’ refleksinden çıkarıp tartışmanın olanağı, işçiler olarak ideolojik eksikliğimizi de ortaya koyuyor.'
Midjourney
Ankara'dan bir askeri sanayi işçisi
İsrail ve ABD’nin İran ile giriştiği savaşın üç haftasını geride bırakmışken bu süreçteki gelişmeleri çevremdeki işçilerin nasıl değerlendirdiğine dair gözlemlerimi aktaracağım. Askeri sanayide çalışan bir grup işçiyiz. Haliyle hemen yanı başımızda yaşanan bu savaşın doğrudan içinde olan bir üretimin parçayız. Fabrikadan çıkan ürünlerin nereye gittiğini bilmiyor olmak savaş karşısındaki tutumları ile üretimdeki pozisyonları arasında bağlantı kurmayı engelliyor. “İnşallah İsrail’le bağlantısı yoktur bizim patronların” diyen işçilerin temennisinin yanında genel olarak ülkedeki silah ve mühimmat ıyalnızca kendimize ürettiğimizi düşünen işçiler de var. Oysa Türkiye’nin İsrail’le ticaretini tamamen kesmediği, Baykar’ın ise İtalya ortaklığı üzerinden silah sattığını biliyoruz.
İşçi arkadaşların çoğunun 20’lerin başında olduğunu düşünürsek bu sanma halinin iktidarın ‘yerli ve milli’ söylemlerinin karşılığı olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü devamında ‘Bizim güçlü silahlarımız var. İHA-SİHA’mız var. Türkiye’ye bir şey yapamazlar” güveni baş gösteriyor. Oysa Türkiye’nin navigasyon uydusu yok, radar bilgisi alacak kendisine ait bir aracı yok. Yani en basit haliyle üretilen şeyin işe yaraması için gereken teknik altyapı bize ait değil. Buna sahip olan başta ABD olmak üzere emperyalist devletler istemezse o övünülen insansız hava araçları metal yığınından başka bir şey değil.
Türkiye hava sahasında düşürülen füzeler hakkında da “Başka bir ülke sayesinde engellenmiş olması aciz hissettirdi” denmesi şanslı hissettirmeyi bastıran bir rahatsızlık belirtisi. Ancak bu duygunun temeli ‘Türklerin’ gücüne dair bir zayıflık emaresi taşıması. Buradan kaçınılmaz şekilde NATO’yu tartışmaya geçiyoruz. “Bize bir faydası olduğunu düşünmüyorum üye olmamızın. Ama olmadığımız durum daha tehlikeli gibi. Yani NATO’dan çıkılırsa birçok ülkenin hedefi haline geliriz. Belki doğrudan savaş olmaz ama büyük yaptırımları olur.” Tüm bu değerlendirme NATO’nun tarihselliğinden ve amacından bağımsız, zorunluluk halinden kaynaklanıyor.
NATO içinde yer almak güçlü hissettirmiyor
NATO, genel kanının aksine içinde olmaktan dolayı güçlü hissettirmiyor. Ancak NATO’dan çıkılması durumunda ülkenin olumsuz etkileneceği düşüncesiyle bir talebe de dönüşmüyor. Burada talebi doğru ifade etmek de önemli; NATO’nun dağıtılması, tamamen feshedilmesinin zorunluluğu, imkan tartışmasından azade, kavranmaya çok açık. Ayrıca bağımlılık ilişkisi ekonomik anlam dışında genişletilmiyor. Yani askeri ve politik anlamda da ergin olamama durumu görmezden geliniyor. Bu da milliyetçiliğin yansımaları ile birleşiyor ve ‘Türk’ün gücü’ diğer ülkelere korku veriyor! Adeta bilek gücüne dayandırılan bu argümanın, dizi ve film sahneleri etkisindeki sayıklamalar olduğunu görmek gerek. Osmanlı’nın her dönemine bir dizi-film yapılırken savaşın algıdaki karşılığı da bulunduğumuz çağın çok gerisinde resmediliyor.
İsrail devleti ‘güçlü bir kötü’ olduğu için Ortadoğu’yu savaş alanına çevirdi
İktidarların milliyetçilik dışında halkları ikna etme araçlarından bir diğeri ise din… Trump’ın dahi meşruiyet için savaşın tanrısal bir plan olduğunu vurgulaması; bu aracın önemini gösteriyor. Meselenin dini çerçevelerle iş yerinde de gündeme geleceğini düşünüyordum. Ama savaşın en az konuştuğumuz tarafı dini söylemler oldu. İran’daki gerici rejim ile ortaklaşmamak haliyle İslami bir paydaşlık hissetmemek ilk akla gelen neden gibi göründü. Ancak Yeni Osmanlıcılık ideolojinin hiçbir nüvesine rast gelmemek; dinin dış politika değerlendirmesinde en düşük parametreye sahip olduğunu söyleyebiliriz. “Tarafların üçü de kendi dini gereği bu savaşı mübah görüyor. Ama üçünün dini de başka. Haliyle herkesin dini, bizzat kendi çıkarı.” Buradaki çıkar meselesini nasıl açtığımıza gelmeden önce şuna değinmekte fayda var; ‘Yahudi’ kelimesi işçilerin ve hatta toplumun geniş kesimleri için dini bir işaretten çok kötülüğün başka bir ifadesi gibi kullanılıyor. Sıradan olmayan bu ‘kötü’, başka bir motivasyona ihtiyacı olmaksızın, sadece kötülük yapma amacında yapıyor bunu. Yani İsrail devleti, ‘güçlü bir kötü’ olduğu için Ortadoğu’yu savaş alanına çevirdi. İktidarın İran’a dair değerlendirmelerinde eleştirlerinin okunu İsrail ile sınırlı tutması ve ABD’yi ana rolden çıkarma çabaları ortada. Nasıl ki Trump, İsrail’in peşinde sürüklenip gidecek acemilikte değilse İsrail’de salt ABD çıkarlarını temsil etmekle sınırlı toy bir güç değil.
ABD’nin savaşa dair tutumunun ise muğlak hiçbir tarafı yok; petrol. Kimsenin demokrasi ve özgürlük vaadine inandığı yok. Ancak bu kadar önemli olan enerji gücünün, dünyadaki dengeleri nasıl belirlediğine dair geniş bir perspektif yok. Suriye, Ukrayna ve Filistin üzerinden savaşların, emperyalist düzenin zorunlu sonucu olduğunu mesai saatinin dışına taşan şekilde konuştuk. “ABD’nin çıkarları için” farkındalığının aslında ekonomik ilişkilerin bir görünürü değil de ilkel bir açgözlülük olduğu, bunu da ne hikmetse ABD gibi büyük bir coğrafyanın kültürel miras olarak devam ettirdiği yönünde. Ama olan şeyin; Rusya’nın toparlanmasını ve Çin’in büyümesini engellemek olduğunu, emperyalist sınıfın kendi içindeki çatışması olarak ortaya koyduğumuzda meseleyi duygularla açıklamaktan bir nebze de olsa uzaklaştık. Akabinde gelen soru, “Amerika’nın İsrail’le olan ittifakı neden Çin ve İran arasında yok?”. Emperyalistlerin kendi aralarındaki çatışmasına denge gelmesini ummak yerine kendi sınıf gücünü hesaplama eğilimi yok. Karşımızdaki sınıfın karşıtımız olduğu, yani kendi sınıfına dair bir yer belirlemeden; sınıf bilincinden bir tartışmada hakim çıkamadık ne yazık ki.
Bir meseleyi, ‘Şimdi her şeye zam gelir bizim de elimizden bir şey gelmez’ refleksinden çıkarıp tartışmanın olanağı, işçiler olarak ideolojik eksikliğimizi de ortaya koyuyor. Burjuva ideolojilerinin nasıl yer ettiği, -kısmen ücret zammı ve sendikalaşma hareketleri dışında- sınıf bilincinin tarihsel birikiminden ve ekonomik olmayan taleplerden koparıldığını gösteriyor. Çünkü üretim baskısı ve denetlemesi yüzünden savaşın yakıcılığı ile orantılı bir tartışma biriktiremiyoruz. Zira patron, üretim alanımızı siyaset meydanına dönüştürmemize göz yumacak değil.
Evrensel'e Abone Ol
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et