Avrupa’nın Ortadoğu planları
Avrupa'nın Gündemi'nde ABD-İsrail'in İran'a açtığı savaş var. Almanya ve Fransa gibi devletler Trump'ın çağrılarına ne kadar direnebilecekler? Savaştan gerçekten de uzak mı duruyorlar? Peki ya ABD bu savaştan istediği zaferi alabilecek mi?
Fotoğraf: AA
ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılabilmesi için müttefikleri bölgeye savaş gemisi göndermeye çağırması ve ancak destek alamaması üzerine “NATO’nun geleceği açısından çok kötü olacağı” tehdidinde bulunmasına, Almanya Başbakanından alışılmadık sertlikte tepki geldi. Buna rağmen Merz’in partisi Hristiyan Demokrat Birlik içinden Almanya’nın Trump’ın davetine icabet etmesi gerektiği çağrıları geliyor.
Fransa, savaş bölgesine yakın bir konumda bulunuyor. Trump’ın Hürmüz çağrısına olumlu yanıt vermedi ancak, savaşın sona ermesinden sonraki dönem için bir Arap devletlerinden oluşan bir deniz koalisyonu planlıyor. Öte yandan Lübnan cumhurbaşkanı yardım talep etmesine rağmen İsrail saldırılarına karşı etkili bir karşılık vermiyor. Seçtiğimiz makale, Fransa’nın bu savaştan ne kadar süre kendini uzak tutabileceği ve Trump’ın çizgisini üstlenmek zorunda kalıp kalmayacağı sorusunu ele alıyor.
İngiltere’den The Guardian Yazarı Larry Elliott ise, İran’la tırmanan gerilimi yalnızca askeri bir mesele olarak değil, küresel ekonomi ve güç dengeleri açısından tarihsel bir kırılma anı olarak ele alıyor. İkinci Boer Savaşı benzetmesi üzerinden, kısa vadede kazanılmış gibi görünen bir zaferin nasıl uzun vadeli bir gerilemenin başlangıcına dönüşebileceğini tartışıyor.
Hürmüz Boğazı
German Foreign Policy
Almanya
Hürmüz Boğazı’ndaki deniz operasyonlarına Alman katılımı konusunda tartışmalar sürüyor. Tanker refakat gemileri, savaş öncesi trafiğin ancak yüzde 10’nunu güvence altına alabiliyordu. Paris, savaşın sona ermesinden sonraki dönem için bir deniz koalisyonu planlıyor. Berlin’de ise, ABD Başkanı Donald Trump’ın talep ettiği Hürmüz Boğazı’ndaki deniz operasyonuna Alman katılımına yönelik ilk çağrılar duyuluyor. CDU Askeri Politika Uzmanı Thomas Röwekamp, İran kıyılarındaki boğazda seyrüsefer özgürlüğünü “Askeri olarak savunmanın” “önemli” olduğunu ve Alman katkısının da gerekli olduğunu belirtiyor. Bu, şimdiye kadar Batı silahlı kuvvetlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir operasyonuna Alman katılımını reddeden Alman hükümetinin pozisyonuyla çelişiyor. Uzmanlar, boğazda beş ila on tankere refakat etmek için on ikiye kadar savaş gemisine ihtiyaç duyulacağını belirtiyor. İran birlikleri yakın mesafeden saldırabileceği için bu bile güvenlik sağlamayacaktır. Alternatif olarak, ABD’nin güney İran kıyılarına bir işgali düşünülebilir, ancak bu, ABD kara birliklerini Ortadoğu’da uzun süreli bir savaşa yeniden dahil edecektir. ABD’nin taleplerine paralel olarak, Fransa, Hürmüz Boğazı’nı güvence altına almak için Arap devletlerini de içeren bir deniz koalisyonu kurmaya çalışıyor, ancak bu, savaşın en sıcak aşaması sona erdikten sonra gerçekleşecek ve Fransa bu savaşa dahil olmayacak.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Kıbrıs ziyaretinde, Hürmüz Boğazı’nı açmak için bir askeri operasyon hazırladığını açıkladı. Ancak bu, “tamamen savunma amaçlı” bir operasyon olacak ve ancak “çatışmanın en sıcak aşaması” sona erdikten sonra başlayabilecektir. İlk adım olarak Paris, Ortadoğu’ya on bir savaş gemisi gönderdi; uçak gemisi Charles de Gaulle, iki helikopter gemisi ve sekiz firkateyn. AB’nin Aspides deniz operasyonu kapsamında, Süveyş Kanalı’ndan Akdeniz’e giren ticaret gemilerini ve Yemen’deki Husi milislerinin saldırılarını korumak amacıyla, Cibuti yakınlarındaki Kızıldeniz ve Bab el-Mandeb Boğazı’nda bir fırkateyn zaten devriye geziyor. İkinci bir Fransız firkateyninin de oraya konuşlandırılması planlanıyor. İtalya ve Yunanistan’dan firkateynler de operasyona katılıyor. Şu anda Kıbrıs yakınlarındaki Doğu Akdeniz’de devriye gezen Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle’e Hollanda, İspanya ve İtalya’dan savaş gemileri eşlik ediyor. Alman donanması katılmıyor; Kıbrıs açıklarında konuşlanmış olan Nordrhein-Westfalen firkateyni, yalnızca BM misyonu UNIFIL’in bir parçası olarak orada bulunuyor.
Raporlara göre, ilk görüşmeler şu anda devam ediyor. Fransa’nın İran ile doğrudan ve dolaylı temas kurduğu bildiriliyor. Her iki ülkenin cumhurbaşkanları ve dışişleri bakanları telefonla görüştü; Paris ayrıca Tahran’daki büyükelçiliğini açık tutuyor. İtalya, İran ile görüşmelerde bulunduğunu reddediyor. Financial Times bu tür görüşmelerden bahsetmişti. Fransız faaliyetlerine gelince, şu anda hâlâ Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak için bir deniz koalisyonu kurmaya yoğun bir şekilde odaklandıkları söyleniyor. Bu amaçla Paris, sadece Avrupa ülkeleriyle değil, aynı zamanda Arap Körfez devletleri, Hindistan ve Kanada ile de temas halinde. Ancak Hindistan şimdiye kadar çok temkinli davrandı. Mevcut koşullar altında Hürmüz Boğazı’nda somut önlemler henüz mümkün değil; pratik adımlar ancak savaşın tırmanmasına yol açmaması durumunda atılacaktır. Geçen haftanın sonunda bir Avrupalı diplomatın, Fransa’nın “Amerikan yaklaşımından açıkça uzaklaşmak” istediğini söylediği aktarıldı çünkü “nihayetinde”, savaşa fiilen girmeden Hürmüz Boğazı’nı geçmek için en azından “İran’dan asgari onay” gerekiyor.
ABD ise Hürmüz Boğazı’nın açılması için baskı yapıyor. ABD Başkanı Donald Trump, 3 Mart’ta ABD donanmasının tankerlere boğazdan “en kısa sürede” eşlik edeceğini duyurmuştu. ABD Enerji Bakanı Chris Wright, 10 Mart’ta sosyal medyada ilk ABD tanker refakatinin başladığını iddia etti. Ancak kısa süre sonra Beyaz Saray’dan gelen bir yalanlamanın ardından paylaşımını geri çekmek zorunda kaldı. 12 Mart’ta Hürmüz Boğazı’ndaki operasyonların henüz mümkün olmadığını kabul etti: “Henüz hazır değiliz.” ABD’nin boğazı açma önlemlerinin mart ayı sonundan önce alınması olası görünmüyor. Cumartesi günü Trump, diğer ülkelerden -örneğin Fransa, Büyük Britanya, Güney Kore ve Çin’den- nihayet Hürmüz Boğazı’ndan tankerlere refakat etmelerini şahsen talep etti. Aynı zamanda, Amerika Birleşik Devletleri “kıyı bölgelerini amansızca bombalayacak ve İran teknelerini ve gemilerini toplu halde batıracaktı.”Bu görüşe göre, Trump’ın tankerlere Basra Körfezi’nden Arap Denizi ve Hint Okyanusu’na kadar eşlik etme talebi, İran’a karşı savaşa fiilen girme çağrısıdır - aktif saldırılarla değil, savunma rolüyle.
ABD uzmanları, Hürmüz Boğazı’nda tankerlere eşlik etmenin hangi koşullar altında mümkün olabileceğini uzun zamandır tartışmaya başladılar. Her tanker için iki savaş gemisi sağlanması gerektiği tahmin ediliyor; alternatif olarak, beş ila on tankerden oluşan konvoylar için on iki eşlikçi savaş gemisi düşünülebilir. Bu, az sayıda tanker için “binlerce asker” gerektirecektir - ancak önemli riskler göz ardı edilemez: Hürmüz Boğazı çok dar ve İran kıyı şeridinde seyir zor olduğundan, İran saldırılarını, özellikle yakın mesafeden insansız hava araçları veya füzelerle, önlemek neredeyse imkansız olacaktır. Eğer amaç azami güvenliği sağlamaksa, Wall Street Journal’da yer alan bir analize göre, İran’ın güney kıyılarına kara birlikleriyle kapsamlı bir işgal gerekli olacaktır. İran konusunda uzmanlaşmış eski bir İsrail askeri istihbarat subayının aktardığına göre, bu, planlama ve hazırlık askeri saldırıları için zaman gerektirecektir. Dahası, İran topraklarındaki ABD kara birlikleri, özellikle asimetrik savaş konusunda deneyimli Devrim Muhafızları olmak üzere İran güçleri için memnuniyetle karşılanacak bir hedef olacaktır. Bu gerçekleşirse, Trump yönetimi ABD’yi Ortadoğu’daki bir sonraki işgal savaşına sürüklemiş olacaktır.
Hürmüz Boğazı’ndaki refakat operasyonlarının ekonomik faydası minimum düzeyde olacaktır. Sektör portalı Lloyd’s List’in bir analizine göre, boğazdan tanker veya kargo gemilerine refakat etmek için büyük ölçekli bir operasyon, İran-Irak Savaşı öncesindeki tipik trafiğin en fazla yüzde onuna denk gelen sayıda geçişe izin verecektir. Yine de gemi sahiplerinin ticari gemilerini ve mürettebatlarını ölümcül saldırıların kaçınılmaz riskine maruz bırakmaya istekli olup olmayacakları belirsizdir.
Alman hükümeti şu anda Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemilere eşlik etme operasyonuna Alman katılımını reddediyor. Şansölye Friedrich Merz “Deniz yolları için askeri güvenlik düşünmek için hiçbir neden görmediğini” belirtti; Almanya İran savaşına katılmayacaktı. Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da herhangi bir müdahaleyi reddetti: “Bu çatışmaya katılmayacağız.” AB’nin Aspides Operasyonu Kızıldeniz’de zaten “etkisizdi”; Hürmüz Boğazı’na genişletilmesi durumunda daha iyi sonuçlar elde edilebileceğinden “çok şüpheciydi”. Güvenlik ancak müzakere yoluyla bir çözümle sağlanabilirdi. Ancak Berlin’de Hürmüz Boğazı’nda Alman ordusu Bundeswehr’in konuşlandırılması lehine sesler yükselmeye başladı. Örneğin, Federal Parlamento Savunma Komitesi Başkanı Thomas Röwekamp (CDU), “uluslararası ticaret yollarında serbest dolaşımı askeri olarak savunmanın zorunlu olduğunu” açıklıyor. Röwekamp, ”AB’nin ‘Aspides’ misyonunun yetkisinin genişletilmesi Avrupa’nın çıkarınadır” diyor; bu nedenle “burada Alman katkısı da gerekli.”
Çeviren: Semra Çelik
İran’da savaş: Emmanuel Macron şimdilik Trump’ın dayatmalarını reddediyor, peki ne zamana kadar?
Vadim Kavenka
Humanite/Fransa
Savaşın çıkmaza girmesi karşısında ABD Başkanı, Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamak amacıyla uluslararası bir ittifak kurmaya çalışıyor. Fransa Cumhurbaşkanı ise bölgeye belirli sayıda askeri güç göndermesine rağmen bu girişime şimdilik yanıt vermedi.
Ortadoğu’da savaşın üçüncü haftasına girilirken, Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Başkanı Donald Trump’ın taleplerine olumlu yanıt vererek gerilimi tırmandırma riskini göze alacak mı? Trump, salı günü Emmanuel Macron ile Hürmüz Boğazı’nın güvenliği üzerine yaptığı görüşmenin ardından “Bize yardım edeceğini düşünüyorum” dedi, ancak Fransa’nın tutumunun “kusursuz” olmadığını da ekledi. 28 Şubat’ta Tel Aviv ve Washington tarafından İran’a yönelik gerçekleştirilen hukuksuz saldırıdan bu yana deniz yolu büyük ölçüde felç olmuş durumda.
Bir deniz harekatının tehlikeleri göz önüne alındığında şüpheler artıyor. Fransız yetkililer, ABD, İsrail ve İran arasında büyüyebilecek bir çatışmaya dahil olmak istemiyor. Almanya, İngiltere ve İtalya liderleriyle benzer bir diplomatik çizgi izliyor. Paris yönetimi, Cumhuriyetçi milyarder Trump’ın baskısına şimdilik boyun eğmeme eğiliminde.
Emmanuel Macron, bölgeye bir uçak gemisi grubu gönderildiğini doğruladı. Ancak ateşkes sağlanmadan ve İran da bunu kabul etmeden tüm filonun devriyeye başlamayacağını söyledi. Fransa’nın stratejisi şu an için daha çok deklaratif nitelikte ve savunma anlaşmaları bulunan Körfez müttefiklerine mesaj vermeye yönelik” değerlendirmesinde bulunuyor stratejik danışmanlık şirketi La Vigie’nin direktörü General Olivier Kempf.
Lübnan’da sonuçsuz kalan ara buluculuk girişimi
Fransa, Akdeniz ve Basra Körfezi’nde, nükleer tahrikli tek uçak gemisi de dahil olmak üzere yaklaşık on iki gemi konuşlandırdı. Bu askeri misyonun amacı, bölgedeki Fransız vatandaşlarını korumak ve özellikle Kıbrıs başta olmak üzere müttefiklerini savunmak olarak açıklanıyor. Bölgedeki askeri varlığın önemli ayaklarından biri ise Abu Dabi’deki deniz üssü; fırkateynler ve deniz devriyeleri buradan hareket ediyor.
Cumhurbaşkanı, salı öğleden sonra İran ve Ortadoğu’daki durumu değerlendirmek üzere bakanlar ve üst düzey askeri yetkililerin katıldığı yeni bir savunma ve ulusal güvenlik konseyi toplantısı düzenledi. Aynı günün sabahında ise 12 Mart’ta Irak Kürdistanı’nda, Erbil’in güneybatısında düzenlenen ve Tahran’a atfedilen bir İHA (insansız hava aracı ) saldırısında hayatını kaybeden 42 yaşındaki Kıdemli Astsubay Arnaud Frion için ulusal tören düzenlendi.
Macron’un bir diğer diplomatik girişimi ise Lübnan’a ilişkin. 2 Mart’tan bu yana ülke, İsrail hükümetinin yürüttüğü yeni bir savaşın hedefi. Yaklaşık 900 kişinin hayatını kaybettiği, bir milyondan fazla insanın yerinden edildiği, sivil altyapıların ve sağlık merkezlerinin bombalandığı bu saldırılar, birçok gözlemciye göre Gazze’de izlenen stratejinin Lübnan’da da uygulanabileceği endişesini doğuruyor.
Fransa Cumhurbaşkanı, İsrail ordusunun Güney Lübnan’da geniş çaplı bir işgale yönelmesini engellemek amacıyla Lübnan ile İsrail arasında ara buluculuk rolü üstlenmeye çalışıyor. Ancak Uluslararası ve Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Genel Müdür Yardımcısı Didier Billion’a göre, “İsrail yönetiminin hedefi Lübnan’da Gazze’deki senaryoyu tekrar etmek. Benyamin Netanyahu Fransız girişimini kesinlikle dikkate almayacak ve kendi yolunda ilerleyecektir.”
Çeviren: Ali Rıza Yıldırım
İran ABD için bir Boer savaşı olabilir: İmparatorluğun sonunun başlangıcını işaret eden boş bir zafer
Larry Elliott
The Guardian/İngiltere
1899’da Güney Afrika’da savaş başladığında kimse Boerlere şans tanımıyordu. İngiliz İmparatorluğu’nun gücü karşısında duranlar çiftçilerdi ve direnişin kısa sürede çökeceği düşünülüyordu. Sonunda güç galip geldi. İngiltere, Boer Savaşı’nı kazandı; ancak bu, elde edilmesi üç yılın büyük bir kısmını alan ve ağır bir bedel ödenerek kazanılan boş bir zaferdi. Küresel hegemonyanın ABD gibi hızla büyüyen ülkeler tarafından tehdit edildiği bir dönemde gelen bu darbe, İngiliz prestijine ciddi bir yara açtı. Bu zafer, İngiltere’nin gücünün boyutlarını ortaya koymaktan çok, sınırlarını gözler önüne serdi. Bir asır ve çeyrek sonra, ABD, Boer Savaşı’na eş değer bir savaşa karışma riskiyle karşı karşıya. Kolay bir zafer olması gereken bu savaş, uzun süreli bir çatışmaya dönüşme tehdidiyle karşı karşıya. İranlılar, tıpkı Boerlerin yaptığı gibi, gerilla taktikleri kullanıyor ve bunda oldukça başarılı. Sonunda üstün ABD ve İsrail ateş gücünün galip geleceğine dair pek şüphe yok, ama bedeli ne olacak?
Petrol piyasası kendi hikayesini anlatıyor. İran’daki savaş, daha geniş bir Ortadoğu bölgesine sıçradı ve yakın zamanda sona ereceğine dair hiçbir işaret yok. Küresel bir resesyon korkusu artıyor ve bu korkular haklı. Körfez ülkelerindeki petrol ve gaz tesisleri İran füzelerinin hedefi oldu. Tankerler Hürmüz Boğazı’ndan geçemiyor. Brent ham petrolünün varil fiyatı, çatışmaların başlamasından bu yana yüzde 50 arttı. Gaz fiyatları da benzer oranda yükseldi.
Bunu daha önce de yaşadık. Uzun süren savaş sonrası refah dönemi, 1973’teki Yom Kippur Savaşı’nın ardından petrol fiyatlarının dört katına çıkmasıyla sona erdi ve o günden bu yana ham petrol fiyatlarındaki her uzun süreli artış ciddi domino etkileri yarattı. Örüntü açık. Artan enerji fiyatlarının ilk etkisi enflasyon üzerindedir; büyümeye etkisi ise daha sonra ortaya çıkar. Sonuçta, petrol şokları resesyona yol açar. Çatışma çabuk sona ermezse, bu sefer de durum aynı olacaktır. Yenilenebilir enerji kullanımının artmasına rağmen, petrol endüstriyel toplumlar için hayati önemini korumaktadır. Çatışmanın etkileri benzin, uçak yakıtı ve gübre fiyatlarında şimdiden belirgindir. Artan nakliye maliyetleri gıda fiyatlarını yukarı çekecektir. İşletmeler, zayıflayan talep ve artan enerji faturalarıyla mücadele ederken işçilerini işten çıkaracaktır.
ABD ve İsrail’in saldırılarının nispeten risksiz olacağı düşüncesi, hepsi de tartışmalı olduğu ortaya çıkan bir dizi varsayıma dayanıyordu. Teoriye göre İran, yıldırım hızındaki bir hava savaşına karşı bir yanıt veremeyecekti. Tahran rejimi iktidara tutunsa bile, barış istemekten başka seçeneği kalmayacaktı. Her iki durumda da, küresel ekonomideki herhangi bir aksaklık kısa süreli olacaktı. Petrol fiyatları hızla savaş öncesi seviyelerine dönecekti. Finans piyasalarının rahatlamaları için bir neden daha vardı: Donald Trump’ın Wall Street’te ilk sorun belirtisinde geri adım atma geçmişi. U dönüşleri o kadar sıradan hale geldi ki, bunun için bir kısaltma bile var: Taco, “Trump always chickens out” (Trump her zaman korkaklık eder) kelimesinin kısaltması. Ancak işler planlandığı gibi gitmedi.
Kuşkusuz, ABD ve İsrail askeri üstünlüklerini gösterdiler, ancak İran hâlâ direniyor. Komşu Ortadoğu ülkelerine yönelik saldırıları, petrol ve gaz üretiminde kesintilere yol açtı. İran, savaş ne kadar uzun sürerse ekonomik zararın o kadar büyük olacağını biliyor. Ekonomist Freya Beamish’in de belirttiği gibi, Taco için iki taraf gerekir. Ve İran şu anda Trump’ın düdüğünü çalmasına uymaya hazır değil.
Boğazın fiilen kapatılması nedeniyle risk altında olan sadece enerji kaynakları değil. Katar, yarı iletkenler ve elektrikli araçlar gibi ürünlerde kullanılan helyum ile gübre, kimyasallar ve pillerde kullanılan kükürtün dünyanın önde gelen ihracatçılarından biri. Tedarik zincirleri darboğazlardan etkilenecek ve bu da enflasyon üzerindeki yukarı yönlü baskıyı artıracak. Merkez bankaları faiz oranlarını düşürürse savaşın kısa vadeli maliyetleri hafifletilebilir, ancak uzun vadede İran’daki savaş, kovid-19 pandemisinden gelen mesajı pekiştiriyor: Küresel tedarik zincirleri doğası gereği kırılgandır.
Ortadoğu’daki çatışma, özellikle yenilenebilir enerji alanında daha fazla kendi kendine yeterlilik için en güçlü argümanı oluşturuyor. Kendini yeniden keşfetme kapasitesi sonsuz gibi görünen bir ülke olan ABD’yi göz ardı etmek her zaman akılsızca bir harekettir. Ancak uyarı işaretleri ortada. Çin, rahatlıkla dünyanın önde gelen üretim gücü konumunda ve ABD’nin ekonomik hegemonyasına karşı giderek artan bir tehdit oluşturuyor. ABD dolarının sonsuza kadar dünyanın rezerv para birimi olarak kalacağına dair bir garanti yok.
20. yüzyılın başlarında Londra, küresel ekonominin merkezindeydi. Sermayenin serbest dolaşımı, sterlin tarafından desteklenen altın standardına dayanırken, Kraliyet donanması ticaret yollarının açık kalmasını sağlıyordu. Ancak İngiltere’nin rakipsiz üstünlüğünün günleri sayılıydı ve korumacılık, milliyetçilik ve savaşın yeni bir dönemi başlamak üzereydi.
Dolayısıyla Trump zor bir seçimle karşı karşıya. Savaşı şimdi sonlandırabilir ve ABD’nin savaş hedeflerine ulaştığını iddia edebilir; ancak bu, Tahran’daki rejimi yerinde bırakmak anlamına gelir. Ya da çatışmayı uzatabilir; böylece yurt içinde ekonomik sıkıntı ve siyasi tepki risklerini artırabilir. İlki daha iyi bir seçenek olsa da, bu durumda bile bu, hem ABD’nin güçlü yanlarını hem de zayıflıklarını ortaya koyan bir Pirus Zaferi olacaktır.
Çeviren: Sarya Tunç
(Dış Haberler)
Evrensel'i Takip Et