Geleceğimiz neden halkların özgürlük mücadelesinden geçer?
İran’dan Filistin’e Ortadoğu’nun geleceği; emperyalist müdahalelerin yıkıcı gölgesinde değil, baskıcı yerel rejimlere ve dış saldırganlığa karşı halkların kendi örgütlü özgürlük mücadelesinde şekilleniyor.
Nurgül Deniz
İran uzun yıllardır molla rejimiyle halkın siyasal ve demokratik taleplerinin bastırıldığı bir ülke olarak yönetiliyor. 1979 devrimi sonrasında kurulan bu düzen, aradan geçen on yıllar boyunca geniş halk kesimlerinin taleplerine kapalı kaldı. Kadınların özgürlük arayışından işçi sınıfının sendikal hak mücadelesine, gençliğin itirazından farklı ulus ve inanç topluluklarının eşitlik taleplerine kadar biriken hoşnutsuzluk, dönem dönem kitlesel protestolarla kendini dışa vurdu. İran halkı, özellikle son yıllarda kadınların öncülük ettiği eylemlerle rejimin baskıcı karakterine karşı güçlü bir irade ortaya koydu. “Jin, jîyan, azadî” sloganı yalnızca İran’daki kadınların değil, bütün bölge halklarının özgürlük arayışının sembollerinden biri haline geldi. Kürt halkının sürdürdüğü direniş de bu mücadelelerin önemli bir parçasını oluşturuyor. İran’daki Kürt bölgelerinde yaşanan baskılar ve hak inkârı, halkın demokrasi mücadelesinin sürekliliğini gösteren en somut örnekler arasında yer alıyor.
Emperyalist müdahalelerin gerçek sonuçları
Ancak İran’daki bu gerçek ve meşru demokrasi mücadelesi, bugün emperyalistlerin müdahale planlarıyla aynı kefeye konulamaz. ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri tehditleri, bölge halklarının özgürlüğünü değil kendi stratejik çıkarlarını gözetmektedir. Ortadoğu’nun son otuz yıllık tarihi, emperyalist müdahalelerin demokrasi değil yıkım, istikrarsızlık ve yeni “demokrasisiz” rejimler ürettiğini defalarca gösterdi. Irak bunun en çarpıcı örneğidir. 2003 yılında “demokrasi getirme” iddiasıyla gerçekleştirilen işgal, milyonlarca insanın hayatını altüst etti; ülke parçalanırken mezhep çatışmaları derinleşti. Afganistan’da yirmi yıl süren ABD işgali de benzer bir tablo ortaya çıkardı. On binlerce insanın yaşamını yitirdiği bu süreç, sonunda Taliban’ın yeniden iktidara gelmesiyle sonuçlandı.
Filistin ise emperyalist müdahalenin ve Siyonist yayılmacılığın bölge halklarına ne getirdiğinin en çıplak örneklerinden biri olmaya devam ediyor. On yıllardır süren işgal politikaları ve derinleşen soykırım, özgürlük ve güvenlik içinde yaşanabilecek bir düzen yerine sürekli bir şiddet döngüsü yarattı. Tarihin daha eski sayfaları da aynı gerçeği doğrular nitelikte; Vietnam’da ABD’nin yürüttüğü savaş, halkın direnişi karşısında yenilgiyle sonuçlansa da büyük bir yıkım ve felaket sembolü olarak hafızalara kazındı. Bugün İran’a yönelik askeri tehditleri savunan çevreler ise aynı yanılgıyı tekrar ediyor: “Dış müdahale demokrasiyi getirebilir.” Oysa Ortadoğu deneyimi bunun tersini söylüyor. ABD bombalarıyla halkların başına iyi bir iş gelmeyeceği defalarca kanıtlandı.
Hamaney’in tasfiyesi ve özgürlük yanılsaması
ABD ve İsrail’in saldırılarında Hamaney’in öldürülmesi, gençler arasında yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Özellikle sosyal medyada bazı çevreler bu gelişmeyi “rejimin çöküşü” ya da “özgürlüğün başlangıcı” gibi değerlendirmeye çalışıyor. Kürt gençliği içinde de “Kürtlere zulmediyordu, ABD öldürdüyse bu iyi oldu” biçiminde yorumlara rastlanabiliyor. Ancak İran halkı kendi kaderini değiştirmedikçe, Hamaney’in emperyalist bir operasyonla ortadan kaldırılması ülkeye demokrasi getirmez. İran’daki siyasal düzen yalnızca bir kişiden ibaret değildir; devlet aygıtı, güvenlik güçleri ve ideolojik kurumlarıyla bütünlüklü bir sistemdir. Bu nedenle Hamaney’in öldürülmüş olması, kitlesel eylemlerde öne çıkan “Diktatöre ölüm” sloganına rağmen İran halkı ve Kürtler için kendiliğinden bir demokrasi anlamına gelmez. Irak ve Afganistan örnekleri, dış müdahalelerin halkların özgürlüğünü değil, yalnızca müdahalecilerin stratejik çıkarlarını gözettiğini göstermiştir. İran’da gerçek değişim ancak işçilerin, kadınların, gençlerin ve Kürt halkının kendi örgütlü mücadelesiyle mümkündür.
Halkların kendi gücüne dayanan değişim
Yakın geçmişte Rojava’da yaşananlar, emperyalist güçlerin bölge halklarıyla kurduğu ilişkinin sınırlarını açık biçimde gösterdi. ABD’nin sahada SDG’yle kurduğu taktik ilişkiler, kalıcı bir destek anlamına gelmedi. Türkiye’nin saldırıları karşısında verilen tepkiler, bu desteğin ne kadar sınırlı ve çıkar odaklı olduğunu ortaya koydu. Emperyalist güçler için Ortadoğu; özgürlükten çok enerji yollarının, askeri dengelerin ve jeopolitik hesapların alanıdır. Bugün Netanyahu’nun yürüttüğü militarist siyaset ya da Trump döneminde ABD’nin Ortadoğu’ya yönelik hamleleri düşünüldüğünde, bu güçlerin halklara özgürlük getiren aktörler olmadığı açıktır.
İki gericilik arasında bağımsız tutum
Mesele, bir gericiliğe karşı başka bir gericiliğin yanında saf tutmak değildir. Ortadoğu halklarının önüne sık sık böyle sahte bir tercih konuluyor: Ya baskıcı rejimler ya da emperyalist müdahaleler. Oysa halkların çıkarı, bu iki seçenekten birine yedeklenmekte değil; ikisine de karşı kendi bağımsız tutumunu almaktadır. İran’daki molla rejimi nasıl demokrasi taleplerini bastıran bir düzeni temsil ediyorsa, ABD ve İsrail’in politikası da savaş, işgal ve yıkım üzerine kuruludur. Bu nedenle yapılacak olan, iki gericilikten birini seçmek değil, bağımsız özgürlük mücadelesini büyütmektir.
Demokrasi emperyalist saldırganlığın ardından değil, halkların kendi örgütlü mücadelesiyle kazanılır. İran’da da Kürt halkının yaşadığı coğrafyalarda da özgürlük ve eşitlik ancak emekçilerin, kadınların ve gençlerin ortak mücadelesiyle mümkün olacaktır. Bugün yapılması gereken, emperyalist müdahaleleri meşrulaştırmak değil, bölge halklarının kendi demokratik iradesini güçlendirmektir. Çünkü Ortadoğu’nun geleceğini belirleyecek olan ne Washington’daki planlar ne de Tel Aviv’deki askeri stratejilerdir; geleceği belirleyecek olan bizzat bölge halklarının özgürlük ve demokrasi için yürüttüğü bu tarihsel mücadeledir.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et