Hablemitoğlu suikastı davası nereye gidiyor?
24 yıl önce öldürülen Necip Hablemitoğlu’nun suikastında davanın seyri, sanık tahliyeleri ve savcı değişiklikleriyle karmaşık bir hal aldı.
Fotoğraf: DHA
Özer Akdemir
[email protected]
Çanakkale - 2011 yılında kaleme aldığım ve Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlanan “Kuyudaki Taş / Alman Vakıfları ve Bergama Gerçeği” kitabımda, Hablemitoğlu cinayetinin sadece bir tetikçi işi olmadığını, arkasında uluslararası altın tekelleri, Gülen Cemaati ve devlet içi güç odaklarının bulunduğuna yönelik değerlendirmelerimi aktarmıştım. Bu değerlendirmeleri Hablemitoğlu’nu yazdığı Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası kitabından bu yana, 2001 yılından beri izleyen, suikastle ilgili hemen her haberi, ayrıntıyı, gelişmeyi takip etmeye çalışan bir gazeteci olarak, eldeki bilgi - belgelerle yaptığımı belirtmeliyim.
Bugün geldiğimiz noktada, suikastten 22 yıl sonra açılan ve “işte failler bulundu” denilen davada yaşanan son gelişmeler, ne yazık ki “Kuyudaki Taş”ta işaret ettiğim “devletin bu cinayeti çözmekten çok, kullanmak istediği” tezini doğrular nitelikte. Son duruşmada yaşananlar, savcının değişmesi ve ortaya saçılan skandallar, davanın nereye gittiğini ve gerçek suçluların kim olduğunu bir kez daha sorgulamamızı gerektiriyor.
Dava nereye gidiyor?
Hablemitoğlu suikastı davasının son duruşmasında yaşananlar, hukuki bir yargılamadan ziyade bir kurgunun çöküşünü andırıyor. Davanın tek tutuklu sanığı, Ukrayna’dan MİT operasyonuyla “tabul içinde” getirilen ve işkenceden geçirilen eski Özel Kuvvetler Komutanlığı mensubu Nuri Gökhan Bozkır, bu dosyadan tahliye edildi. Ancak Bozkır, kamuoyunda “Soğan Tırları” olarak bilinen İŞİD’e silah satışı ile ilgili davadan hükümlü olduğu için cezaevinden çıkamadı. Davanın diğer sanıklarının ise adli kontrol şartları devam ediyor.
Dava, gelinen noktada tam bir kördüğüme dönüşmüş durumda. Anlatalım;
Savcı Skandalı ve Delil Karartma İddiaları
Davanın iddianamesini hazırlayan ve duruşmalara giren Savcı Zafer Ergün, geçtiğimiz aylarda sürpriz bir şekilde istifa etti. Sanık avukatlarından Ali Soykan’ın aktardığına göre; Savcı Ergün, Hablemitoğlu’nun öldürülmeden 4 gün önce katıldığı Eskişehir panelindeki görüntüleri adli emanetten alıp mühürlerini kırdıktan sonra incelemiş ve bazı kısımların eksik olduğu ortaya çıkmıştı. Yeni gelen savcı, bu görüntüler ve Migros’taki güvenlik kamerası kayıtları üzerinde yeniden analiz yapılmasını istedi. Bu durum, önceki savcının yürüttüğü soruşturmaya duyulan güvensizliğin ve dosyanın sil baştan ele alınacağının bir işaretidir.
Tetikçi İddiasının Çökmesi
İddianamede tetiği çektiği iddia edilen o dönemde ÖKK’da yüzbaşı rütbesiyle görev yapan Tarkan Mumcuoğlu, cinayet günü Kazakistan’da olduğu ve Türkiye’ye giriş yapmadığına dair güçlü deliller ortaya çıkınca bu davadan tutuklu tüm sanıklar tahliye edilmişti. Savcının “tetikçi” dediği kişinin tetikçi olmama ihtimali, tüm kurguyu boşa düşürdü.
“Gerçek suçlular her an ortaya çıkabilir” mi?
Suikast emrini verdiğ iileri sürülen ÖKK Alay Komutanı Albay Levent Göktaş’ın avukatı Ali Soykan’ın “Gerçek failler bence bulundu. Ama bu yargılanan sanıklar değil” iddiası, son derece kritik. Soykan, 2019 yılında emniyete yazılan bir talimatla, olay günü Hablemitoğlu ile aynı baz istasyonlarında sinyal veren kişilerin (çakışan baz kayıtları) tespit edildiğini, ancak dosyanın daha sonra Zihni Çakır’ın yönlendirmeleriyle başka bir mecraya (mevcut sanıklara) çevrildiğini öne sürüyor.
Eğer Soykan’ın dediği gibi devletin elinde 2019’dan beri gerçek faillerin listesi varsa ve bunlar gizleniyorsa, davanın seyri bir anda değişebilir. Yeni savcının Eskişehir ve Migros görüntülerini yeniden inceletme kararı, namlunun ucunun mevcut sanıklardan başka bir yöne döneceğini gösteriyor. Ancak bu “yeni yön”, yine devletin izin verdiği ölçüde ve siyasi konjonktüre göre belirlenecektir.
Gerçek Suçlular Kim?
Gelinen noktada önümüze üç ana senaryo çıkıyor:
Birinci senaryoya göre suikast halen yargılanan ÖKK ekibinin işi. İddianame, Levent Göktaş liderliğindeki ÖKK ekibinin bu işi para karşılığı ve MİT Müsteşarlığı rekabeti nedeniyle yaptığını söylüyor. Ancak bu tez, Zihni Çakır’ın ifadeleri ve şaibeli HTS kayıtları dışında somut delillere dayanmıyor. Nuri Gökhan Bozkır’ın işkence altında ifade verdiğini söyleyip her şeyi reddetmesi, tetikçi olduğu öne sürülen Tarkan Mumcuoğlu’nun suikast günü Kazakistan’da olduğuna yönelik güçlü delilleri bu tezi zayıflatıyor. Evet, bu ÖKK ekibi bazı "kirli işlere" bulaşmış olsa da, bu cinayetin tetikçileri olduklarına dair delillerin "imal edilmiş" veya zorlama olduğu yönündeki değerlendirmeler daha kuvvetli görünüyor.
İkinci senaryoya göre tetikçi Hablemitoğlu cinayetinde üzerinde en az durulan ama en somut itirafı yapan isim Durmuş Anuçin. 2003 yılında mahkemede “Hablemitoğlu’nu ben öldürdüm” diyen, cinayeti İzmirli mafya babası İbrahim Çiftçi’nin talimatıyla işlediğini, parası ödenmediği için itiraf ettiğini söyleyen Anuçin’in ifadeleri, “sanık olamayacak kadar bilgisiz” denilerek kapatıldı. Oysa Anuçin’in bahsettiği İbrahim Çiftçi, daha sonra Ergenekon bombalarıyla aynı seriden bir el bombasıyla öldürüldü. Hablemitoğlu suikastının tetikçisinin Durmuş Anuçin olduğu yönündeki şüphelerin hala çok güçlü olduğunu düşünüyorum. Devlet, bu "basit" ama karanlık bağlantıları olan tetikçiyi görmezden gelerek, olayı daha büyük siyasi hesaplaşmaların (Ergenekon veya ‘FETÖ’ davaları gibi) aparatı haline getirdi.
Gelelim en kritik soruya: ‘FETÖ' denilen Gülen Cemaatinin bu işteki rolüne yönelik iddialar inandırıcı mı? Hablemitoğlu’nun “Köstebek” kitabında Gülen cemaatinin devlete sızmasını deşifre ettiği ve bu yüzden hedef olduğu bir gerçek. Ayrıca Hablemitoğlu’nun yazdığı “Alman Vakıfları” kitabıyla Bergama direnişini kırdıktan sonra, o altın madenlerinin ‘FETÖ’nün finansörü Koza-İpek grubuna (Akın İpek) geçmesi de "cinayetten en çok kimin yararlandığı" sorusuna net bir cevap veriyor: ‘Gülen Cemaati’. Ancak, savcının iddia ettiği gibi ‘FETÖ'nün (Mustafa Özcan ve Enver Altaylı üzerinden) Levent Göktaş'ın ekibine "taşeron" olarak bu işi verdirdiği senaryosu, zorlama gibi duruyor. Suikastın ardındaki "akıl" ve "fayda sağlayan" olarak Gülen Cemaatinin parmağı olduğuna dair güçlü emareler var; ancak tetiği çeken elin şu an yargılanan ÖKK ekibi olduğuna dair deliller inandırıcı değil.
Ancak, ÖKK askerleri ya da Anuçin’in itirafları senaryolarında da adres son hep Gülen Cemaati bağlantılarına çıkıyor.
Sonuç: Kuyu hala karanlık
Hablemitoğlu’nun yazdığı “Alman Vakıfları ve Bergama Dosyası” kitabı, altın madencileri tarafından finanse edilen, sahte belgelerle (var olmayan Prof. Metin Deliormanlı ve sahte Alman raporu) dolu bir psikolojik harp operasyonuydu. Hablemitoğlu, bu kirli oyunun bir parçasıydı ama aynı zamanda Gülen cemaati ile uğraşarak "tehlikeli sulara" girmişti.
Bugün gelinen noktada; dava, bir önceki Ergenekon kumpaslarına benzer bir şekilde, Zihni Çakır gibi güvenilirliği tartışmalı tanıkların ifadeleriyle yürütülmeye çalışıldı ve çöktü. Savcının istifası ve yeni inceleme talepleri, devletin içindeki bir kanadın bu dosyayı "yeniden kurgulamaya" veya "gerçekten kapatmaya" hazırlandığını gösteriyor.
Göktaş’ın avukatı Ali Soykan’ın dediği gibi, bu dava Garcia Marquez’in "Kırmızı Pazartesi" romanına benziyor. Herkesin işleneceğini bildiği, faillerinin devletin dehlizlerinde bilindiği ama bir türlü "gerçek" sanık sandalyesine oturtulmadığı bir cinayet.
Hablemitoğlu, yazdığı yalan - yanlış bir kitapla Bergama köylüsünün ahını aldı, altıncıların ekmeğine yağ sürdü. Ancak öldürülmesi, en çok o altınları işleten Gülen Cemaati sermayesine ve devlet içindeki karanlık odaklara yaradı. Gerçek tetikçi muhtemelen Durmuş Anuçin gibi "kullan-at" bir elemandı; ama emri verenler, bugün hala devletin ve siyasetin gölgesinde saklanmaya devam ediyorlar.

Evrensel'i Takip Et