01.02.2026 05:15

Sosyal medya yasakları Avrupa'ya geliyor: Çocuklara değil, hükümetlere koruma!

Avrupa Gündemi’nde bu hafta: Fransa’da çocuklara sosyal medya yasağının ardında hükümetin kolektif kontrol hedefi var. Almanya’da yarı zamanlı çalışanların sosyal hakları kesilmek isteniyor. İngiltere’de ise İşçi Partisi içinde güç mücadelesi sürüyor

Sosyal medya yasakları Avrupa'ya geliyor: Çocuklara değil, hükümetlere koruma!

Fotoğraf: Julian/Unsplash

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 15 yaşından küçükler için sosyal medyayı yasaklamayı hedefleyen yasa girişimi mecliste onaylandı. Yasa, “Çocukları koruma” gerekçesiyle kabul edildi. Frustration dergisi ise farklı bir hedefi vurguluyor: İnternette anonimliği ortadan kaldırmak ve toplumu dijital olarak fişleyebilecek bir gözetim altyapısı kurmak.

İngiltere’de iktidardaki İşçi Partisi, bu hafta kendi içinde ciddi bir güç mücadelesine sahne oldu. Parti yönetiminin, Andy Burnham isimli popüler bir yerel siyasetçinin milletvekili adaylığını engellemesi partinin nasıl bir siyaset izleyeceğine dair büyük bir çatlağı görünür kıldı. Owen Jones’un Guardian’daki yazısı, bu krizi, Başbakan Keir Starmer liderliğindeki parti yönetiminin, eleştirel ve daha sol bir çizgiye alan açmaktansa, kontrolü kaybetmemek uğruna partiyi dar bir merkeze sıkıştırma tercihinin sembolü olarak ele alıyor.

Almanya’da hükümetin büyük ortağı olan Hristiyan Demokrat Birlik CDU’lu ekonomi çevrelerinin, yarı zamanlı çalışmaya (Teilzeit) yönelik mevcut yasal hakkı daraltma planı sert tartışmalara yol açtı. Orta Ölçekli İşletmeler ve Ekonomi Birliğinin (MIT) “Yaşam tarzına bağlı yarı zamanlı çalışma hakkı yoktur” başlığını taşıyan önergesinin, şubat ayı sonunda yapılması planlanan parti kongresinde gündeme getirilmesi bekleniyor. Bu önerge yarı zamanlı çalışanların sosyal haklarının kesilmesini talep ediyor. Hedef emekçileri sermayenin ihtiyaçlarına göre çalıştırmak.

15 yaş altına sosyal medya yasağı: Otoriter bir ‘sahte iyi fikir’

Rob Grams
Frustration Dergisi/Fransa

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 15 yaşından küçük çocukların sosyal medya platformlarına erişimini yasaklayan bir yasayı hızla Meclisten geçirmeyi hedefliyor. Bu yasa kabul edilirse Fransa, Avustralya’dan sonra dünyada bu tür bir düzenlemeyi hayata geçiren ikinci ülke olacak.

Kağıt üzerinde bakıldığında “iyi bir haber” gibi görünüyor: Sosyal medya; çocukların şiddet içerikli görüntülere, pornografiye, propagandaya maruz kalmasına, cinsel istismarcılarla temas kurmasına, dikkat dağınıklığına ve kimi zaman ölümle sonuçlanan siber zorbalığa yol açabiliyor. Ancak biz, bu genel coşkuyu paylaşmıyoruz. Çünkü özgürlüklerin kısıtlanması, devlet gözetiminin ve denetiminin genişletilmesi her zaman “çok iyi gerekçelerle” sunulur: Çocukları korumak, salgın riski, uyuşturucu ticaretiyle mücadele, pedofiliyle ya da terörle savaş... Kim pedofillerin ya da terörün yanında görünmek ister ki? Tartışma burada bitirilir. Oysa tam da burada ciddi sorunlar başlıyor.

Otoriterlerin takıntısı

Sosyal medya konusunda hiçbir saflığa kapılmamak gerekir. Tıpkı geleneksel kitle medyası gibi, bu platformlar da etikten yoksun milyarderlerin ve büyük sermaye gruplarının elindedir. İfade özgürlüğü umurlarında değildir.

• YouTube, örneğin ABD’deki otoriter ve aşırı sağcı eğilimli yönetimle iş birliği yaparak Filistinli sivil toplum örgütlerine (NGO / STK) ait yüzlerce videoyu kaldırmıştır.

• X (eski adıyla Twitter), kendisini “özgürlükçü” olarak tanıtan ama aşırı sağcı görüşleriyle bilinen milyarder Elon Musk’a aittir. Musk, algoritmaları sürekli değiştirerek platformu Trump yanlısı propaganda ile doldurmaktadır.

• Shadowban (gölge yasak) denilen uygulama ile solcu, antifaşist, ırkçılık karşıtı ve feminist hesapların görünürlüğü düşürülmekte; bu uygulama inkar edilmekte ve hiçbir açıklama yapılmamaktadır.

Ancak mesele burada bitmez. Tüm bu büyük sorunlara rağmen sosyal medya aynı zamanda bir yarıktır, bir nefes alma alanıdır. Frustration gibi yayınlar, bu sayede egemen medya dağıtım kanallarının dışında var olabilmektedir.

Bugün, neredeyse elimizde kalan tek özgürlük alanı ifade özgürlüğüdür. O da sürekli saldırı altındadır. Oysa fiilen elimizden alınmış başka özgürlükler vardır: Örneğin gösteri yapma hakkı ya da grev hakkı.

Tesadüf değil: Son 25 yıldaki tüm isyanlar, ayaklanmalar ve devrim girişimlerinde sosyal medya belirleyici rol oynamıştır. 2011 Arap Baharı bunun en bilinen örneğidir. Nepal’de Eylül 2025’te, hükümetin sosyal medyayı yasaklama girişimi sokak hareketlerini tetiklemiş ve hükümetin düşmesine yol açmıştır. Bu durum diktatörlüklerin gözünden kaçmadı. Sosyal medyayı sansürlemek, kontrol altına almak ve yasaklamak için her şeyi yapmaktadırlar. Macron yönetimi de bunun istisnası değil.

Bu düzenleme, Macron yönetiminin sosyal medyayı sansürleme, denetleme ve gözetleme yönündeki uzun sicilinin bir parçası. Özellikle 2018’de başlayan Sarı Yelekliler (Gilets Jaunes) hareketinin Facebook ve benzeri platformlar üzerinden örgütlenmesi, iktidar açısından büyük bir travma yarattı. 2018’de, Macron, Donald Trump’tan esinlenerek “sahte haberler” (fake news) yasasını çıkardı. Aralık 2025’te, bu kez “ciddi” (Resmi söyleme uygun) medya kuruluşlarını etiketleme fikrini gündeme getirdi.

Bir hükümet için “ciddi medya”, kendi propagandasını yayan medyadır. Skandalları ortaya çıkaran, devlet yalanlarını teşhir eden medya ise “sahte haber”, “dezenformasyon” ya da “propaganda” olarak damgalanır. Mayıs 2024’te, Fransa’nın sömürgesi olan Yeni Kaledonya / Kanaky’de patlak veren antisömürgeci ayaklanma sırasında Macron yönetimi, protestocuların örgütlenmesini engellemek için TikTok’u tamamen yasakladı. Fransız ana akım medyası, bunun “Batılı demokrasilerde eşi görülmemiş bir uygulama” olduğunu yazdı ama şu soruyu sormadı: Göstericileri öldüren, bir muhalifi 16 bin kilometre uzağa yargılamadan hapseden ve ardından sosyal medyayı yasaklayan bir rejimin niteliği nedir?

2025’te ise hedef bu kez mesajlaşma uygulamaları oldu. Macron yönetimi, uçtan uca şifrelemeyi (end-to-end encryption) yasaklamak istedi. Resmi gerekçe “uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele”ydi. Bu nedenle Signal ve Telegram gibi uygulamalar Fransa’dan çekilmeyi bile gündeme aldı.

Sorun çocukları koruma mı? Hayır!

Çocukları sosyal medyanın şiddetinden korumak elbette meşru bir taleptir. Ancak bu girişimin samimi olduğuna zerre inanmıyoruz. Öncelikle şunu hatırlatmak gerekir: Zaten koruma mekanizmaları mevcut. Facebook, X, Snapchat ve Instagram’da asgari yaş sınırı 13. 13-17 yaş arası için daha kısıtlı hesaplar uygulanmaktadır. Ayrıca bilgisayar ve telefonlarda ebeveyn denetimi sistemleri var. Asıl sorun, çocukların sosyal medyaya erişiminin sınırlandırılması değil - ki bu esasen ebeveynlerin sorumluluğudur, devletin değil- uygulanmak istenen yöntemdir.

Önerilen yöntemler şunlar: Yüz tanıma sistemi, kimlik belgesi yükleme zorunluluğu, kimlik kartına bağlı ve “France Identité” adlı devlet dijital kimlik sistemiyle entegre bir yaş doğrulama uygulaması. Bu ne demektir?

Gerçek hedef anonimliğin sona ermesi

Otoriter rejimler internette anonimlikten nefret eder. Çünkü anonimlik, insanların gerçekten ne düşündüğünü söylemesine olanak tanır ve baskıyı zorlaştırır. Yüz tanıma ve kimlik zorunluluğu, bu sorunu devlet için ortadan kaldırır. “Gizleyecek bir şeyim yok” diyenler çıkacaktır. Ya da “Sözünün arkasında duracaksın” diyenler... Macroncu burjuvalar ya da faşistler için bu kolaydır: Onlar bedel ödemez. Ama direnenler; iş yerinde patron baskısına, aşırı sağın tehditlerine, sanal linçlerin gerçek hayata taşmasına, özel hayatlarının ifşa edilmesine maruz kalır. Unutmayalım: Anonimlik yeni bir şey değildir. İşçi hareketinin militanları, geçmişte de takma adlarla ya da imzasız yazmıştır. Nedeni bugünkünden farklı değildi: Baskıdan korunmak.

Üstelik yaş doğrulamanın özel şirketler üzerinden yapılması planlanıyor. Bu şirketlerin milyonlarca kullanıcının verisini düzenli olarak sızdırdığı herkesin malumu. Yani güvenlik garantisi yoktur.

RN iktidara geldiğinde daha fazlasına gerek kalmayacak

2013’te, ABD’li Gazeteci ve muhbir Edward Snowden, Amerikan istihbarat servisi NSA’nın (Ulusal Güvenlik Ajansı) yüz milyonlarca insanın dijital verisini topladığını ifşa etti. Google gibi şirketlerin veri merkezlerinin bile hedef alındığı ortaya çıktı. Fransa’da da benzer uygulamalar hızla yaygınlaşıyor. CNIL (Fransa Veri Koruma Kurumu), algoritmik video gözetimini şöyle tanımlıyor: “Kameralarla alınan görüntülerin yazılımlar aracılığıyla gerçek zamanlı ve sürekli analiz edilmesi.”

Bu sistem, 2024 Paris Olimpiyatları bahanesiyle hayata geçirildi ve geçici denmişti. Şimdi ise 2030 Kış Olimpiyatlarına kadar uzatıldı. Aynı şey sağlık kartı (pass sanitaire) için de yaşandı. “Geçici” denilen uygulama geri döndü; bu kez pandemi değil, şehirlerin askerileştirilmesi gerekçe gösterildi. Pornografi sitelerinde “Çocukları koruma” bahanesiyle test edilen sistem, şimdi sosyal medyaya uygulanmak isteniyor. Amaç açık: Tüm dijital yaşamın denetimi.

Sonuç

Bu yasa, çocukları korumakla ilgili değildir. Bu yasa, dijital itaate alıştırma, toplumu gözetim altında tutma projesinin yeni bir adımıdır. Gerçek çocuk koruması; dikkat ekonomisini, yoksulluğu, kamusal hizmetlerin çöküşünü, eğitimde ve kültürde alternatiflerin yokluğunu hedef alırdı.

Sosyal medya zehirli mi? Evet. Ama asıl soru şudur: Buna kim, hangi araçlarla karar veriyor? Coplayan, sakat bırakan, sansürleyen, muhalefeti kriminalize eden bir devlete kitlesel dijital kimlik yetkisi verilemez. 15 yaş altı yasağının ardında, anonimliğin olmadığı, her sözün izlenebilir olduğu bir toplum tasavvuru yatıyor. Bu, kolektif bir dijital terbiye sürecidir. Ve bu eşik geçildiğinde, geri dönüş neredeyse imkansızdır.

Çeviren: Ali Rıza Yıldırım

Yarı zamanlı çalışma tartışması: Gerçekten kim ve neden daha az çalışıyor?

Bernd Müller
Telepolis/Almanya

Almanya’da yarı zamanlı çalışanların sayısı son yıllarda önemli ölçüde arttı. Şu anda on çalışanın dördünden fazlası yarı zamanlı çalışıyor ve bu şekilde yarı zamanlı çalışma oranı tarihi bir zirveye ulaştı.

Otuz yıldan biraz daha uzun bir süre önce durum tamamen farklıydı: Stern dergisine göre o zamanlar çalışan nüfusun yüzde 80’inden fazlası tam zamanlı çalışıyordu. Bu değişim yeni bir siyasi tartışmayı tetikledi. Hristiyan Birlik Partileri CDU/CSU ittifakının iş dünyası kanadı, çalışma saatleri düzenlemelerinde bir paradigma değişikliği için baskı yapıyor. CDU parti konferansına sunulan bir önergede, çalışanların ancak zorlayıcı nedenler sunabilirlerse çalışma saatlerini azaltmalarına izin verilmesi talep ediliyor.

Zorunluluklara çocuk bakımı, bakmakla yükümlü olunan akrabalara bakmak veya mesleki gelişim dahil. Öneri daha da ileri gidiyor: Bu planlara göre, bu tür nedenler olmadan yarı zamanlı çalışan herkes artık belirli sosyal yardımlardan yararlanamayacak; ne temel gelir desteği ne de çocuk yardımı veya konut yardımı alabilecek.

Gerekçe, kişisel boş zaman tercihlerinin genel halk tarafından ortaklaşa finanse edilmemesi gerektiği. Başka bir deyişle, gelecekte iş-yaşam dengesini önceliklendirebilenler yalnızca bunu finansal olarak karşılayabilenler olmalı. Azaltılmış çalışma saatleri de kural olmaktan ziyade istisna haline gelmeli.

Mevcut Yarı Zamanlı ve Belirli Süreli İstihdam Yasası, çalışanlara geniş seçenekler sunuyor. En az 16 çalışanı olan bir şirkette altı aydan fazla çalışmış olan herkes, çalışma saatlerinde azalma için başvurabilir. İşveren reddederse, operasyonel gerekliliklerin bunu engellediğini göstermelidir. Çalışanların kendileri kararlarını açıklamak zorunda değildir.

Çalışma saatlerinin yalnızca sınırlı bir süre için azaltılması durumunda önemli bir güvence mevcut: Anlaşılan süre sona erdikten sonra, çalışanlar orijinal çalışma saatlerine geri dönme hakkına sahiptir.

Bu hak ancak şirketin ciddi itirazlarıyla geçersiz kılınabilir. Bu düzenleme, istemsiz yarı zamanlı çalışmaya süresiz olarak takılıp kalmaya karşı koruma sağlar.

İstatistiklere bakıldığında, cinsiyetler arasında önemli farklılıklar olduğu ortaya çıkıyor: Çalışan kadınların yarısı yarı zamanlı sözleşmeye sahipken, erkeklerin yalnızca sekizde biri azaltılmış saatlerde çalışıyor. Bu fark, Bavyera Öğretmenler Birliğinin (BLLV) vurguladığı gibi, Almanya’da ağırlıklı olarak ücretsiz bakım işlerinden kimlerin sorumlu olduğunu yansıtıyor.

Çalışma saatlerinin azaltılmasının nedenleri çeşitli ve genellemeleri çürütüyor. Yarı zamanlı çalışan kadınların neredeyse yarısı ve erkeklerin yaklaşık beşte biri, ana neden olarak aile yükümlülüklerini gösteriyor; bu durumlar, iş dünyasının da meşru olarak kabul ettiği durumlardır.

Yarı zamanlı çalışan kadınların yaklaşık beşte biri ve erkeklerin beşte biri, bilinçli olarak tam zamanlı çalışmamayı tercih ettiklerini söylüyor. Bunun yanı sıra, istemeden yarı zamanlı çalışmaya devam eden bir grup da var: Yaklaşık onda biri daha fazla saat çalışmak istiyor ancak iş piyasasında uygun bir pozisyon bulamıyor. Sağlık sorunları da diğer yüzde beşlik bir kesimin çalışma saatlerini azaltmasına neden oluyor.

İş gücü piyasası araştırmacıları, siyasi tartışmanın temel varsayımını sorguluyor.

Örneğin, Koblenz Üniversitesinden Profesör Stefan Sell, verdiği demeçte, sırf boş zaman amacıyla daha az çalışan ve devlet yardımlarından yararlanan kişilerin sayısının yok denecek kadar az olduğunu vurguladı. Sell, “Belki de tek haneli bir yüzdeden bahsediyoruz” dedi.

Diğer rakamlar da iş yorgunluğu çeken bir toplum imajıyla çelişiyor: Alman Basın Ajansına (dpa) göre, 2023 yılında kaydedilen fazla mesai saatleri toplam 1.3 milyar oldu. Federal İstatistik Dairesi ise 2024 yılında yaklaşık 4.4 milyon çalışanın fazla mesai yaptığını ve bunların beşte birinin ücretsiz olduğunu belirtiyor. İstihdam Araştırma Enstitüsünün (IAB) bulgularına göre yarı zamanlı sözleşmelerin oranı artmasına rağmen, ekonomideki toplam iş hacmi istikrarlı kalıyor. Yarı zamanlı çalışanlar haftada ortalama 18 saatten biraz fazla çalışıyor.

Ayrıca, milyonlarca çalışan gelirlerini ek işlerle tamamlıyor. IAB (İstihdam Araştırma Enstitüsü) tarafından yapılan bir analiz, 4.72 milyon kişinin -tüm çalışanların yaklaşık yüzde 11’inin- ikinci bir işe sahip olduğunu ve bu işe haftada ortalama 8.2 saat ayırdığını gösteriyor.

Ekonomist Marcel Fratzscher, mevcut haklara yapılacak herhangi bir müdahale konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguluyor ve yarı zamanlı çalışma hakkının kısıtlanmasının genel iş gücüne katılımı azaltabileceğini ve zaten dar olan iş gücü piyasasını daha da zorlayabileceğini söylüyor.

Çocuk bakım yerlerinin yetersiz olduğu ve bakım hizmetlerinin yetersiz olduğu sürece, daha fazla çalışma saati talebi, etkilenenlerin çoğu için gerçekçi olmaktan uzak. Hatta CDU/CSU içinde bile, bazı sesler hakları kısıtlamak yerine öncelikle çerçeve koşullarını iyileştirmeyi savunuyor.

Alman Ekonomi Enstitüsü (IW), yarı zamanlı çalışma hakkının yasal olarak geçerliliğini yitirdiğini düşünüyor. Bununla birlikte, bu hakkın kaldırılmasının ancak çocuk bakım altyapısının büyük ölçüde genişletilmesi ve vergi yükünün azaltılması durumunda mümkün olacağını da vurguluyor.

Çeviren: Semra Çelik

İşçi Partisinde Burnham fiyaskosu

Owen Jones
Guardian/İngiltere

Başbakan Keir Starmer’ın fraksiyonu, Andy Burnham’ın yaklaşan ara seçimlere katılmasını engelliyor. Bu, kendi açısından tamamen mantıklı bir hareket. Manchester Belediye Başkanının, İşçi Partisi mayıs seçimlerinde yenilgiye uğradığında başbakanı devirmek için parlamentoya geri dönmek istediği apaçık ortada…

Starmer’ın hamlesi, fraksiyonun hayatta kalması öncelikse, rasyonel bir karar olabilir. Peki ya daha geniş anlamda İşçi Partisinin hayatta kalması meselesi? Starmer’ın grubunun, partinin daha ilerici bir yöne gitmesine izin vermektense onu yerle bir etmeyi tercih edeceği uzun zamandır açıktı.

Burnham’ı engellemek için öne sürülen temel argüman, İşçi Partisinin Manchester Belediye Başkanlığını (aşırı sağcı parti) Reform UK’ye kaptırma riski. Mayıs 2024’te Burnham oyların yüzde 63’ünden fazlasını aldı. Reform ise yüzde 7.5 ile dördüncü oldu. İşçi Partisinin kalesinde yenilgi ihtimali uzaktan da olsa mümkünse, İşçi Partisinin ulusal bir siyasi güç olarak varlığı şimdiden şüpheli demektir…

Fraksiyon kontrolü, onların en iyi yaptıkları şeydir. Parlamentoya seçilecek adayları, ultra sadık dronlar lehine acımasızca ayarladılar. Mevcut fiyaskonun önemli bir habercisi, genel seçimlerin arifesinde Starmer’ın adaylarının, Faiza Shaheen’in Chingford ve Woodford Green bölgesinde aday olmasını engellemesiydi. Yerel, işçi sınıfı bir Müslüman kadın ve ekonomist olmak için tüm zorluklara göğüs geren mükemmel bir iletişimci olan Shaheen, ideal adaydı. Ancak yetenekli bir solcu, Starmercilerin en büyük kabusuydu. Kaçınılmaz sonuç ne oldu? Shaheen bağımsız aday olarak yarıştı, oylar bölündü ve (muhalefet partisinin adayı) Iain Duncan Smith zafer kazandı. Onlar için bu, Shaheen’in kazanmasından çok daha iyiydi…

Starmer’ın işi bitti, ama Burnham’ı dışarıda tutmak, ultra Blairci bayrak taşıyıcısı Wes Streeting’i ‘pol pozisyonu’na getiriyor. Yorumcular tarafından sevilen, halk tarafından sevilmeyen Streeting, aynı zehirli siyasi programı sunacak. Ama bu, İşçi Partisinin efendilerine çok uygun. Partinin, sağcı olmayan bir lider altında ayakta kalmaktansa batmasını tercih ediyorlar.

Partinin, Reform’dan çok Yeşillerin Gorton ve Denton’da kazanmasından korktuğunu açıklaması öğretici. Senedd’deki (Galler Meclisi) son ara seçimlerde İşçi Partisi yüzde 11 oy ile üçüncü oldu. 1918’den beri her İngiliz Parlamentosu veya Senedd seçiminde bu seçim bölgesini kazanmışlardı, ancak (Galler’in bağımsızlığından yana siyasi parti) Plaid Cymru, Reform’a karşı tek gerçek alternatif olarak kendini konumlandırarak, ilerici bir platformla zafer kazandı.

İşçi Partisi, ilerici seçmenleri, (aşırı sağcı Reform’un Lideri) Nigel Farage’ın Başbakanlığa gelmesini engelleyen tek kalkanın kendisi olduğuna inandırarak hayatta kalmaya çalışıyor. Gorton ve Denton bölgesi, son seçimlerde İşçi Partisinin en büyük çoğunluğunun olduğu ilk yüzde 15’lik dilimdeydi: Yeşiller Partisi burada kazanırsa, bu duygusal şantaj artık işe yaramayacak. Zack Polanski’nin partisi (Yeşiller), İşçi Partisinin desteğinin çöktüğünü ve Farage ile arasında doğrudan bir mücadele kaldığını bildiriyor. Bu, Yeşillerin vurgulaması gereken bir mesaj, özellikle de acımasız bir karalama kampanyasının şüphesiz onların yoluna çıkacağı düşünülürse.

(Muhafazar Partisi Eski İçişleri Bakanı) Suella Braverman’ın Reform Partisi’ne geçmesi Yeşiller’i güçlendirmeli. Hayal kırıklığına uğramış İşçi Partisi seçmenlerine “alternatif”in Farage’ın liderliğindeki Rishi Sunak’ın eski kabinesi olduğunu söyleyebilirler. Ve gerçekten de seçmenlerin Starmer’ın partisine oy vermek için sandık başına gitmeleri için tam olarak ne gibi nedenler var? İşçi Partisini mahveden bu sorudur. Parti, kontrolü kaybetmektense partinin yanmasının daha iyi olacağına karar veren ruhsuz politikacılar tarafından ele geçirildi. Peki. Bırakın yansın.

Çeviren: Sarya Tunç

(Dış Haberler)
31.01.2026 19:57

CHP'den barış ve demokrasi konferansı: 'Ülkede eşit yurttaşlık, bölgede kardeşlik

CHP'nin İstanbul'da düzenlediği 'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı'na MHP'li Feti Yıldız katılmadı. Kürt meselesinin konuşulduğu konferansta İmamoğlu, çözüm için "ülkede eşit vatandaşlık, bölgede kardeşlik ve refahı artırma" önerisini sundu.

CHP'den barış ve demokrasi konferansı: 'Ülkede eşit yurttaşlık, bölgede kardeşlik

Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel

31.01.2026 21:57

Eğitim Sen Samsun Şube Başkanı İsmail Yavuz son yolculuğuna uğurlandı

Eğitim Sen Samsun Şube Başkanı İsmail Yavuz, geçirdiği kalp krizi sonucu 61 yaşında yaşamını yitirdi. Yavuz, sendika önünde ve evinin önünde düzenlenen veda törenlerinin ardından Sinop’un Ayancık ilçesinde toprağa verildi.

Eğitim Sen Samsun Şube Başkanı İsmail Yavuz son yolculuğuna uğurlandı

Fotoğraf: Evrensel

01.02.2026 12:21

33. İstanbul Caz Festivali’nden ilk isimler açıklandı: Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant

33. İstanbul Caz Festivali’nin ilk isimleri açıklandı. Festival, Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant’i Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda ağırlayacak.

33. İstanbul Caz Festivali’nden ilk isimler açıklandı: Marcus Miller, Thee Sacred Souls ve Robert Plant

Fotoğraf: Diego Garcia Marquez

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!