CHP'den barış ve demokrasi konferansı: 'Ülkede eşit yurttaşlık, bölgede kardeşlik
CHP'nin İstanbul'da düzenlediği 'Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı'na MHP'li Feti Yıldız katılmadı. Kürt meselesinin konuşulduğu konferansta İmamoğlu, çözüm için "ülkede eşit vatandaşlık, bölgede kardeşlik ve refahı artırma" önerisini sundu.
Fotoğraf: Eylem Nazlıer/Evrensel
Eylem Nazlıer
[email protected]
Okan Evrim
[email protected]
İstanbul - CHP, İstanbul Kongre Merkezi'nde "Toplumsal Barış ve Demokrasi Konferansı" düzenledi. Siyaset ve akademi dahil farklı toplumsal kesimlerden temsilcileri bir araya getiren konferanstaki oturumlarda, Meclisteki süreç komisyonunda yer alan partilerden temsilciler konuşmacı olarak yer aldı. Konferansta Kürt meselesi, barış, Suriye, İran, demokratikleşme, ekonomi ve adalet dahil birçok başlıkta görüş ve öneriler sunuldu. Program planında konuşmacı olarak yer alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız konferansa katılmazken gerekçesine dair herhangi bir açıklama da yapmadı. Öte yandan TİP Milletvekili ve süreç komisyonu üyesi Ahmet Şık ise mazeret bildirerek konferansa katılmadı.
Şahan: Barışa duyduğum sorumluluktan vazgeçemem
Konferansın açılışında katılımcılara teşekkür eden CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP ve DEM Parti'nin yerel seçimlerdeki ittifakı olan "kent uzlaşısı"na yönelik soruşturmaların tek tutuklu belediye başkanı Resul Emrah Şahan'ın Silivri Cezaevinden gönderdiği mektubu okudu.
Bu konferans fikrini dile getiren isim olan, yerine kayyım atanan Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, mektubunda hem tutukluluk sürecine hem de demokrasi ve barış mücadelesine dair mesajlar verdi. Yaklaşık 11 aydır Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu ile birlikte tutuklu bulunduğunu hatırlatan Şahan, bu süreci kişisel bir mağduriyetin ötesinde, Türkiye'nin geleceğinin sınandığı bir dönem olarak gördüğünü ifade etti.
Buluşmanın kendisi için "derin bir nefes" olduğunu belirten Şahan, "Önümüzde iki yol var: Hak ve özgürlüklerin güçlendiği bir gelecek mi, yoksa belirsizlik ve güvensizlikle kuşatılmış bir gelecek mi" dedi. Şahan, mesajında özetle şunları kaydetti: "İlkesel olarak barıştan yana; stratejik olarak ise siyasal alanın genişlemesinin devleti güçlendireceğine inanan bir belediye başkanıyım. Bu nedenle, CHP'nin benimsediği 'İstanbul İttifakı/Türkiye İttifakı' fikrini, bir seçim taktiği olarak değil, cumhuriyetin kurucu aklına dayanan bir sorumluluk olarak gördüm. Demokrasi yerelden başlar. Yerelde kurmaya çalıştığımız anlayışın, yarın ülkenin tamamında demokratik bir iklime dönüşeceğine yürekten inanıyorum. Bugün özgürlüğümden mahrum bırakılmış olabilirim; ancak bu ülkenin barışına, demokrasisine ve birlikte yaşama umuduna duyduğum sorumluluktan; bir evlat, bir eş, bir baba ve cumhuriyetin yetiştirdiği bir yurttaş olarak vazgeçmem. Bu ülkenin geleceği, sözünü sakınmayanlardan kurulacaktır."
İmamoğlu'ndan üç öneri
Ardından CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun mesajı okundu. Dünyanın ve bölgenin bir "altüst oluş" yaşadığını belirten İmamoğlu, "Ülkemizi, sınırlarımızın haricinde yaşanan büyük değişimlerin olumsuz etkilerinden korumak ve kardeşliğimizi daim kılmak için Kürt meselesini çözmeli, bu alanda yeni ve cesur adımlar atmalıyız" dedi.
İmamoğlu, çözüm önerisini ise şöyle dile getirdi: "Kürt meselesini, ülkemizde eşit vatandaşlığı pekiştirerek, bölgemizde kardeşliğimizi geliştirerek, ülkemizde ve bölgemizde refahı artırarak çözelim."
Kürt yurttaşların eşitlik anlayışının "kanun önünde eşitliğe" indirgenmesinden şikayetçi olduğunu söyleyen İmamoğlu, Kürtlerin, "Kürtleri kimlikleriyle, dilleriyle, kültürleriyle tanıyalım. Resmi ve eğitim dilimiz Türkçe kalmak şartıyla, okullarımızda Kürtçenin öğretilmesinin, Kürt tarihinin ve edebiyatının öğrenilmesinin önünü açalım" çağrısında bulundu.
"Ayrı devletlerin vatandaşları olsak da sınırlarımızın haricindeki Kürtlerle kardeşliğimiz baki" diyen İmamoğlu, "Öyle bir bölgesel siyaset izleyelim ki, Irak'taki Kürt de Suriye'deki Kürt de esenliğini istediğimizden, kardeşliğimizden emin olsun. Yıkılan baskıcı rejimlerin yerini yeni baskı rejimlerinin değil, demokratik rejimlerin almasını istediğimizden kimsenin şüphesi olmasın" önerisini sundu.
İmamoğlu, son önerisini ise şöyle detaylandırdı: "Ülkemizin en geri kalmış illerinin Doğu ve Güneydoğu'daki şehirlerimiz olmasına artık son verelim. Sınır ötesi ticaretin önünü açalım. Daha çok sınır kapısı açalım. Hem bizim vatandaşımız kazansın hem de sınırlarımızın dışında yaşayan Kürt ve Arap kardeşlerimiz."
Özel: Kürt meselesi hepimizin ortak meselesidir
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, yaptığı açılış konuşmasında, bu konferansın "Ortak Gelecek Buluşmaları" adlı serinin başlangıcı olarak gördüklerini söyledi. Kürt meselesinin çözümünde "tarihin doğru yerinde durduklarını ve bundan sonra da duracaklarını" söyleyen Özel, "Çünkü bu mesele hepimizin ortak meselesidir. Bu mesele kuşaklar boyunca taşınan ağır, toplumsal bir yüktür. Milletimiz artık bu yükten kurtulmak ve ferahlamak istiyor. Terörün bitmesini, barışın inşasını ve demokrasinin ayağa kalkmasını istiyor" diye konuştu.
Meselenin Meclis çatısı altında, toplumdan bir şey saklamadan samimiyet, şeffaflık, cesaretle çözülmesini istediklerini söyleyen Özel, "Önerimize uygun olarak Mecliste bir komisyon kurularak başlayan sürece destek verdik, veriyoruz. Bu bizim için bir siyasi çıkar konusu asla olmadı. Meseleyi bir siyasi ikbal olarak gören anlayışı da üzülerek takip ediyoruz. CHP'ye rol biçmeye, yön çizmeye çalışanları da dikkatle takip ediyoruz. Bizim Türkiye'nin meselelerine ve çözümlere dair kendi müstakil siyasetimiz vardır" dedi.
Dünyadaki gelişmelere ve bunların Türkiye'deki yansımalarına dikkat çeken Özel, "Bu krizlerden çıkışın yol haritası aslında meydan meydan yükselttiğimiz bir sloganda vücut buluyor: Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" ifadelerini kullandı.
'19 Mart darbesi sürece büyük bir sabotajdır'
"AKP iktidarının sürece ilişkin ikircikli tutumundan, rakiplerine karşı başlattığı yargı savaşından ve sivil siyasete yönelik vesayet anlayışından vazgeçmelidir" çağrısında bulunan Özel, "Kayyım sistemi, sistematik olarak barış imkanını sabote etmektedir. Hâlâ süren kent uzlaşısı davaları, umutlara gölge düşürmektedir. Siyasi tutukluluklar devam etmekte, AİHM, AYM kararları yerel mahkemeler tarafından yok sayılmaktadır. Milletimiz barış isterken bu sürecin başarıya ulaşacağına güvenin düşük kalmasının da yegane sebebi budur. Sürece yapılan büyük sabotaj ise 19 Mart darbesidir" dedi.
Esenyurt ve Şişli belediyelerine 'kent uzlaşısı' nedeniyle kayyım atandığını, toplamda 13 belediyede kayyım bulunduğunu hatırlatan Özel, "Bu soruşturmalarda Kürtlerin belediye meclislerine girmesi suç olarak tarif edilmektedir. Ahmet Özer, daha geçtiğimiz hafta 'PKK terör örgütü üyesi' denilerek 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. Şahan bu soruşturmadan tutukludur. İmamoğlu bu soruşturmadan da yargılanmaktadır. Bu soruşturmalar Türkiye'nin barışına karşı açıkça bir darbedir. Sayın Bahçeli dahi bu soruşturmalara açık tepki gösterirken, bu inatlaşmayı herkes iyi okumalıdır. CHP 19 Mart darbesine, kent uzlaşısı soruşturmalarına rağmen barışın yanındadır. Beklentimiz, komisyonun çalışmalarını bir an önce tamamlamasıdır. Komisyona zaman kaybettirmek, Türkiye'nin demokratikleşmesine ve barışına zaman kaybettirmektir" dedi.
"Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin barış sürecini hızlandırmalıdır"
Özel ayrıca AKP iktidarının Suriye'de çatışmanın tarafı değil, barışın ve uzlaşının güvencesi olmak zorunda olduğunu söyledi. Özel, "Suriye'nin huzuru ve refahı Türkiye'ye de kazandıracaktır. Bu kez kazanan emperyalist devletler değil, bu toprakların evlatları, bu toprakların insanları olmalıdır. Suriye'den gelen uzlaşma haberleri hepimizi sevindirmiştir. Bunun tam bir mutabakatla sürekli hale gelmesi için hep birlikte çalışmalıyız, temel temennimiz budur. Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin barış sürecini asla sekteye uğratmamalı tam tersine hızlandırmalıdır" değerlendirmesinde bulundu.
Birinci oturum: Ulusal ve bölgesel deneyimler
Konferansın "Yurtta Barış, Dünyada Barış: Ulusal ve Bölgesel Deneyimler" başlıklı ilk panelinde moderasyonu Akademisyen Mesut Yeğen üstlendi. Bu oturumda DEM Parti Milletvekili ve İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar ile birlikte İHH Mütevelli Başkan Vekili Hüseyin Oruç, araştırmacı Galip Dalay ve Ottawa Dialogue Araştırma Direktörü Esra Çuhadar konuşmacı olarak yer aldı.
Galip Dalay, Ortadoğu'da Irak işgaliyle başlayan ve İran merkezli olarak şekillenen dönemin artık yavaş yavaş sona erdiğini ifade etti. Suriye'deki rejim değişimi, Lübnan'daki gelişmeler ve ABD'nin son dönemdeki tutumunun bu çözülme sürecini hızlandırdığını vurguladı. Suriye'de geçiş sürecinin hâlâ kırılgan olduğunu belirten Dalay, Irak'tan ders çıkarılması gerektiğini vurguladı. Farklı kimliklerin kendisini sistemin parçası hissetmediği bir yapının kaçınılmaz olarak radikalizmi besleyeceğini söyledi. Suriye'nin uzun süredir Türkiye'nin demokratikleşme sürecinde bir "tıkaç" işlevi gördüğünü ifade eden Dalay, son gelişmelerin bu engelin kaldırılması için önemli bir fırsat sunduğunu dile getirdi.
Esra Çuhadar da yaptığı konuşmada, "kırılgan barış"tan "kalıcı barış"a geçişin zorluklarına dikkat çekti. Çuhadar, barışın yalnızca çatışmasızlık değil, demokratikleşme, haklar ve adaletle birlikte ele alınması gereken kapsamlı bir süreç olduğunu vurguladı. Barış süreçlerinin, çatışmaları doğuran nedenleri ortadan kaldırmayı hedeflemesi gerektiğini belirten Çuhadar, demokrasi eksikliği, hak ihlalleri, adaletsizlik ve ayrımcılığın çatışmaların temel kaynakları arasında yer aldığını söyledi. Çuhadar, kalıcı barış için tutarlı, kararlı ve uzun vadeli bir çabanın şart olduğunu, toplumsal katılımın ve sürecin adil olduğu hissinin güçlendirilmesinin hayati önem taşıdığını söyledi.
İHH Başkanvekili Hüseyin Oruç, Filipinler'de yürütülen barış sürecine ilişkin saha deneyimlerini ve gözlemlerini paylaştı, barışın sabır gerektirdiğini vurguladı. Barışın kalıcı olabilmesi için yalnızca siyasi anlaşmaların yeterli olmadığını belirten Oruç, normalleşme sürecinin de eş zamanlı ilerlemesi gerektiğini söyledi. Silahlı yapıların sivil hayata entegrasyonu, ekonomik kalkınma ve geçiş dönemi adaletinin barışın temel unsurları olduğunu ifade etti.
Mithat Sancar da yüzleşmenin önemine değinerek "Yüzleşmeden sorunları tanımlayamazsınız. Sorunu tanımlayamazsanız doğru teşhis koyamazsınız; teşhis olmayınca da çözüm üretemezsiniz. Yıllardır yaşadığımız temel sorunlardan biri de budur" dedi. Barışı iki temel boyut üzerinden ele aldıklarını söyleyen Sancar, "Birincisi, uzun yıllara yayılan şiddet ilişkisinin yarattığı sorundur. İkincisi ise şiddetin temelinde yer alan ve zaman içinde derinleşen yapısal sorunlardır. Öncelikle çatışmayı sona erdirmek, sorunu şiddetten ayırmak gerekir. Çözüm siyasal, toplumsal ve kültürel alanlarda aranmalıdır" diye konuştu. Sancar, "Türkiye'nin toplumsal barış sorunu vardır. Demokrasi sorunu vardır. Demokrasiden bağımsız bir Kürt sorunu çözümü mümkün değildir; Kürt sorununun çözümünden bağımsız bir demokratikleşme programı da hayata geçirilemez" dedi.
Komisyon üyeleri konuşmacı: AKP ve MHP yok

İkinci panelde "Demokratik Bir Geleceğin İnşası: Yurttaş İradesi, Eşitlik ve Kapsayıcılık" başlığında TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun üyeleri konuştu. CHP Genel Başkan Yardımcısı ve komisyon üyesi Sezgin Tanrıkulu moderatörlüğünde, DEM Parti'den Saruhan Oluç, Yeni Yol Grubundan Bülent Kaya, Yeniden Refah Partisinden Doğan Bekin ve Emek Partisinden İskender Bayhan söz aldı.
Saruhan Oluç, konuşmasında "demokratik bir cumhuriyet" vurgusu yaptı. "Cumhuriyetin kurulmuş olması ve bugüne kadar gelmesiyle ilgili bir sorunumuz yok. Sorunumuz, bu cumhuriyetin demokratik olmamasından kaynaklanıyor" dedi. Demokratik bir cumhuriyetin, ortak vatanda eşit ve özgür yurttaşlık temelinde geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Farklı kimliklerin, halkların, kültürlerin, inançların ve ana dillerin eşit ve özgür olabildiği bir cumhuriyetin demokratik bir cumhuriyet olacağını belirtti. Oluç, Kürtlerin varlığının, dilinin, kültürünün ve haklarının açık biçimde kabul edilmesinin toplumsal barış açısından hayati önemde olduğunu vurguladı.
Saadet Partili Bülent Kaya, Türkiye'deki çatışmalı sürecin 23 yılının AKP iktidarı dönemine denk geldiğini belirterek, "Bazı önemli adımlar atılmış olsa da, çatışmanın bitirilememesi iktidar açısından ciddi bir başarısızlıktır" dedi. Birçok siyasi partinin, iktidarın yaklaşımlarına rağmen sürece katkı sunduğunu ifade eden Kaya, iktidarın taktiksel yaklaşımının süreci kırılgan hale getirdiğini söyledi. Kaya, toplumda sürece destek yüksek olmasına rağmen, başarıya dair güvenin düşük olduğuna dikkat çekti. Güven kaybının nedenlerinden birinin, 19 Mart'tan bu yana CHP'ye yönelik devam eden yargı süreçleri olduğunu ifade etti. Kayyım uygulamalarının da sürece olan güveni zedelediğini belirten Kaya, "Toprak bütünlüğü demokratik birliktelikle desteklenmezse, ülke insanlar için açık bir cezaevine dönüşür" dedi. Kaya, Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki Kürtlerle çatışma yerine iş birliği temelinde daha geniş bir etki alanı oluşturma fırsatına sahip olduğunu söyledi ve "IŞİD ya da başka örgüt söz konusu olduğunda rahatlıkla temas kurabilen devlet varken, söz konusu YPG olduğunda onları sahadan silmeye dönük bir refleks devreye giriyor. 'Kürt anasını görmesin' şeklindeki yaklaşımlar, çok ciddi duygusal kırılmalara yol açmıştır" dedi.
Doğan Bekin ise iktidarın siyasi rakiplerini şafak operasyonuyla Silivri'ye göndermesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı ve "Ahmet Özer gibi önemli bir bilim insanının günlerce tutuklu kalması gerçekten içimizi acıtıyor. Sayın İmamoğlu'nu ziyaret ettiğimde kendimi zor tuttum. Artık kucaklayıcı politikalarla Türkiye'nin yeniden ayağa kaldırılması gerekiyor. Bunun için de yürütmenin samimiyetini ortaya koyması şart. Yasalar çıkarılmadan önce, başta kayyım olmak üzere bu tür uygulamalardan vazgeçilmesi gerekiyor. Samimiyet ortaya konulursa çözüm yolunda somut adımlar atılabilir" dedi. Bekin, "Suriye'de de Türkiye barışçıl bir rol üstlenmek istiyorsa, etnik ya da mezhepsel fark gözetmeden oradaki tüm topluluklara eşit anayasal haklar tanınması gerekiyor" diye ekledi.
EMEP Milletvekili İskender Bayhan, Türkiye'nin son dönemde giderek ağırlaşan üç temel sorunla karşı karşıya olduğunu belirterek, bu sorunların önümüzdeki yıllarda işçi ve emekçiler açısından daha da katlanılmaz hale geleceği uyarısında bulundu. İlkinin ucuz emek gücü sömürüsü olduğunu söyleyen Bayhan, ikinci "büyük belanın" ise bölgesel ölçekte süren yeniden paylaşım ve nüfuz mücadelesi olduğunu dile getirdi. Irak'tan Suriye'ye, Filistin'den Güney Asya'ya uzanan coğrafyada yer altı ve yer üstü kaynakları üzerinden yürütülen savaş ve çatışmaların Türkiye'yi de kuşattığını belirten Bayhan, üçüncüyü ise "Demokratik hak ve özgürlüklerin sistematik biçimde ortadan kaldırılması" olarak tanımladı. Hükümetin önümüzdeki beş yıl için hazırladığı "kalkınma planının" bu üç sorunu çözmek yerine derinleştireceğini vurgulayan Bayhan, planın işçi sınıfı ve emekçiler açısından daha fazla yoksulluk ve güvencesizlik anlamına geldiğini ifade etti. Bayhan, çözümün halkların, işçilerin ve emekçilerin ortak mücadelesinden geçtiğini belirterek, "Bu üç büyük belaya karşı gerçek bir demokratik ve eşitlikçi mücadele hattı kurulmadıkça Türkiye'nin içine sürüklendiği kriz derinleşmeye devam edecektir" dedi.
DTO Başkanı Kaya sınır kapılarının açılmasını istedi
Konferansın üçüncü oturumunda sürecin ekonomik boyutu ele alındı. "Toplumsal Barışın Sosyoekonomik Zemini: Kapsayıcı Kalkınma" başlıklı oturumun moderatörlüğünü CHP Genel Başkan Yardımcısı Serkan Özcan üstlendi. Oturumda, iktisat tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk, TÜRKONFED Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Reyhan Aktar, Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Mehmet Kaya ve TEPAV Direktörü Güven Sak konuşmacı olarak yer aldı.
Serkan Özcan, "Barışın olmadığı yerde aş olmaz, iş olmaz" derken Prof. Dr. Şevket Pamuk da kalıcı barışın ancak refahın daha eşit paylaşılmasıyla mümkün olabileceğini vurguladı. Türkiye'de bölgesel eşitsizliklerin tarihsel seyrine değinen Pamuk, doğu ve batı arasındaki ekonomik farklara dikkat çekti. Son 30-40 yıllık verilere bakıldığında, batı illerindeki ortalama gelirin doğu illerindekinin iki buçuk katından fazla olduğunu belirten Pamuk, eşitsizliklerin insani gelişmişlik, sağlık ve eğitim gibi pek çok boyutu bulunduğunu ifade etti. Pamuk, "Bugün Türkiye'de doğu ve batı arasındaki ortalama gelir eşitsizlikleri, Avrupa'daki en yüksek eşitsizlikler arasında yer alıyor; dünya ölçeğinde de en belirgin örneklerden biri" dedi.
Reyhan Aktar ise Türkiye'de derin bir yoksullaşma yaşandığına dikkat çekti, "Ürettiğimizden çok daha fazlasını tüketiyoruz" diyerek yurttaşların borçlanarak tüketmek zorunda kaldığını vurguladı. Türkiye'de üst gelir grubunun toplam servetin yaklaşık yüzde 68'ine sahip olduğunu belirten Aktar, servet dağılımındaki adaletsizliğin derinleştiğini ifade etti. Toplumsal barış ve kurumsal güven için önemli olan orta gelir grubunun giderek zayıfladığını belirten Aktar, bunda yüksek enflasyonun etkili olduğunu ifade etti.
DTO Başkanı Mehmet Kaya ise Diyarbakır ve Urfa ile batı illerini kıyaslayan çeşitli veriler paylaştı. TRC2 bölgesinde her 1 TL mevduata karşılık 1,78 TL kredi kullanıldığını, İstanbul'da bu oranın 1,12 seviyesinde olduğunu söyledi. "Bu veriler, bölgenin borçlanma üzerinden döndüğünü ortaya koyuyor" diyen Kaya, TÜİK verilerinin İstanbul ile bölge illeri arasında yaklaşık 5 katlık bir gelir farkı bulunduğunu gösterdiğini ifade etti. Kaya, bu yapının kalıcı bir "borç ekonomisi" kültürü yarattığını dile getirdi. 1985–2020 yılları arasında yaşanan çatışmaların Türkiye'ye yaklaşık 4,2 trilyon dolar düzeyinde bir maliyet yarattığını ifade eden Kaya, "Bölgede 12 sınır kapısı bulunuyor. Ancak bunların 4'ü kapalı. Nusaybin, Şengal, Ceylanpınar ve Resulayn kapıları kapalı" dedi. Suriye sınırında yaşananların ticareti kısıtladığını söyleyen Kaya, "Karşı tarafta Kürtler var, bu tarafta da Kürtler bulunuyor. Bu nedenle ticaretin önü kesiliyor" diyerek bu kapıların açılması gerektiğini dile getirdi.
Güven Sak da güvenlik sorunlarının geride kaldığı yeni dönemde daha önce deneme imkânı bulunmayan alanların, örneğin turizmin öne çıkarılabileceğini belirtti. Sak, bölgenin doğal ve tarihsel zenginliklerinin kapsayıcı kalkınma anlayışıyla değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti. Sak, kent konseylerinin de bu açıdan daha işlevsel hale getirilebileceğini söyledi.
Ahmet Özer: Bu şekilde nasıl barış getireceksiniz?
“Barışı Toplumda Yeniden Kurmak” başlıklı dördüncü panelde Emine Uçak Erdoğan’ın moderasyonunda seçilmiş Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer ile akademisyenler Melek Göregenli, Besime Şen ve Yakın Ertürk konuştu.
Ahmet Özer, silahların susmasının tarihi bir fırsat, demokratikleşme ve Kürt meselesinin çözümü açısından da kritik bir eşik olduğunu söyledi. “Ancak sebepler ortadan kaldırılmadığı sürece kalıcı bir sonuca ulaşamayız” diyen Özer, CHP’nin tüm gelişmelere rağmen “Kürt meselesi vardır ve bu meseleyi biz çözeceğiz” demesinin tarihsel bir sorumluluk olduğunu ifade etti.
İktidarın barış söylemi ile uygulamaları arasındaki çelişkiye dikkat çeken Özer, kayyım atamalarının toplumsal barışı zedelediğini söyledi. “Sen belediye başkanlarını tutuklayarak toplumsal barışı nasıl sağlayacaksın” diye sordu. Kendisine verilen hapis cezasına da tepki gösteren Özer, “Benim örgüt üyesi olmadığımı dünya biliyor. Yaşananlar karşısında dünyanın ayağa kalkması gerekir” dedi.
“Kendi anayasasına ve uluslararası hukuk kararlarına uymayan bir devletin hukuk devleti niteliği tartışmalı hale gelir” diyen Özer, Selahattin Demirtaş, Tayfun Kahraman ve Can Atalay hakkındaki AİHM ve AYM kararlarını hatırlattı. Bir yandan barış söylemi dile getirilirken diğer yandan ana muhalefet partisine yönelik operasyonların sürdürülmesini eleştiren Özer, “Bu şekilde nasıl barış getireceksiniz? Siz demiyor musunuz ‘CHP’ diye? CHP ile barışmadan bu ülkeye barış nasıl gelecek” diye sordu. Özer, sözlerini “Arkadaşlarımız içeride. Buna rağmen biz barış diyoruz. Barışta ısrar ediyoruz” diyerek tamamladı.
“Barışı bozan barışı getiremez” diyen Barış Akademisyeni Prof. Dr. Melek Göregenli, “Barış, hak kavramını merkezine almadan, nefret söylemiyle yüzleşmeden ve eşitsizlikleri yeniden üreten dili terk etmeden kurulamaz” değerlendirmesinde bulundu. Barışı bozan politikaların aynı aktörlerce ‘barış’ adına sürdürülmesinin inandırıcı olmadığını söyledi. Gerçek barışın ancak dilin, zihniyetin ve kurumların hak ve eşitlik temelinde dönüşmesiyle mümkün olacağını dile getirdi.
Prof. Dr. Besime Şen de Kürtlerin yalnızca Türkiye sınırları içinde yaşayan değil, dünyanın farklı yerlerine dağılmış, büyük ve kadim bir halk olduğunu vurguladı. Özellikle Kürt müziği üzerine çalıştığını belirten Şen, bunun hafızanın, kimliğin ve tarihsel deneyimin taşıyıcısı olduğunu söyledi. “Cumhuriyet tarihi boyunca Kürt müziği ağır yasaklara ve baskılara maruz kaldı. Müzisyenler sürgün edildi, eserler yasaklandı, dil susturulmak istendi. Buna rağmen müzik yok olmadı” dedi. Çalışmaları kapsamında Kürtçe öğrendiğini aktaran Şen, “Akademik hayatım boyunca şunu gözlemledim; İngilizlerle ilgili çalışan akademisyenler İngilizce biliyor, Almanlarla ilgili çalışanlar Almanca öğreniyor. Ancak Kürtlerle ilgili çalışanların büyük bir kısmı Kürtçe öğrenmiyor. Hatta Kürt tarihi üzerine çalışanların bile Kürtçe bilmesi zorunlu görülmüyor. Türkiye’deki akademik gelenekte, Kürtlerle ilgili çalışmalarda dil öğrenmenin etik bir gereklilik olarak görülmemesi çok temel bir sorun” dedi. Şen, sözlerini “Tek bir Kürtçe şarkıyla kendi kimliğini fark eden, geçmişiyle bağ kuran çok sayıda insan tanıdım. Beni en çok şaşırtan sonuç şuydu: Devletler bir şeyi yasakladıkça, o şey ortadan kalkmıyor; aksine büyüyor, güçleniyor ve daha derin bir anlam kazanıyor” ifadeleriyle tamamladı.
Prof. Dr. Yakın Ertürk de barışın ancak adalet duygusuyla mümkün olabileceğini vurguladı ve barışın geçmişle yüzleşmeyi ve bu yüzleşme üzerinden eşitlikçi ve adil bir gelecek inşa etmeyi gerektirdiğini belirtti. Kadınların barış süreçlerindeki rolüne de dikkat çeken Ertürk, savaş ve çatışma ortamlarında kadınlara yönelik şiddetin sistematik ve kasıtlı bir yöntem olarak kullanıldığını, bunun açık bir insanlık suçu olduğunu ifade etti. Kürt kadınlarının çatışma ortamında yaşadıkları deneyimler nedeniyle erken dönemde politikleştiğini ve örgütlü mücadeleye dahil olduğunu belirten Ertürk, 2013’teki çözüm sürecinin farklı kadın hareketlerini ortak bir barış zeminde buluşturduğunu söyledi. Bugün tüm baskılara rağmen kadın hareketinin barış talebini canlı tuttuğunu vurgulayan Ertürk, kadın dayanışmasının umut veren en güçlü toplumsal dinamiklerden biri olduğunu ifade etti.
Evrensel'i Takip Et