Hatay’da artan betonlaşma ile asbest riski: ‘Şirketlerin kazancı ön planda’
Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, deprem sonrası yürütülen çalışmalarda şirketlerin kazancının ön planda tutulduğunu belirterek, halkın asbest riskiyle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Fotoğraf: Dilek Omaklılar/Evrensel
Maraş merkezli 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen depremden en çok etkilenen kentlerden biri olan Hatay’da, binlerce yurttaş konteyner kentlerde yaşam mücadelesi veriyor. Diğer taraftan yeni konut yapımı halen devam ediyor. Enkaz kaldırma çalışmaları sırasında ortaya çıkan asbest riski, kontrolsüz hafriyat döküm alanları, tarım arazileri ve su yataklarına yönelik müdahaleler ile betonlaşmanın artması, deprem sonrası dönemde kentin karşı karşıya olduğu ikinci büyük yıkım olarak değerlendiriliyor.
Antakya Çevre Koruma Derneği Başkanı Nilgün Karasu, depremin ardından yaşanan ekolojik yıkım ile “yeniden inşa sürecinde” ortaya çıkan çevresel sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Karasu, yetkili ve sorumluların keyfi uygulamaları ile şirketlerin kazancının öncelikli tutulmasının depremin ardından yaşanan ekolojik tehlikeyi katbekat artırdığını belirtti.

Karasu, yıkılan binaların molozlarının ise rastgele kaldırıldığını dile getirerek, “Önce ayrıştırma istasyonlarında bunları ayrıştırıp sonradan döküm alanlarına taşımaya başladılar. Bu çok kısa bir süre sürdü. Baktılar ki çok maliyetli. Şirketler maliyet hesabı yaptığı ve kazançları ön planda olduğu için, bizim sağlığımızın bir kamyon demir kadar değeri olmadığı için, hep şirketlerin kazancı ön planda tutuldu. Ayrıştırma istasyonlarını kaldırdılar ve molozları direkt döküm sahasına dökmeye başladılar, ayrıştırma orada yapılmaya başlandı. Molozlar kaldırılırken asbestli malzemeler minimal hale geldiği için bu maddeler çok daha geniş alanlara yayılıyor. Daha geniş alanlara yayıldığı için de sağlığımızı çok daha geniş boyutta tehdit ediyor. Yıkımlar yapılırken gelişigüzel, etrafı korunmadan, sulama sistemi kullanılmadan, taşınırken kamyonların üzeri örtülmeden çalışıldı ve rastgele her alan moloz yığını oldu. Artık gözümüzü çevirdiğimiz her alan moloz” ifadelerini kullandı.
'Konutlar geleneklerimize uygun değil'
Yıkılan binaların büyük bölümünün kaldırıldığını söyleyen Karasu, kentin tamamen inşaat firmalarına teslim edildiğini, kontrolsüz bir betonlaşmanın hız kazandığını dile getirdi.
Karasu, “Bizim konteyner kentlerden çıkıp bu konutlara yerleşmemiz lazım ama depremin travmasını atlatmak için çok daha elzem şeylere de ihtiyacımız var. Temiz havaya, temiz suya ihtiyacımız var. Deprem travmasını atlatmak için sosyalleşeceğimiz alanlara, yeşil alanlara ihtiyacımız var. Bunların bir bütün olarak planlanması gerekiyor. Burada hiçbir şekilde söz hakkımız yok. İlgililer bu şehirde nasıl yaşayacağımıza kendileri karar veriyor. Burada yapılan inşaatlar bizim yaşam tarzımıza uygun değil. Kırsal alanlarda insanımız toprağa temas etmek istiyor, kapısını açtığı zaman ayağı toprağa değecek. TOKİ’ler ve şu an yapılan deprem konutları ne demografik yapımıza ne de örf-adetlerimize ve geleneklerimize uygun. Biz orada yaşayamayız. Yaşamak zorunda kalsak bile mutlu olamayız” diye konnuştu.
Karasu, özellikle kırsal alanlarda verimli tarım arazileri ile zeytinliklerin TOKİ projelerine tahsis edildiğini belirtti. Depremzedelerin travma üzerine travma yaşadığını ifade eden Karasu, taleplerinin, çalışmaların yönetmeliğe uygun yürütülmesi ve halk sağlığının daha fazla gözetilmesi olduğunu belirterek, “Bu dünya bizim, yaşayacak başka bir dünyamız yok. Rant ve kapitalizm değil, insan ve halk sağlığı çok daha önemli” dedi.
(MA)Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et