Üniversite gençliği vardiyada: Okumak mı çalışmak mı?
Üniversite gençliği artan yaşam maliyetleri ve yetersiz burslar nedeniyle çalışmadan okuyamıyor. Güvencesiz işler ve düzensiz vardiyalar dersleri geri plana iterken, öğrencilerin durumu “parasız eğitim” söyleminin kağıt üstünde kaldığını gösteriyor.
Temsili görsel | Fotoğraf: Louis Hansel/Unsplash
Berivan Özkara
Eskişehir — Devlet üniversitelerinde harç alınmaması, üniversite eğitiminin “ücretsiz” olduğu anlamına gelmiyor. Yetersiz burslar, barınma krizi ve artan yaşam maliyetleri, üniversite gençliğini giderek daha fazla güvencesiz işlere itiyor. Eskişehir’de görüştüğümüz öğrencilerin ortaklaştığı tablo net: Okurken çalışmak artık bir tercih değil, hayatta kalmanın ön koşulu. Dersler, sınavlar ve akademik üretim; vardiyalar, yorgunluk ve geçim kaygısının gölgesinde yürütülmeye çalışılıyor. Parasız eğitim ise öğrencilerin hayatında yalnızca kağıt üzerinde kalan bir hak olarak karşılık buluyor.
Üniversite öğrencilerine, çalışmadan eğitimlerini sürdürüp sürdüremeyeceklerini, aldıkları ücretin yeterli olup olmadığını, çalışma yaşamında karşılaştıkları sorunları sorduk. “Eğitim gerçekten ücretsiz mi?”, “Çalışmak akademik hayatınızı nasıl etkiliyor?” ve “Parasız eğitim sizin için ne ifade ediyor?” sorularına verilen yanıtlar, üniversitelerin yalnızca akademik değil aynı zamanda sınıfsal eşitsizliklerin yeniden üretildiği alanlara dönüştüğünü gösteriyor.
‘Çalışmasam eğitim hayatım daha iyi olurdu’
Anadolu Üniversitesi Sinema-Televizyon Bölümü öğrencisi Asya Oğulmuş, yurtta kalıyor ve birinci sınıftan bu yana çalışıyor. Çalışma gerekçesini “aileme yük olmamak” olarak özetleyen Oğulmuş, bu zorunluluğun akademik hayatını doğrudan etkilediğini söylüyor. Çalışmaya başlamadan önce notlarının yüksek olduğunu anlatan Oğulmuş, şu anda birinci sınıfı tekrar ediyor.
Akşam işe gidip sabah derse girmenin hem derse odaklanmayı zorlaştırdığını hem de sınav başarısını düşürdüğünü dile getiren Oğulmuş, çalışmayla birlikte sosyal hayatın da tamamen ortadan kalktığını ifade ediyor. Arkadaşlarıyla bir gün bile vakit geçirmenin kendisinde suçluluk hissi yarattığını söyleyen Oğulmuş, üniversite yaşamının “sürekli yetişmeye çalışılan bir maraton” haline geldiğini belirtiyor.
Benzer bir tabloyu Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü 4. sınıf öğrencisi Alper Akça da aktarıyor. Evde kalan Akça, çalışmadığı takdirde eğitimini aynı şehirde sürdürmesinin mümkün olmadığını söylüyor. Çalışmazsa ailesinin yanına dönmek zorunda kalacağını ifade eden Akça, üniversite eğitiminin ancak çalışarak sürdürülebilir hale geldiğini vurguluyor.
Erasmus hayali için garsonluk
Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü öğrencisi Arya Aksu, seneye Erasmus programıyla yurt dışına gitmek istiyor. Ancak hibe kazansa bile ödemenin gecikmeli yapılması ve miktarın yetersizliği nedeniyle şimdiden çalışmak zorunda olduğunu anlatıyor. Ailesinin iki kardeşin eğitimi için Eskişehir’e taşınmış olmasına rağmen aylık 4–5 bin liralık zorunlu harcaması olduğunu belirten Aksu, kitap fiyatları nedeniyle ders materyallerini çoğu zaman PDF olarak takip ettiğini söylüyor.
Alanı gereği müze ve sergi gezilerine katılması gerektiğini belirten Aksu, şehir değiştirmenin dahi ciddi bir mali yük haline geldiğini ifade ediyor. Avrupa’daki öğrencilerle kendi koşullarını kıyasladığında motivasyonunun düştüğünü söyleyen Aksu, “Çalışıyorum ama param yetmiyor; param olsa bu sefer zamanım kalmıyor” sözleriyle yaşadığı çıkmazı özetliyor.
Haftada dört gün çalışan Aksu’nun maaşı ay bitmeden tükeniyor. Mezuniyet sonrası iş bulabilmek için teknolojiye ve belirli programlara hâkim olmanın şart olduğunu vurgulayan Aksu, bir bilgisayar alabilmek için bile aylarca tam zamanlı çalışmak gerektiğini söylüyor. Program abonelikleri için aylık en az bin liralık ek masraf gerektiğini belirten Aksu, ay sonunda aldığı ücretin dövize çevrildiğinde Avrupa’da bir haftalık masrafı dahi karşılamadığını ifade ediyor.
‘KYK bursu 3-4 gün yetiyor’
Sanat Tarihi Bölümü öğrencisi Serhat Tiftik de çalışma nedeninin maddi kaygı olduğunu dile getiriyor. Çalışmadan eğitimini sürdürebileceğini ancak bunun çok daha kısıtlı koşullarda mümkün olacağını söyleyen Tiftik, KYK burs ve kredilerinin temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak olduğunu belirtiyor. Tiftik’e göre devletin sağladığı destek, en fazla birkaç günlük ihtiyacı karşılayabiliyor; geri kalan tüm yük öğrencinin omuzlarına bırakılıyor.
Öğrenci emeği görünmez, güvencesizlik yaygın
Öğrencilerin anlattıkları yalnızca ekonomik yoksunlukla sınırlı değil. Çalışma yaşamı aynı zamanda güvencesizlik, baskı ve denetimsizlikle örülü. Özellikle zincir işletmelerde çalışan öğrenciler, düşük ücretin yanı sıra keyfi uygulamalarla karşı karşıya kalıyor.
Arya Aksu’nun çalıştığı zincir işletmede, yoğun günlerde hesap ödemeden çıkan müşterilerin bedelinin servis çalışanlarına yansıtılabildiğini anlatması, bu güvencesizliği somutlaştırıyor. Güvenlik kameralarının çalışanları denetlemek için kullanıldığını, sistemsel hataların faturasının maaşlardan kesildiğini söyleyen Aksu, bu baskıcı yönetim anlayışının personel sirkülasyonunu artırdığını ifade ediyor. Başlangıçtaki “nezih” üslubun kısa sürede kaba ve buyurgan bir dile dönüştüğünü belirten Aksu, garsonluğun dışarıdan görüldüğü kadar “basit” bir iş olmadığını vurguluyor.
Alper Akça da çalışma yaşamında karşılaştığı ayrımcılığa ve güvencesizliğe dikkat çekiyor. Asgari ücret dahi almadığını söyleyen Akça, haftalık vardiyaların tamamen patronun inisiyatifine göre belirlendiğini aktarıyor. Bazı haftalar neredeyse tüm günlerini çalışarak geçirdiğini, bazı haftalar ise yeterli vardiya verilmediğini söyleyen Akça, bu belirsizliğin ders çalışmayı da imkânsız hale getirdiğini ifade ediyor. İşyerinde maruz kaldığı ayrımcılığın cinsel yönelimiyle bağlantılı olduğunu belirten Akça, “Bazen hiçbir hakkınız yokmuş gibi hissediyorsunuz” diyor.
‘Ücretsiz değil, göz boyayıcı’
Öğrenciler üniversitelerdeki altyapı eksikliklerine de dikkat çekiyor. Arya Aksu, kulüp ödeneklerinin kesildiğini, tiyatro kulübüne sahne verilmediğini, bazı fakültelerde en temel hijyen malzemelerinin dahi bulunmadığını anlatıyor. Eğitimin yalnızca tahta ve sıralarla sağlanamayacağını vurgulayan Aksu, özel üniversitelerle devlet üniversiteleri arasındaki imkân farkının giderek açıldığını söylüyor.
Asya Oğulmuş da bölümündeki teknik ekipman eksikliğine dikkat çekiyor. Sinema-Televizyon öğrencisi olarak kamera, ışık ve kurgu ekipmanlarına ihtiyaç duyduklarını ancak okulun sunduğu imkânların yetersiz olduğunu belirten Oğulmuş, eski bilgisayarlarla ders işlendiğini ve buna rağmen bu eksikliklerin not değerlendirmelerine yansıtıldığını ifade ediyor.
Serhat Tiftik’e göre günümüz koşullarında eğitim “ücretsiz” değil, neredeyse lüks. Barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel ihtiyaçların pahalılaşmasının öğrencileri çalışmaya zorladığını belirten Tiftik, parasız eğitimin öğrencinin yalnızca akademiye odaklanabildiği bir sistem olması gerektiğini söylüyor.
Alper Akça ise parasız eğitimin, “Birden fazla bursunuz yoksa imkânsız” olduğunu ifade ediyor.
Eğitim hakkı mı, hayatta kalma mücadelesi mi?
Eskişehir’de görüştüğümüz öğrencilerin anlattıkları ortak bir gerçeğe işaret ediyor: Devlet üniversitelerinde harç alınmaması, eğitimin ücretsiz olduğu anlamına gelmiyor. Barınmadan beslenmeye, teknik ekipmandan kitaplara, ulaşım ve kültürel faaliyetlerden dijital program aboneliklerine kadar her kalem öğrencilerin omuzlarına yükleniyor. Yetersiz burslar gençleri güvencesiz işlere iterken, çalışma saatleri derslerin, yorgunluk ise akademik başarının önüne geçiyor. Üniversite, öğrenciler için yalnızca bir eğitim alanı değil; aynı zamanda hayatta kalma mücadelesinin verildiği bir çalışma sahasına dönüşmüş durumda.
Evrensel seninle güçlü!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et