Antep’te şubat ayı: Zamma çizilen sınır ve oyalama
“Antep’te “Piyasayı görelim ona göre zammınızı yapacağız” taktiği bu sene geçtiğimiz yıllara göre çok daha fazla fabrikanın taktiği haline geldi."
Mesut Baylav
[email protected]
Antep’te fabrikalarda zam oranlarının yüzde 27 ila 30 bandını aşmayacağına dair değerlendirmelerimizi geçtiğimiz günlerde yazdığımız yazıda çeşitli yanlarıyla ortaya koymuştuk. O yazı yayınlandığı sırada henüz sadece Erdemoğlu Holdinge bağlı Merinos Fabrikasında zam oranı açıklanmıştı. Yüzde 30 olarak açıklanan bu zam oranının ardından aradan geçen günlerde diğer kimi fabrikalarda da ücret ödeme gününün gelmesiyle birlikte hesaplara yatırılan ücretlerle işçiler aldıkları zam oranını öğrenmiş oldular. Yüzde 27’nin patronlar cephesinin sefalet dayatmasının mihenk taşı olduğu netleşmiş oldu.
Tablo bu ancak hâlâ zam oranını açıklamayan yüzlerce fabrika olduğunu belirtelim. Kimi fabrikaların henüz ücret günü gelmemiş olsa da ücret günü gelen onlarca fabrikada ücretler zamsız olarak yatırıldı. “Piyasayı görelim ona göre zammınızı yapacağız” yalanı bu sene geçtiğimiz yıllara göre çok daha fazla fabrikanın yalanı haline geldi. Oyalama, tepkileri yatıştırma, olacak olana razı etme, sürecini yayma tutumları, patronların süreci yönetirken başvurduğu yöntemlerden oldu. İşçilerin ana gövdesinin bu oyalama yöntemlerine tepkileri olsa da son noktada vardığı yer, “Bekleyelim bakalım ne verecek” noktasından öteye geçebilmiş değil. Oysa işçinin zamsız ücret almasının kendi yaşam koşulları bakımından yaratacağı etkilerin büyüklüğü düşünülünce bu duruma tepkinin yalnızca “Bekleyelim, görelim” ile sınırlı kalması işçilerin örgütsüzlüğü bakımından önemli bir gösterge. Birçok fabrikada işçiler zam oranlarını öğrenmeden önce işten atma tehditleriyle, performans baskısıyla ya da kodlu çıkış söylentileriyle karşı karşıya kalıyor. Sendikal örgütlülüğün zayıf olduğu ya da tamamen engellendiği Başpınar’da, ücretler işçilere fiilen dayatılıyor.
İşçiler geçen yıldan ne sonuç çıkarıyor?
İşçilerin bu sene şubat ayına giderken sürdürdüğü tartışmaların ve sürece hazırlığının önceki senelere nazaran (en azından 2022’den bu yana) çok zayıf ve dünden daha fazla olacak olanı bekleme noktasında olduğunu görmek mümkündü. Bu gözlem ve değerlendirme hem fabrikalarda çalışan ileri işçilerin aktardıkları hem de daha geniş işçi kesimleri ile sürdürülen tartışmalardan ortaya çıkıyordu. İşçilerin geçmiş deneyimlerden olabildiğince olumsuz sonuçları öne çıkararak konum alması da önemli bir mesele. Örneğin geçtiğimiz yıl şubat ayında Antep’te yaşananlar (Valilik yasağı, BİRTEK-SEN Genel Başkanının tutuklanması vs.) işçiler açısından olumsuz bir tabloyu akıllardan çıkarmış değil. Asgari ücretin belirlenmesinden önce de sonra da işçilerle sürdürdüğümüz değerlendirme ve tartışmalarda bu konu ilk elden başvurulan ve olumsuz bir tutuma dayanak haline getirilen bir örnek haline getirildi.
Bekleme ve sitem etme hali
Başpınar’da işçiler arasında “Bu işçiden bir şey olmaz” eğiliminin de son yıllarda en çok başvurulan dayanaklardan biri haline geldiği bir dönemi yaşadığımızı söylemek gerekir. Tabloya bakınca işçiler, başta kendi fabrikalarında herhangi bir hazırlığa girişme; birliklerini kurma, taleplerini belirleme, örgütlenme gibi süreçlere girmeden var olanı bekleme ve ortaya çıkana da sitem etme sürecini aşabilmiş değil. Böyle bir sürecin yaşanmasında elbette tekstil sektöründe son bir yıl boyunca yaşanan işten atmalar, fabrikalarda baskıların arttırılması gibi çok sayıda önemli etkenin de olduğu unutulmamalı. Bu durum işçilerin “İş bulabilir miyim?” sorusuna verdiği yanıtın daha da olumsuzlaştığı bir dönemi yaşamasına sebep oldu.
Buraya dair son söz olarak işçilerin bugün sadece ek zam için mücadele etmesi meselesini de aşan ve patronların zam oranını açıklamayan ve bir ay öteye atıp bu tutumu dayatan oyalama politikalarına karşı da mücadele etmesi gerektiği açık. Aksi hal hem bu yıl hem de önümüzdeki yıllar açısından işçiler üzerinde başka bir dayatma ve baskının da olacağını gösteriyor.
Patronlar cephesinde gündem
Antep patronları açısından son dönemde Halep başta olmak üzere Suriye ile ticari ilişkilerin yeniden canlandırılması, patronların önemli gündemlerinden biriydi ve bu gündeme yoğunlaşmak artarak sürüyor. Suriye’ye ihracatta da artış yaşandığı açıklanan verilere yansıyor.
Gaziantep Ticaret Odası Başkanı Mehmet Tuncay Yıldırım geçtiğimiz günlerde açıklanan yeni teşviklere dair bir açıklama yaptı. Antep işçilerinin yaşadığı ücret tartışmalarıyla birlikte okunduğunda dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Yıldırım, yaptığı paylaşımda sanayi işletmelerinin “zorlu piyasa koşulları” ve “finansmana erişimde yaşanan sıkıntılar” nedeniyle ayakta kalmaya çalıştığını vurgularken, Cumhurbaşkanlığı tarafından açıklanan 100 milyar TL’lik finansman paketini “Üretimin devamlılığı ve istihdamın korunması açısından son derece önemli bir adım” olarak niteliyor.
Ticaret Odası açıklamasında sıkça vurgulanan “İstihdamın korunması” söylemi, sahada farklı bir karşılık buluyor. Antep’te istihdam, düşük ücretler, baskı ve örgütsüzlük üzerinden korunuyor. İşçiye düşen pay; belirsizlik, erteleme ve geçim sıkıntısı olurken, patronlara kamudan sunulan destekler “rekabet gücü” ve “nefes alma alanı” olarak tanımlanıyor.
Evrensel'i Takip Et