06.02.2026 20:40 / Güncelleme: 23:36

Birçok ilde 6 Şubat eylemleri yapıldı: Deprem değil, rant öldürdü; sorumlular hesap vermeli

6 Şubat depremlerinin 3’üncü yıldönümünde yapılan eylemlerde depremde yaşamını yitiren binlerce yurttaşın ranta yönelik politikalar nedeniyle öldüğü belirtilerek, “Sorumlular hesap vermeli” denildi.

Birçok ilde 6 Şubat eylemleri yapıldı: Deprem değil, rant öldürdü; sorumlular hesap vermeli

Fotoğraf: Kıvılcım Eftelya/Evrensel

Maraş merkezli 6 şubat depremlerinin 3’üncü yıldönümünde birçok ilde yapılan eylemlerde yaşamını yitirenler anıldı. Anmalarda binlerce kişinin ranta yönelik politiklar nedeniyle öldüğü belirtilerek, “Sorumlular hesap vermeli denildi.

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri: “Deprem değil ihmal öldürür, sorumlular hesap vermeli”

İzmir – Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında İzmir’de bir araya gelen Emek ve Demokrasi Güçleri, depremde yaşamını yitirenleri andı, sorumluların yargılanması talebini yineledi. Eylemde sık sık “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” ve “Deprem değil ihmal öldürür” sloganları atıldı.

“Açıklanan rakamların gerçeğin küçük bir bölümünü yansıttığını biliyoruz”

İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri adına basın açıklamasını okuyan KESK İzmir Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Hamdi Çalık, depremlerin doğal bir olay olduğunu ancak yaşanan büyük yıkımın siyasal tercihler, rant politikaları ve denetimsizlik sonucu ortaya çıktığını söyledi.

Resmi verilere göre depremlerde 53 bin 537 kişinin yaşamını yitirdiğini, 107 bin 213 kişinin yaralandığını hatırlatan Çalık, milyonlarca insanın barınma ve geçim sorunu yaşadığını belirterek, “Ancak açıklanan rakamların gerçeğin yalnızca küçük bir bölümünü yansıttığını biliyoruz” ifadelerini kullandı.

Türkiye nüfusunun büyük bölümünün deprem riski altındaki bölgelerde yaşadığını hatırlatan Çalık, buna rağmen kentlerin aynı fay hatları üzerinde yeniden inşa edildiğini belirterek, “Her büyük deprem sonrası değişen yalnızca felaketin yeri oluyor, aynı acılar tekrar yaşanıyor” dedi.

İmar afları ve denetimsiz yapılaşmanın yıkımı büyüttüğünü söyleyen Çalık, deprem vergilerinin nasıl kullanıldığının hâlâ açıklanmadığını belirterek, “Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmadı, rant odaklı kentleşme teşvik edildi” diye konuştu.

Deprem sonrasında kamusal hizmetlerin yetersizliğinin açığa çıktığını vurgulayan Çalık, Kızılay’ın çadır satışı skandalını hatırlatarak, bu konuda açılan davaların cezasızlık politikaları nedeniyle sonuçsuz bırakıldığını söyledi.

“Geçici denilen konteyner kentler kalıcı hale geldi”

Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen bölgede yaşayan yurttaşların hâlâ güvencesiz koşullarda yaşadığını belirten Çalık, “Geçici denilen konteyner kentler kalıcı hale geldi, temel hizmetlere erişimde ciddi sorunlar sürüyor” ifadelerini kullandı.

Eğitim ve sağlık hizmetlerinde aksaklıkların devam ettiğini belirten Çalık, kadınların artan bakım yükü nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıya kaldığını, çocuk yoksulluğu ve çocuk işçiliğinin arttığını dile getirdi.

Afetlere hazırlığın kamusal bir sorumluluk olduğunu vurgulayan Çalık, “Güvenli barınma bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır” dedi. Yurttaşların yüksek maliyetler nedeniyle deprem risk raporlarını dahi aldıramadığını belirten Çalık, ekonomik koşulların halkı riskli yapılarda yaşamaya zorladığını söyledi.

“Gerçek sorumlular hesap vermelidir”

Açıklamada kamu binalarının bilimsel ölçütlerle denetlenmesi, deprem risk raporlarının kamu tarafından ücretsiz yapılması, güvenli barınmanın güvence altına alınması, imar aflarının kaldırılması, deprem vergilerinin amacına uygun kullanılması ve afet yönetiminin demokratik biçimde yeniden yapılandırılması talepleri sıralandı.

Açıklamanın sonunda Çalık, “Deprem değil ihmal öldürdü, gerçek sorumlular hesap vermelidir” dedi. 


Mersin Emek Demokrasi Güçleri: Bu Yıkımın Adı Kader Değil, Politik Tercihtir”

Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında yaşamını yitirenleri andı; sorumluların hesap vermediğine dikkat çekti.

6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli depremlerin üçüncü yılı dolayısıyla Mersin Emek ve Demokrasi Platformu tarafından basın açıklaması gerçekleştirildi. Mado önünde toplanan platform bileşenleri, “Deprem Öldürmez Denetimsizlik ve Ekonomik Rant Öldürür.” “Sözler Tutulmadı Acılar Unutulmadı”pankartları eşliğinde Özgecan Aslan Barış Meydanı’na yürüdü.

Meydanda yapılan basın açıklamasını Makina Mühendisleri Odası Mersin Şube Başkanı ve Emek ve Demokrasi Platformu Dönem Sözcüsü İsmail Oğuz okudu.

Oğuz, depremlerin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen acının dinmediğini ve gerçek sorumluların hâlâ hesap vermediğini belirterek, “On binlerce yurttaşımızı kaybettiğimiz bu büyük yıkım, bir doğa olayı olmanın çok ötesindedir. Bu felaket, yıllardır sürdürülen rant odaklı, denetimsiz, bilimden ve kamusal yarardan uzak politikaların kaçınılmaz sonucudur” dedi.

Yaşamını yitiren yurttaşları saygı ve özlemle andıklarını söyleyen Oğuz, yakınlarını kaybedenlere başsağlığı ve sabır diledi.

Depremin kader olmadığını vurgulayan Oğuz, “6 Şubat depremleri; ihmallerin, eşitsizliklerin ve kötü yönetimin nasıl ölümcül sonuçlar doğurduğunu açık biçimde ortaya koymuştur. İmar aflarıyla meşrulaştırılan güvensiz yapılaşma, afet anındaki koordinasyonsuzluk ve afet sonrası plansızlık yıkımı felakete dönüştürmüştür. İlk saatlerde etkin bir arama-kurtarma organizasyonu sağlanamadığı için binlerce insanımız enkaz altında göz göre göre yaşamını yitirmiştir” diye konuştu.

Merkezi idare ve yerel yönetimlerin sorumluluklarını yerine getirmediğini ifade eden Oğuz, kamu kurumları arasındaki eşgüdüm eksikliğinin ve kriz yönetimindeki yetersizliğin can kayıplarını artırdığını söyledi. Haberleşme altyapısının çökmesinin ve teknik donanım ile personel eksikliğinin, afet yönetiminin piyasacı anlayışa terk edilmesinin ağır sonuçlarını gözler önüne serdiğini dile getirdi.

Aradan geçen üç yıla rağmen deprem bölgesinde barınma sorununun çözülemediğine dikkat çeken Oğuz, konteyner kentlerde insan onuruna aykırı yaşam koşullarının kalıcı hale getirildiğini belirtti. Yeniden inşa sürecinin güvenli ve nitelikli yaşam alanları üretmekten uzak olduğunu söyleyen Oğuz, “Bu süreçte emekçiler işsizliğe ve güvencesizliğe, kadınlar ve çocuklar ise çok yönlü hak ihlallerine maruz bırakılmıştır” dedi.

Oğuz, bugün yalnızca deprem bölgesinin değil tüm ülkenin ciddi bir afet riski altında olduğunu belirterek, okullar, hastaneler ve diğer kamu binalarının hâlâ bilimsel ve bağımsız denetimlerden geçirilmediğini vurguladı. Depreme dayanıksız olduğu bilinen kamu yapılarının kullanılmaya devam edilmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

İmar aflarının yıkımın en açık nedenlerinden biri olduğunu ifade eden Oğuz, tüm imar aflarının derhal kaldırılması gerektiğini belirtti. Yapı denetiminin piyasadan alınarak kamusal, bağımsız ve bilimsel bir sorumluluk haline getirilmesi çağrısında bulundu. Deprem vergileri ve kamu kaynaklarının şeffaf ve toplum yararına kullanılmasının zorunlu olduğunu vurguladı.

Afet yönetimi anlayışının köklü biçimde değiştirilmesi gerektiğini söyleyen Oğuz, “Afetlere yalnızca deprem olduktan sonra müdahale eden değil, riskleri önceden tespit eden, önleyici ve sürekli çalışan bir sistem kurulmalıdır. Bu süreç meslek odalarının, sendikaların, bilim insanlarının ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yürütülmelidir” dedi.

Depremin ardından yürütülen yargı süreçlerini de eleştiren Oğuz, davaların ya sürüncemede bırakıldığını ya da yalnızca alt düzey sorumlularla sınırlandırıldığını ifade etti. “Asıl sorumlular yargı önüne çıkarılmadan adalet sağlanamaz” dedi.

Açıklamanın sonunda Emek ve Demokrasi Platformu adına konuşan Oğuz şu sözlerle mücadele çağrısını yineledi:

“Bu yıkımın bedeli emekçilere, yoksullara ve halka ödetilemez. Bilimi, kamusal denetimi ve demokratik katılımı esas almayan hiçbir çözüm kalıcı değildir. Kaybettiklerimizin hesabı sorulana, güvenli ve insanca yaşam koşulları sağlanana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Unutmuyoruz, unutturmuyoruz, vazgeçmiyoruz.”


Antalya Emek Demokrasi Güçleri: Öldüren, yıkan deprem değil; ihmaldir, rant uğruna gözardı edilen eksiklerdir

Antalya Emek ve Demokrasi Güçleri Attalos Meydanında 6 Şubat depreminin 3. yıldönümünde  bir açıklama yaptı.

Deprem bölgelerinde henüz yaşama dönmemişken, hiçbir sosyal hizmet yerine getirilemiyorken depremin üçüncü yılında bütçedeki en büyük payın “savunma” adı altında savaşa ayrıldığı belirtilen açıklamada; “Bugün depremde en ağır hasarı alan Hatay’da halen altyapı yok, okul yok, hastane yok. Yollar tam yapılmadığı için toplu ulaşım yok. Halen halk devletin vermesi gereken sosyal hizmetler dahil tüm ihtiyaçları kendi dayanışması ile karşılıyor, yaşamı kendi kuruyor, devam ettiriyor. Yeni yapılan TOKİler hem dayanıksız hem de haksız: “Rezerv alan” kılıfı ile yıkılan evlerin arazilerine el koyan devlet, kura çekimlerinde depremde her şeyini kaybetmiş insanlara kaybettikleri mülklerinin yarısı büyüklüğünde evler veriyor. Samandağ’da yapılan TOKİleri depremden sonra konteynırda kalan aileler, binalar henüz yapım aşamasında çatladığı için kurada çıksa bile almıyor” denildi.

Depremin üçüncü yılında cenazelerine dahi ulaşılamamış halen kayıp insanların olduğu ifade edilen açıklamada; “Son günlerde dünya gündemine oturan Epstein dosyalarında sıkça karşımıza depremde kaybolan çocukların Epstein’in istismar adasına götürüldüğü iddia ediliyor. 2023 yılında da, depremden hemen sonra kayıp çocukların organ mafyası, fuhuş çeteleri vb oluşumlarca kaçırılmış olabileceği gündeme gelmiş ancak araştırılmamıştı. Bu noktada ortaya atılan iddialar ile ilgili olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturmanın şeffaf ve açık bir şekilde yürütülmesini ve kamuoyu ile paylaşılmasını bekliyor, talep ediyoruz” diye belirtildi.

"Deprem kader değildir"

“Deprem kader değildir. Öldüren, yıkan deprem değil; ihmaldir, çıkar ve rant uğruna gözardı edilen eksiklerdir, denetimsizliktir” denilen açıklamada “İktidarın birçok alanda uyguladığı, suçu teşvik eden cezasızlık politikasıdır. Adalet Peşinde Aileler Platformu depremde ihmal sorumluluğu olan hem müteahhitlerin hem de binalara izin ve onay veren yerel yönetimlerin sorumlu tutulması için üç yıldır mahkemelerde adalet arıyor. Bu adaleti sağlamak sadece depremde ailesini, yakınlarını kaybetmiş insanların değil, adalete sahip çıkan hepimizin ortak sorumluluğudur, olmalıdır” denildi.

Açıklamada son olarak şu talepler dile getirildi;

Tüm kamu binaları (okullar, hastaneler, yurtlar, adliyeler, hizmet binaları vb) acilen, bağımsız ve bilimsel ölçütlerle denetlenmeli, depreme dayanıksız olduğu tespit edilen yapılar derhal boşaltılmalı, güçlendirme ve yenileme işlemleri gecikmeksizin yapılmalıdır.

Özellikle deprem bölgesi olan illerde deprem risk raporları ve kontroller kamu tarafından gerçekleştirilmeli ve tek evi olanlara güçlendirme teşviği sağlanmalıdır.

Piyasacı, rantçı yaklaşım reddedilmelidir.

Güvenli barınma, güvenli çalışma ve yaşam hakkı herkes için güvence altına alınmalı, kalıcı ve ücretsiz barınma sağlanmalı; imar afları tümüyle kaldırılmalıdır. Kamusal ve bilimsel denetim esas alınmalıdır.

Kentsel dönüşüm ile yeni rant projelerine yol açan “rezerv alan”, “acele kamulaştırma” vb. uygulamalara son verilmeli, dönüşüm gerektiğinde kamu her açıdan yükümlülük üstlenmeli ve yerindelik esas olmalıdır.

Deprem vergileri amacına uygun olarak ve toplumsal yarar doğrultusunda kullanılmalıdır.

Bilim çevreleri ve emek-meslek örgütlerinin katılımıyla kapsamlı ve bağlayıcı bir Deprem Kanunu hazırlanmalıdır.

Afet yönetimi, meslek örgütleri, sendikalar ve yerel halkın katılımıyla demokratik biçimde yeniden yapılandırılmalıdır.

 


 

 

Malatya'da depremin üçüncü yılında yürüyüş: Sizlerden hesap sorulmadıkça bu yara kapanmayacak 

 

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılında, Malatya 6 Şubat Platformu bir yürüyüş düzenledi. Paşaköşkü Mahallesi Su Deposu önünde toplanan kitle, Emeksiz Üst Kavşağı'na kadar yürüdü. Kitle sık sık "Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok", "6 Şubat'ı Unutma Unutturma" sloganlarını attı.Anma yürüyüşüne DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren, DEM Parti PM Üyesi Pakize Sinemillioğlu, Eğitim Sen Merkez Yürütme Kurulu Üyesi Evrim Gülez, SOL Parti Sözcüsü İlknur Başer de katıldı.

Emeksiz Üst Kavşağı'nda 1 dakikalık saygı duruşunun ardından açıklamaya geçildi. Platform adına açıklamada bulunan Eğitim Sen Malatya Şube Başkanı Nevzat Millioğulları, "Dünyada kendi cennetlerini kurup yüksek yüksek kürsülerden 'eyy' diye seslenenler, siyaset sermaye ilişkisi bataklığında türemiş rant sevdalıları, uygun olmayan tarım arazilerine imar izni açanlar, eksik denetim yapanlar, malzeme ve işçilikten çalanlar sizlerden hesap sorulmadıkça bu yara kapanmayacak" dedi.

"Kaynak bulmadan konteynerdeki insanları çıkarmayın"

Depremin 3. yılında yüzbinlerce insanın hala konteynerlerde yaşam sürdüğünü vurgulayan Millioğulları, "Hatta bir de durmayıp onları bu konteynerlerden çıkmaya zorluyorsunuz. Oysa kentlerde yıkılan sadece binalar değildi. Ölen sadece insanlar değildi. Bu insanlar işlerini, gelirlerini de kaybettiler. Bunlara kaynak bulmadan sakın o insanları konteynerlerden çıkarmayın" dedi.

"Sokaklarda anmak bu işin temelidir"

CHP ise Özgür Özel'in katılımıyla bir salon etkinliği düzenleyerek yürüyüşe katılmadı. Bu tutumu eleştiren Millioğulları, "6 Şubat sonrası acısıyla, kaygısıyla sokak ateşlerinin başında vardık biz. İlk 3 günü sokaklarda, bugünkü gibi değil ama kar yağışı altında geçirdik. O yüzden sokaklarda anmak bu işin temelidir. Salonlara tıkılıp birkaç STK örgütüne yemek vermek değildir. Önce sokaklardaydık, bunu sokaklarda yaşadık ve sokaklarda anmaya devam edeceğiz" dedi.

"Bunları normal görmemiz mümkün mü?"

Millioğulları'ndan sonra söz alan DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Serhat Eren ise, " Bugün hala yüzbinlerce insanımız barınma, sağlık, eğitim, altyapı, yoksulluk sorunu yaşıyor. Bu iktidar bize bütün bunları normal karşılamamızı istiyor. Bunları normal görmemiz mümkün mü? Tıpkı bize depremi bir doğa olayı gibi anlattığı gibi" dedi.
İktidarın depremi bir kader olarak anlatmaya çalıştığını söyleyen Eren, "Oysa deprem sadece fay hatlarının kırılması değil iktidarın ihmalleri, denetimsizliği, ranta çevirmiş olduğu şehirleşme zihniyetinin bir sonucu olarak insanlarımız enkazların altında kaldı, yaşamlarını yitirdiler. Dolayısıyla bütün bunları biz normal göremeyiz" dedi.

"Yaşamını yitiren her bir yurttaşımızın hesabını sormaya devam edeceğiz"

Eren, "Evet bugün burada yasımızı tutacağız, gözyaşımızı dökeceğiz ama sadece bununla sınırlı kalamayız. Çünkü yaşamını yitirenlere borcumuz var. Yaşamını yitiren her bir yurttaşımızın hesabını sormaya devam edeceğiz" dedi.
Konuşmalar sonrası alana mum ve karanfil bırakıldı.
Tüm sorumlular hesap verene, adalet yerini bulana kadar unutmayacağız, affetmeyeceğiz, helalleşmeyeceğiz!


Samsun TMMOB ve KESK Şubeler Platformu: Ülke olarak hâlâ enkaz altındayız

KESK Samsun Şubeler Platformu ve TMMOB 6 Şubat depreminin 3 yıl dönümünde Süleymaniye Geçidinde yaptığı ortak basın açıklamasıyla depremde hayatını kaybedenleri andı ve depremin 3. yılında hala sarılamayan yaralara dikkat çekti Açıklamaya KESK üyelerinin yanı sıra Emek ve Demokrasi Güçleri de katılarak destek verdi. Açıklamada “Affetmek yok unutmak yok Helalleşmek yok” “Deprem değil sistem öldürür” sloganları atıldı.

“Asrın felaketi değil asrın ihmali”

KESK Dönem Sözcüsü ESM Şube Başkanı Mustafa Niyazi Bulut'un okuduğu açıklamada şunlara yer verildi; “6 Şubat depremleri, 11 ilimizi etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde; yıllardır sürdürülen rantçı, piyasacı, denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucudur. On binlerce bina yıkılmış, yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşın, depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır.”

“Denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu”

Depremin, merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğini açık biçimde ortaya koyduğu vurgulanan açıklamada; “İlk saatlerde ve günlerde kurumlar arası eşgüdüm sağlanamamış, arama-kurtarma çalışmaları geç ve dağınık biçimde yürütülmüştür. Enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamını yitirmiştir. AFAD’ın kriz yönetimi kapasitesinin yetersizliği, arama-kurtarma ekiplerinin ve teknik donanımın eksikliği, haberleşme altyapısının çökmesi can kayıplarını artıran temel etkenler olmuştur. Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz” denildi

21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığının hala açıklanmadığı belirtilen açıklamada; “Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür” ifadelerine yer verildi.

Deprem değil; İhmal, rant ve cezasızlık öldürüyor!

Depremlerin, özellikle AKP iktidarı döneminde kamusal hizmetlerin nasıl adım adım tasfiye edildiğini de acık biçimde gözler önüne serdiği söylenen açıklamada şöyle denildi; “Bu politikaların sonucu depremde ilk çöken kurumlardan biri Kızılay olmuştur. Dönemin Kızılay başkanı, yüz binlerce insan donma ve açlık tehdidi altındayken depolardaki çadırları satmış; bu skandala ilişkin açılan dava ise cezasızlık politikalarıyla sürüncemede bırakılmıştır.

Aradan geçen üç yıl içinde deprem bölgesinde yaşayan yurttaşlarımızın barınma, sağlık, eğitim, temiz su ve beslenme gibi en temel haklara erişimi hâlâ güvence altına alınamamıştır. Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiş; güvenli ve nitelikli konut üretimi kamusal, planlı ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınmamıştır. Yeniden yapılaşma sürecinin plansız ve denetimsiz biçimde yürütülmesi, yaşanan sorunları daha da derinleştirmiştir. Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir.

Kadın emekçiler artan bakım yükü ve sosyal destek mekanizmalarının yokluğu nedeniyle çalışma yaşamından kopma riskiyle karşı karşıyadır. Çocuk yoksulluğu derinleşmiş, çocuk işçiliği yaygınlaşmıştır.

Evler ve yaşam alanları, zeytinlikler kamulaştırılmış, müteahhitlere peşkeş çekilmiş, güvenli barınma hakkı yok sayılmıştır.”


Aydın Emek ve Demokrası Platformu: Depreminin 3. yılında ülke olarak hala enkaz altındayız

Aydın Efeler'de Kent Meydanında Aydın Emek ve Demokrasi Platformu depremin yıldönümümünde hesap sormak için basın açıklaması düzenledi.

Açıklamayı Şehir Plancıları Odası Yönetim Kurulu Üyesi Melis Gülcüoğlu Yörük okudu.

6 Şubat Maraş merkezli depremin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen acının azılmadığı belirtilen açıklamada; “Yaşadığımız yıkım ise daha büyüdü.Resmi verilere göre 53.537 yurttaşımızı yitirdiğimiz bu büyük yıkımın sorumluları hala gerçek anlamda hesap vermedi” denildi.

6 Şubat depremlerinin 11 ili etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde yıllardır sürdürülen rantç, piyasacı,denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucu olduğuna işaret edilen açıklamada şöyle denildi; “Onbinlerce bina yıkılmış yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir. Buna karşın depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen 3 yıla rağmen hala tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır. Deprem merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusunda yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edip açık biçimde ortaya koymuştur ilk saatlerde ve günlerde kurumlara eşgüdüm sağlanamamış arama kurtarma çalışmaları geç ve dağınık yürütülmüştür enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamının yitirmiştir.”

Depremin 3 yılında hala gerçek hesaplaşmanın sağlanmamış olmasının kabul edilemez olduğu vurgulanan açıklamada; “Ülkemiz yurttaşlarımız bu acıları hak etmiyor. Bilimin tekniğin ve kamusal sorumluluğun yok sayıldığı bu düzen değişmeden yeni felaketlerin yaşanması kaçınılmazdır. Afetlere hazırlık piyasanın değil, kamunun görevidir. Barınma hakkı bir lütuf ya da sadaka değil, temel bir insan hakkıdır” denildi.

Parti, sendika ve kitle örgütlerinin katıldığı basın açıklaması; “Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok” sloganı ile sonlandrıldı.

 

Çanakkale Emek Barış ve Demokrasi Güçleri: Asrın felaketi değil, asrın ihmali!

 

Çanakkale Emek Barış ve Demokrasi Güçleri 6 Şubat depremlerinin 3. Yıldönümü ile ilgili yaptığı açıklamada “Asrın felaketi değil, asrın ihmali” diyerek depremin doğal bir olay olduğu yıkımın büyük olmasının ise siyasal tercihlerin sonucu olduğunu vurguladı.

Çanakkale Emek Barış ve Demokrasi Güçleri 6 Şubat depremlerinin 3. Yıldönümü ile ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada depremin doğal bir olay olduğu yıkımın büyük olmasının ise siyasal tercihlerin sonucu olduğu vurgulandı.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 76’sının aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin bilimsel esaslara göre planlanmadığı, denetimsiz ve depreme dayanıksız yapıların aynı fay hatları üzerinde yeniden inşa edildiği belirtilen açıklamada; “Her büyük depremden sonra aynı senaryo tekrarlanmış; sorumlular korunmuş, suç müteahhitlere yıkılmış, imar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmıştır. “Kader” ve “fıtrat” söylemleriyle cezasızlık kurumsallaştırılmıştır. Son 21 yılda deprem vergileri adı altında toplanan yaklaşık 40 milyar doların nerelere harcandığı hâlâ açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları yok sayılmış, rant odaklı kentleşme politikaları teşvik edilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel ölçütler temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür” denildi.

Üç yıl geçmesine rağmen deprem bölgesindeki kentlerin ne ölçüde yaşanabilir hale getirildiği, göç etmek zorunda kalan yurttaşların ne kadarının geri dönebildiği bilinmediğine işaret edilen açıklamada şöyle denildi; “Yüz binlerce insan hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla anılır olmuştur. Elektrik ve su kesintileri, salgın hastalıklar, niteliksiz ve erişilemez eğitim ve sağlık hizmetleri yaşamı daha da zorlaştırmaktadır.”

Depremden sonra değil, hemen şimdi!

Afetlere hazırlığın piyasanın değil, kamunun sorumluluğu olduğu vurgulanan açıklamada; “Barınma hakkı bir lütuf değil, temel bir insan hakkıdır. Buna rağmen iktidar, bilimsel ve kamusal çözümler yerine açılış törenleri ve yetersiz TOKİ projeleriyle yetinmektedir. Şantiyeye dönüşen kentlerde asbest ve ağır metal kirliliği halk sağlığını ciddi biçimde tehdit etmektedir. Deprem risk raporlarının ve güvenli konuta erişimin maliyeti, mevcut ekonomik koşullarda milyonlarca insan için ulaşılmaz durumdadır. Asgari ücretin açlık sınırının altında kaldığı bir ülkede, yurttaşların kendi imkânlarıyla güvenli yaşam alanları yaratması beklenemez” denildi.

Depremlerinin ardından enkazdan çıkarılan ve ailelerine ulaşılamayan çocuklara ilişkin sürecin hala belirsiz olduğuna işaret edilen açıklamada; “Resmi açıklamalara rağmen kimlik tespiti, kayıt ve ailelere teslim aşamalarının nasıl yürütüldüğü kamuoyuyla paylaşılmamış, bazı aileler aradan geçen zamana karşın çocuklarının akıbetine dair bilgi alamamıştır. STK’ların işaret ettiği kayıp çocuk iddiaları, afet yönetimindeki ihmalin çocuklar söz konusu olduğunda dahi sürdüğünü göstermektedir. Bu belirsizlik derhal giderilmeli, tüm vakalar bağımsız ve etkin biçimde soruşturulmalıdır” ifadelerine yer verildi.


Didim Emek ve Demokrasi Platformu: 6 Şubat'ı unutmadık unutturmayacağız!    

                               

Didim Emek ve Demokrasi Platformu 6 Şubat depreminin 3. yılında yaptığı açıklamada “On binlerce insanın yaşamını yitirmenin nedeni fay hatları değil, rant düzeni denetimsizlik, özelleştirme politikalarıdır” denildi     

Basın açıklamasını Didim Emek ve Demokrasi Platformu adına Recai Karabuğday okudu.                   

6 Şubat’ta yaşananın açık bir sınıfsal cinayet olduğunu söyleyerek “On binlerce insanın yaşamını yitirmenin nedeni fay hatları değil, rant düzeni denetimsizlik, özelleştirme politikaları ve kamusal sorumluluğun terk edilmesidir” dedi.

Karabuğday, depremin yoksulun evini yıktığını, zenginin villalarını koruduğunu ifade ederek, “Deprem işçinin köylünün canını almış, müteahhitlerin karına dokunmamıştır. Biz diyoruz ki; bu düzen bitmeden ne depremler biter; ne de depremin yarattığı acılar. Bugün hala milyonlarca  insan konteynırlarda yaşama mahkum edilmiştir” diye belirtti.

Adaletin enkaz altında kaldığını belirten Karabuğday şunları söyledi; “Deprem bölgelerinde yaşayanlar şunları söylüyorlar; ‘akrabalarımızı yem torbalarında götürdük. Hala buralarda hiçbir şey yapılmadı. Gönderilen yardımlarla ayakta durmaya çalışıyoruz. Kayıplarımızın sayısını bilmiyoruz. Deprem vergilerinin nereye gittiğini bilmiyoruz. İktidar enkaz altında kalmıştır’” dedi.

Piyasa aklı ile afetin yönetilemeyeceğini belirten Karabuğday, “İnsanları öncelemeyen hiçbir sistem yaşayamaz. Gerçek çözüm bilimin önderliğinde, meslek odalarının, emekçilerin ve halkın söz ve karar sahibi oldu toplumcu bir düzendir. 6 Şubat'ta yitirdiklerimizin hesabını sormak bir borçtur. Bu borç rantın değil; yaşamın esas alındığı bir düzendir. Unutmadık, affetmedik, isyanımız bitmeyecek”dedi

 


Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri: Hiçbir kış 6 Şubat kadar soğuk değildi

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılında 6 Şubat’ın, bir felaket değil, açık bir toplumsal yıkım ve siyasi sorumluluk suçu olduğun vurgulayarak; : “Hiçbir kış 6 Şubat kadar soğuk değildi” dedi.

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri 6 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılında, “kaybedilenleri anmak, yaşanan büyük yıkımın sorumlularını teşhir etmek ve adalet talebini yükseltmek için bir araya gelerek açıklama gerçekleştirdi.

6 Şubat depreminin 3. yıldönümünde TMMOB  İl koordinasyon kurulu Muğla sınırsızlık meydanında, Fethiye Kültür Merkezi önünde ve Bodrum da Emek ve demokrasi güçleri depremde yaşananları Unutmadıklarını ve Unutmayacaklarını hatırlatan açıklamalar gerçekleştirdiler.

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri adına açıklamayı Nermin Güleş yaptı. 6 Şubat’ta yaşananların  bir doğa olayı olmadığını hatırlatan Güleş, yıllardır sürdürülen rant odaklı kentleşme politikalarının, kamusal denetimin tasfiye edilmesinin, bilimin ve mühendisliğin yok sayılmasının, halkın yaşam hakkını hiçe sayan siyasal tercihlerin sonucu olduğunu belirterek, 6 Şubatın, bir felaket değil, açık bir toplumsal yıkım ve siyasi sorumluluk suçu” olduğunu aktardı.

“Barınma, sağlık, eğitim ve güvenli yaşam hakları güvence altında değildir”

Aradan geçen üç yıla rağmen depremzedelerin barınma, sağlık, eğitim ve güvenli yaşam haklarının güvence altına alınmadığını belirten Güleş, on binlerce insanın yaşamını yitirdiği yıkımın hesabı hâlâ verilmemiştir” açıklamasında bulundu.

Devletin asli kurumlarının depremin ilk saatlerinden itibaren görevini yerine getirememesine rağmen iktidarın, sorumluluğunu gizlemek için gerçeği çarpıttığına ve toplumsal öfkeyi bastırmaya çalıştığına değinen Güleş, “halkın dayanışması sermayeye dönüştürülmüş, kaybolan binlerce çocuğun akıbeti açıklanmamış, çocuklar istismar ve kaçırılma riskleriyle baş başa bırakılmıştır” diye konuştu..
Depremden sonrada kadınlar, yaşlılar, engelliler ve yoksullar için yaşam koşulları daha da ağırlaştığını belirten Güleş, “deprem, var olan eşitsizlikleri daha da derinleştirmiştir” dedi.

“Adaletin olmadığı yerde güvenli yaşam olmaz”

İktidarın temel politikası cezasızlık olduğunun altını çizen Güleş,  “yıkılan binaları yapan müteahhitlerin büyük bölümü ya hiç yargılanmamış, ya serbest bırakılmış, ya da göstermelik cezalarla korunmuştur. İmar aflarıyla, denetimsizlikle, göz yummayla bu ölümlerin önünü açan siyasal sorumlular ise yargıdan muaf tutulmaktadır ve cezasızlık düzeni yeni katliamların davetiyesidir” diye konuştu..

Bodrum Emek ve Demokrasi Güçleri olarak unutmayacaklarını hatırlatan Güleş, “Adaletin olmadığı yerde güvenli yaşam olmaz” dedi.

“Depremi Unutma Unutturma” Sloganlarının ardından açıklama sona erdi.


Ayvalık Demokrasi Platformu: Deprem bu ülkenin gerçeğidir; ancak bu kadar büyük bir yıkım kader değildir

Ayvalık Demokrasi Platformu 6 Şubat depremlerinin üçüncü yıl dönümünde bir açıklama yaptı. Açıklamada; “Deprem bu ülkenin gerçeğidir; ancak bu kadar büyük bir yıkım kader değildir” denildi.
Depremde yaşananların ne kader ne de kaçınılmaz bir doğa olayı olduğu vurgulanan açıklamada; “Bu yaşananlar, rantı, ihmali, liyakatsizliği ve çürümüş bir yönetim anlayışını esas alan siyasi bir tercihin sonucudur. Deprem bu ülkenin gerçeğidir; ancak bu kadar büyük bir yıkım kader değildir. Kader olan imar aflarıdır. Kader olan denetimsizliktir. Kader olan, halkın canı pahasına sürdürülen beton ve rant düzenidir. Bilim insanları yıllarca uyardı; fay hatlarını, riskli alanları, alınması gereken önlemleri tek tek anlattı. Ama iktidar bilimi değil rantı, yaşamı değil sermayeyi seçti” denildi.
Açıklamada; “Deprem anında devlet yoktu. Arama-kurtarma çalışmaları saatlerce, günlerce gecikti. Enkaz altından gelen çığlıklar duyulmadı. Binlerce insan soğuktan, açlıktan, susuzluktan ve ihmalkârlıktan hayatını kaybetti. Kurumlar çöktü, koordinasyon sağlanamadı, sorumlular ortadan kayboldu” denildi.
Deprem sonrası süreçte de felaketin devam ettiğinin altı çizilen açıklamada şöyle denildi; “Barınma sorunu çözülemedi, sağlık hizmetleri yetersiz kaldı, psikolojik destek sağlanmadı. Yıkımın sorumluları ya hiç yargılanmadı ya da göstermelik cezalarla korundu. Gerçeği dile getirenler susturulmak istendi, eleştirenler hedef gösterildi. Aradan geçen zamana rağmen gerçek bir yüzleşme yoktur. Aksine, aynı zihniyetle yeni imar projeleri, yeni rant alanları yaratılmaktadır. Bu, geçmişte işlenen suçların devamıdır. Bu düzen değişmediği sürece yeni depremler, yeni katliamlar kaçınılmazdır.”


 

Kocaeli’de 6 Şubat anması: “Bu yıkım rantçı ve denetimsiz politikaların sonucudur”

 Şubat 2023 depremlerinin üçüncü yılında Kocaeli’de anma ve basın açıklaması gerçekleştirildi. TMMOB Kocaeli İl Koordinasyon Kurulu’nun (İKK) çağrısıyla İzmit İnsan Hakları Parkı’nda yapılan açıklamada, depremin yarattığı yıkımın boyutları hatırlatılırken, sorumluların yargılanması için çağrı yapıldı.

Basın açıklamasını TMMOB Kocaeli İKK Temsilcisi Mehmet Ali Elma okudu. Elma, 6 Şubat depremlerinin yalnızca bir doğa olayı olarak ele alınamayacağını vurgulayarak “6 Şubat depremleri, 11 ilimizi etkileyen büyük bir doğa olayının ötesinde; yıllardır sürdürülen rantçı, piyasacı, denetimsiz ve bilim dışı politikaların kaçınılmaz sonucudur. On binlerce bina yıkılmış, yüz binlerce yapı ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmiştir” dedi.

Depremin üzerinden üç yıl geçmesine rağmen gerçek bilanço ve sorumluluk zincirinin hâlâ açıklanmadığını belirten Elma, kamu yönetiminin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğine dikkat çekti. Açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Buna karşın, depremin gerçek bilançosu ve sorumluluk zinciri aradan geçen üç yıla rağmen hâlâ tüm yönleriyle kamuoyuna açıklanmamıştır. Deprem, merkezi idarenin ve yerel yönetimlerin afetlere hazırlık konusundaki yetersizliğini; kamusal sorumluluğun nasıl sistemli biçimde tasfiye edildiğini açık biçimde ortaya koymuştur.”

Açıklamada, depremin ilk saatlerinde yaşanan koordinasyonsuzluğun ve müdahale eksikliğinin can kayıplarını artırdığı vurgulandı. Arama-kurtarma çalışmalarının geç ve dağınık yürütüldüğü belirtilerek “İlk saatlerde ve günlerde kurumlar arası eşgüdüm sağlanamamış, arama-kurtarma çalışmaları geç ve dağınık biçimde yürütülmüştür. Enkaz altında kalan binlerce yurttaşımız göz göre göre yaşamını yitirmiştir.” denildi.

Açıklamada, rantçı politikaların ve kamusal denetimsizliğin görmezden gelindiği belirtilerek, mühendis, mimar ve şehir plancılarının haksız biçimde hedef haline getirildiği vurgulanarak “Yürütülen yargı süreçlerinde, bu yıkıma neden olan rantçı politikalar ve kamusal denetimsizlik görmezden gelinirken; mühendis, mimar ve şehir plancısı meslektaşlarımızın yetki ve sorumlulukları dışında kalan süreçlerden sorumlu tutulması kabul edilemezdir.” diye belirtildi.


Kuşadası Kent Dayanışması: Acımız dinmedi, öfkemiz azalmadı

Kuşadası Kent Dayanışması 6 Şubat üçüncü yılında yaptığı açıklamada, “Depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Acımız dinmedi, öfkemiz azalmadı. Çünkü bu büyük yıkımın sorumluları hala hesap vermedi” dedi.

Kuşadası Kent Dayanışması 6 Şubat depreminin 3. yıldönümünde bir basın açıklaması yaptı. Yapılan basın açıklamasında; “6 Şubat 2023’te yaşanan ve onbinlerce insanın yaşamını yitirdiği Kahramanmaraş merkezli depremlerin üzerinden üç yıl geçti. Acımız dinmedi, öfkemiz azalmadı. Çünkü bu büyük yıkımın sorumluları hala hesap vermedi. Çünkü yaşanan felaketin nedenleriyle gerçek bir yüzleşme sağlanmadı.” denildi.

Açıklamada; “Deprem ülkesi olan Türkiye'de, imar aflarıyla meşrulaştırılan kaçak yapılaşmanın, yapı denetiminin piyasaya devredilmesinin, mühendislik ve planlama hizmetlerinin sistemli biçimde dışlanmasının ve tek adam sisteminin yönetim anlayışının yıkıcı etkisi kaçınılmaz olmuştur ve olmaya da devam edecektir” denildi.

“Deprem sonrası ilk saatlerde ve günlerde yaşanan koordinasyonsuzluk, arama kurtarma ve müdahale faaliyetlerinin geciktirilmesi, haberleşme altyapısının çökmesi ve afet yönetimindeki acizlik, on binlerce insanın enkaz altında göz göre göre yaşamını yitirmesine neden olmuştur” denilen açıklamada, bu tablonun, yalnızca bir beceriksizlik değil, kamusal kapasitenin bilinçli olarak zayıflatılmasının sonucu olduğu ifade edildi.

Deprem bölgesinde yaşayan milyonlarca yurttaşıın barınma, sağlık, eğitim, temiz su ve beslenme gibi en temel haklarının hala güvence altına alınmadığı vurgulanan açıklamada; “Geçici barınma alanları kalıcı hale getirilmiştir. Yeniden inşa süreci ise yaşadığımız faciaya rağmen hala kamusal, planlı ve katılımcı bir anlayışla değil, aceleci ve rant odaklı biçimde yürütülmektedir. Bizler, bu felaketin üçüncü yılında yalnızca kayıplarımıza değil ihmaller zincirine, kentlerin savunmasız hale getirilmesine, eşitsizliklerin derinleşmesine, bilimsel bilginin sistemli biçimde yok sayılmasına tanıklık ediyoruz. Unutmak istemiyoruz. Unutturulmasına izin vermiyoruz. Çünkü unutmak, aynı felaketlerin tekrarına razı olmaktır” denildi.


 

Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu: Deprem değil, düzeniniz öldürdü

Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu, 6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı dolayısıyla Yediler Parkı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklama öncesinde Köprübaşı’nda toplanan kitle, “Deprem değil, rant hırsınız öldürdü” sloganlarıyla Yediler Parkı’na yürüdü.

Platform adına basın açıklamasını Ceren Kökoğlu okudu. Açıklamada, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş merkezli meydana gelen depremlerin yalnızca bir doğal afet olmadığı, yıllardır süren rant politikaları, imar afları ve bilimsel uyarıların yok sayılmasının bu yıkımı bir katliama dönüştürdüğü vurgulandı.

Basın açıklamasında, 6 Şubat’ta saat 04.17’de Kahramanmaraş’ın Pazarcık ilçesi merkezli 7.7 büyüklüğünde, aynı gün saat 13.24’te Elbistan merkezli 7.6 büyüklüğünde iki büyük deprem yaşandığı hatırlatılarak, bu depremlerin Kahramanmaraş, Adıyaman, Hatay, Malatya, Gaziantep, Şanlıurfa, Kilis, Osmaniye, Adana, Diyarbakır ve Elazığ olmak üzere 11 ilde ağır yıkıma neden olduğu belirtildi.

Açıklamada, “Yıkımlar sonucunda resmi rakamlara göre 50 bin; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı AKP’li Murat Kurum’un yerel seçimler dönemindeki ifadesine göre ise 130 bin can kaybımız oldu” denildi.

Depremin değil, depreme hazırlıksızlığın ve siyasi tercihlerle şekillenen rant düzeninin öldürdüğü vurgulanan açıklamada şu ifadelere yer verildi: “Deprem; olduktan sonra değil, olmadan önce tedbir alınması gereken bir doğal afettir. Doğal olmayan bunun bir katliama dönüşmesidir. Siyasilerin söyleminin aksine 6 Şubat depremleri asrın felaketi değil, ihmaller zincirinin sonucu bir katliamdır.”

Bilim insanları ve meslek örgütlerinin yıllardır yaptığı uyarılara rağmen gerekli önlemlerin alınmadığı belirtilen açıklamada, “Hükümet ve devlet yöneticileri deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirleri almamış, aksine rantı büyütmüştür. İmar aflarıyla göz göre göre ihmaller çoğaltılmıştır” denildi.

Deprem sonrası yaşananlara da dikkat çekilen açıklamada, internet bantlarının daraltıldığı, yardımların engellendiği, arama kurtarma çalışmalarının yetersiz kaldığı vurgulandı. Açıklamada, “İktidar, depremi fırsat bilerek verdiği riskli alan ve acele kamulaştırma kararlarıyla afet ve kriz koşullarını fırsat ve ranta dönüştürmüştür” ifadeleri kullanıldı.

Aradan geçen üç yıla rağmen adaletin sağlanmadığı belirtilen açıklamada, 6 Şubat depremlerine ilişkin davalarda bilirkişi raporlarının hâlâ hazırlanmadığı dosyaların bulunduğu, cezasızlık politikalarıyla sorumluların yargılanmasının engellendiği ifade edildi.

Açıklamada ayrıca Kızılay’ın deprem sürecindeki uygulamaları, yardım faaliyetlerinin engellenmesi, asbest tehlikesi, kayıp çocuklar ve tarım alanlarının yok edilmesine de dikkat çekildi:

“Kızılay’ın sattığı çadırları, yardım tırlarının engellenmesini, halkın günlerce enkaz altında yalnız bırakılmasını, asbest nedeniyle oluşan halk sağlığı sorunlarını, akıbeti belli olmayan kayıp çocukları unutmuyoruz. Kaçırdığınız deprem vergilerine, canlı yayınlarda 'yardım' yalanıyla toplayıp kaçırdığınız milyonlara karşın depremzede halkı terk ettiğiniz yoksulluğu ve sefaleti unutmuyoruz! ‘’

Platform, depremzedelerin barınma sorununun hâlâ çözülmediğini vurgulayarak, binlerce ailenin konteyner kentlerde yaşam mücadelesi verdiğini, temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşandığını belirtti. Açıklamada, iktidarın “ihya ve inşa” söylemlerinin gerçeği yansıtmadığı, tamamlanmamış binaların sahte görsellerle sunulduğu ifade edildi.

Basın açıklaması, “Saray Rejimi iktidarını sürdürmek için Soma'da, Ermenek'te, İliç'te ve 6 Şubat'ta Maraş'ta olduğu gibi can almaya devam ediyor. Bu kapitalist sömürü düzeninin çarkları, Türkiye halklarının kanıyla ve emeğiyle dönüyor. Buradan bir kez daha söylüyoruz; katlettiğiniz yaşamlardan, çaldığınız emeğimizden kurduğunuz bu saray rejimini yıkana dek mücadeleye devam edeceğiz.’’

Unutmuyoruz, affetmiyoruz, helalleşmiyoruz. Bizlere biçtiğiniz bu ölüm ve sefalet düzenini kabul etmiyoruz” sözleriyle sona erdi.

Aksaray: ‘’Bu büyük kaybın hesabı verilmedi’’

Basın açıklaması öncesinde konuşan EBTO Başkanı Nazan Aksaray, depremin yarattığı yıkımın hesabının sorulmadığını vurguladı. Aksaray, şunları söyledi:

“50 binden fazla yurttaşımız hayatını kaybetti, yüz binden fazla yaralımız oldu. Bunların bazılarının hâlâ sağlığına kavuşamadığını biliyoruz. Kayıplarımız var, hâlâ nerede olduklarını bilmiyoruz. Gıyaben cenaze namazı kılınanlar var. Otuz sekiz çocuğumuzun nerede olduğunu bilmiyoruz. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edildi.

Şehrimize gelen yaklaşık 30 bin depremzede var ve en büyük acı, bu büyük kaybın hesabının verilmemesi. Tek bir kamu görevlisi istifa etmedi, bir kişi bile ceza almadı. Yaralar kanıyor, kapanmadı ve devlet eliyle daha da derinleştiriliyor.

İnsana, bilime ve liyakata değer vermeyen, yalnızca rantı düşünen bu düzeni kabul etmiyoruz. Hep birlikte direneceğiz. Kamucu, insanın ve liyakatin esas olduğu bir yönetim istiyoruz.”

Eğerci: ‘’Güvenli şehir için kamusal denetim şart’’

TMMOB Eskişehir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Salih Eğerci ise deprem sonrası hazırlanan raporlara dikkat çekerek şunları söyledi:

“Depremden sonra TMMOB olarak bölgede incelemeler yaptık. Depremin nasıl faciaya dönüştüğünü ortaya koyan raporlar hazırladık. Yıkılan binaların büyük çoğunluğunun mühendislik hizmeti almadan, zemin etüdü yapılmadan inşa edildiğini gördük.

2018’de bir müjde gibi sunulan imar affının sonuçlarını yurttaşlarımız yaşadı. Deprem anındaki koordinasyonsuzluk, arama kurtarma faaliyetlerinin yetersizliği ve geç müdahale büyük bir enkaz yarattı.

Güvenli bir şehir ve güvenli yapılar için kamusal denetim, mühendislik ve mimarlık hizmetleri zorunludur. Bugün deprem bölgesinde ne yazık ki bunlardan çok uzak bir yapılaşma sürüyor.”


Gebze’De 6 şubat eylemi: "Asrın felaketi değil, asrın ihmali"

6 Şubat depremlerinin üçüncü yılı dolayısıyla Gebze'de Eğitim Sen Kocaeli 2 No’lu Şubenin çağrısıyla bir araya gelen yurttaşlar, "Asrın felaketi değil, asrın ihmali" dedi.

Gebze Kent Meydanı'nda yapılan açıklamayı Eğitim Sen Kocaeli 2 No’lu Şube Başkanı Sinan Kaya okudu. "Deprem doğal bir olay; yıkımın boyutu ise siyasal tercihlerin sonucudur" diyen Kaya, "Yıkımın gerçek boyutlarını bilmiyor olsak da bu yıkımın rant düzeninin, denetimsizliğin, ihmallerin ve cezasızlığın sonucu olduğunu biliyoruz" ifadelerini kullandı.

"Kamu eliyle ölüm yeniden üretildi"

"Türkiye nüfusunun yüzde 75,8’i, yani neredeyse her dört kişiden üçü, aktif fay hatları üzerinde yaşamasına rağmen kentlerin merkezleri değiştirilmemiş; aynı fay hatları üzerinde, depreme dayanıklı olmayan yapılar her defasında yeniden inşa edilmiştir" diyen Kaya, "Bu yaklaşım, benzer acıların tekrar tekrar yaşanmasına neden olmuştur. Her büyük depremden sonra aynı senaryo sahneye konmuş; değişen yalnızca felaketin yeri olmuştur. Deprem bu ülkede sistemli biçimde “kader” ve “fıtrat” söylemleriyle geçiştirilmiştir. Gerçek sorumlular korunurken, açılan göstermelik davalarla suç birkaç müteahhide yıkılmıştır. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, kamu eliyle ölüm yeniden üretilmiştir" dedi.

Deprem vergilerine değinen Kaya, "21 yılda deprem vergisi adı altında toplanan 40 milyar doların nerelere harcandığı, kimlere aktarıldığı hala açıklanmamıştır. Bilim insanlarının uyarıları dikkate alınmamış, rant odaklı kentleşme teşvik edilmiştir. İmar aflarıyla çürük yapılar yasallaştırılmış, denetim mekanizmaları işlevsizleştirilmiştir. Afet yönetimi kamu yararı ve bilimsel esaslar temelinde değil, müteahhit düzeni üzerinden yürütülmüştür" dedi

"Yüz binlerce yurttaş güvencesiz koşullarda yaşıyor"

Aradan geçen üç yılın depremi yaşayan milyonlar için acının ve yoksunluğun derinleştiği bir dönem olduğunu vurgulayan Kaya, "Depremin üçüncü yılında şehirlerin ne kadar yaşanabilir hale getirildiği, göç etmek zorunda kalanların ne kadarının kentlerine dönebildiği bilinmemektedir. Deprem bölgelerinde yüz binlerce yurttaş hâlâ güvencesiz koşullarda yaşamaktadır. “Geçici” denilen konteyner kentler kalıcı hale gelmiş, bu alanlar insan onuruna aykırı yaşam koşullarıyla adeta toplama kampı görüntüsü vermeye başlamıştır. Kış koşulları ile birlikte yaşanan elektrik ve su kesintileri, yaşamı dayanılmaz hale getirmiştir. Eğitim, sağlık, ulaşım ve sosyal hizmetler nitelikli ve erişilebilir olmaktan uzak olup salgın hastalıklar olağan hale gelmiştir" diye konuştu.

(Haber Merkezi)

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
06.02.2026 14:11

Suriye’de mutabakat yürürlükte: Kamışlı ve Haseke’de yeni dönem

Suriye’de HTŞ ile SDG arasında imzalanan 14 maddelik mutabakat 2 Şubat’ta yürürlüğe girdi. Anlaşma uyarınca Nureddin İsa Ahmed Haseke’ye vali atanırken Qamışlo’da (Kamışlı) da Şam’dan gelen kolluk ile bölgede asayiş ekipleri devriyelere başladı.

Suriye’de mutabakat yürürlükte: Kamışlı ve Haseke’de yeni dönem

Fotoğraf: AA

06.02.2026 17:21

Küçükçekmece'de çukura düşen Edanur Gezer'in ölümüne ilişkin dava: 10 kişiye 2 yıl 6 ay hapis cezası

Küçükçekmece'de çukura düşen Edanur Gezer'in ölümüne ilişkin davada karar verildi. Mahkeme, 10 sanığı da asli kusurlu bularak 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

Küçükçekmece'de çukura düşen Edanur Gezer'in ölümüne ilişkin dava: 10 kişiye 2 yıl 6 ay hapis cezası

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!