Ben öykücüyüm arkadaş
Kadir İncesu, Necati Tosuner ile Alakarga Yayınları tarafından yayımlanan yeni kitabı “Gönülde Kitap” ile beşinci baskısı yapılan “Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi” kitaplarını konuştu
Fotoğraf: Kadir İncesu
Kadir İncesu
Her gidişimde yolu şaşırırım. Mehmet Ali Işık da benim aksime gözü kapalı bile bulur yolu. O sitenin bahçesine arabasını park ederken, sitenin sonundaki bloğun 3. katına takılır her zaman gözlerim. Geleceğimiz saat bellidir. Perde belli belirsiz kımıldar önce; perdeyi çeken elini görürüm sonra… Gülümseyerek el sallar bir an. El sallarız biz de, O kapıya yönelirken biz de binadan içeriye girmek için hızlanırız. Giderken de pencereden el sallayarak uğurlar bütün misafirlerini. Belki de geriye dönüp baktığım tek yerdir İstanbul’da…
Uzun bir aradan sonra çok sevdiğimiz Necati abimizin evinin salonundayız. Salonun ortasındaki küçük masaya oturuyoruz. Sol tarafımda M. Ali Işık, tam karşımda da Necati Tosuner.
“Kadir İncesu için poz vere vere poz vermeyi öğrendim,” diyerek imzaladığı Alakarga Yayınları tarafından yayımlanan yeni kitabı “Gönülde Kitap” ile beşinci baskısı yapılan “Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi” masada, hemen yanında da aldığım notlar. Konuşacağız, kısa cümlelerle uzun uzun.

İki kitap, iki dönem…
“Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi” ile “Gönülde Kitap” birbirini nasıl tamamlıyor? Ya da tamamlıyor mu?
İkisinin birlikte yayınlanmasının özel bir nedeni yok. “Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi” benim uzun zamandır bulunmayan bir kitabımdı. Bir yeni kitap ve bir aranan kitabı birlikte yayınlayalım diye düşünüldü. Ayrıca Leman Hanım’ı yitirdikten sonraki, bu kitabın da ilk baskısı oldu. O dönemin, benim de tanıdığım öğrencilerine söyledim. Eski fotoğraf eskimiş ama fotoğraftan bir kişi daha eksilmiş. “Gönülde Kitap”ı yazdığım dönemde de Leman Hanım sağdı. “Elde Kitap” diye bilinen deneme kitabı Ömer Asım Aksoy Ödülü’nü de aldı. Biraz da dil başarısı sayılabilir. Onun bir yerde devamı gibi. Aradan yıllar geçtikten sonra yazılan denemeler. Yapısal farklılıklar öneren ve bir yerde okuyana, yazmak isteyen okuyana açıklayıcı bir içerik de taşıyan bir kitap oldu. Akılda kalıcı da bir yapısı var. “Gönülde Kitap” koydum adını, gönlüm hoş değil ama kitaba yer her zaman vardır.
‘Bir kitabın ardındaki kişisel hikaye’
Leman Hanım ile bağını da sorsam bu kitabın… “Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi”, adından anlaşılacağı gibi serenat demiyor.
Farklı bir şey söylemek istiyor. Burada bir serenat var. Ceylan Hanım'ın okul korosu öğrencileri arasında O boşandığı adamın yaptığı serenat. Niçin serenat demiyor?
Çünkü serenat deyince filmin sonu belli oluyor. İtfaiyeyi oraya götürüp, dördüncü kata itfaiyeyi çıkarmak…
Leman Hanım’ın bir öğretmen arkadaşı ona sormuş. “Ya Leman Hanım, Necati Bey sahi itfaiyeyi getirdi mi?” Leman da demiş ki, “Ben Nereden bileyim, benim adım Ceylan değil, benim adım Leman.”
Ama o kadar inandırıcı da bulunmuş ki Sulhi Dölek de şöyle dedi, “Sen benden gizliyorsun, ama Leman Hanım'a itfaiyeyi götürdün sen.”
Bu kitabın beşinci basımını, ne yazık ki, Leman göremedi.

Deneme mi, öykü mü? Tosuner’in ‘hatıra defteri’ anlayışı
Yeni kitabınız için her ne kadar deneme denilse de benim için daha çok öykü, anı gibi… Hatta “Gönülde Kitap” Necati Tosuner’in “hatıra defteri” olarak da düşünülebilir dedim okurken.
Evet, doğru. “Elde Kitap”ı ilk yazdığımda, Doktor Bahar’ın Soyut dergisi vardı. Orada dört ayrı kitap hakkında yazmıştım. Soyut dergisini Günel Altıntaş dağıtıyordu. Dergiyi götürdüğü Ferit Edgü de benim yazdığım yazıya bakarak, “İşte böyle yazılır,” demiş. Kitap eleştirisi mi, tanıtması mı, hatıra mı, yaşanılmış mı? Hepsi yarım sayfalık yazıda bulmuş onu. Birçoğu öyledir. Deneme deyince akla hep Montaigne gibi yazmak geliyor. Hâlâ ilk bulunduğu gibi mi kullanıyoruz tekerleği? Montaigne duymasın… Hep anlatırım Nermi Uygur Yeni Dergi ve Türk Dili’nde denemeler yazıyordu o yıllarda. İki tür deneme yazıyordu. Bir, nesneleri betimleyen, irdeleyen… Bir de sanki öykü gibi… Benim yazdığım her şeyde de, romanlarım için de söyleyebilirsin, denemelerim için de söyleyebilirsin, ben öykücüyüm arkadaş… Size bıraktım öbür arsaları, öykücülük bana yeter.
Kapak için ne dersin?
Ben ona Mustafa Öneş derim. Mustafa Öneş çok yetenekli bir arkadaşımızdı. Çok iyi değer yargıları vardı yazınsal konularda. Kibrit kutularının arkasına resimler yapardı tükenmez kalemle. Oyalanırdı. Yayınevinden arkadaşlar da beğendiler. “Elde Kitap” yeniden basılacak, yine aynı resim kullanılacak, farklı renkte…
Altmış yıl sonra geriye bakmak: Yazmak, gitmek, dönmek
İlk kitabının yayınlanışının üzerinden 60 yıl geçmiş. Bugünden, 60 yıl öncesine baktığınızda ne düşünüyorsun?
Kitaplar ne yapabilir ki? Kişileri düşünebilirsin; Ahmet’e değer vereceğine Mehmet’e değer verseydin başka bir türlü hayatın olurdu. Onu öyle düşünebilirsin. O kitabı yazmasaydım başka bir kitap yazacak durumun zaten yoktu ki. Onu yazmıştın, sen ona mecbursun. Ama kişilere boyun eğmeye mecbur değilsin. Kaşığıma çıktı, yok, değiştir hayatını başkasını bul. Başka şey yaşa, işte hayatı değiştiriyorum ben. Ankara’da ailemi bırakıp İstanbul’a geliyorum, okuyamadığım liseyi okumaya. Doğru dürüst bıyığım çıkmamıştı. Sonra Almanya’sı var. Ama şimdi gençler gitmek durumunda ya, nedenleri farklı da olsa ben onların gidişlerini anlıyorum. Onlar Almanya’ya, İtalya’ya gitmiyorlar, onlar Türkiye’den gidiyorlar, gitmesinler. Gidince dönmek zorlaşıyor, giden insanların bir kısmı pişman olduklarında dönselerdi hayatları daha güzel olurdu. Dönemediler. O yüzden gidersin olmadı mı aman ben de buraya bir şey sandım der dönersin.
Almanya’dan dönüş: Direncin başladığı yer
Anlattıkların ışığında Almanya’dan neden döndüğünü sormuyorum.
Sor, Almanya’da benim geçinme imkânlarım zorlaştı. Oturma iznim öğrenci olaraktı, onun da sonu geldi. Yazdıklarımı gönderiyordum basılmıyordu, başında olamadığım için. Çok istediğim Sait Faik’i “Kambur” ile alamadım. Döndüm, dönerken oturma iznini de yaktım. Daha dirençli oldum. Ondan sonra ah vah çekmedim hiç. İki yıl yayınlatamadım romanımı, “Sancı Sancı”yı yeni yazmıştım. Baktım olmuyor, bir iki yerden de hoş olmayan cevaplar aldım. Çünkü romanın Cengiz Tuncer’de beklediğini herkes biliyor. Kendim basacağım dedim, kendim yayınevi kuracağım. Öyle bir serüvene girdim. Kayserili olmadığımı kanıtlamış oldum.
‘Direnç’ üzerine: Yirmi yaşından bugüne kalan bir cümle
"Yaratılan umutlarla biçimlenen ve yenilgilerle beslenen direnç..." sözün ömrünün bir özü olabilir mi?
Evet, ben onu yazdığımda tam 20 yaşımdaydım. Ankara’yı terk etmiştim. Direncin daha başlangıcındaydım. Önemli olan bu bence. O zamanki ruhsal bir yorum kendime göre. Direnç şöyle bir şey; içe kapanmak değil, insanlardan kaçmak değil. İnsanlardan kaçmak da bir direniş biçimidir ama direnç değildir. İnsanlardan kaçmış, hiç insan içine çıkmayan, çok da başarılı yazarlar var.
Anılar geçidi, arkadaşlar… Bir hatıra defteri gibi... Cemal Süreya, Hulki Aktunç, Sabahattin Kudret Aksal, Sulhi Dölek, Egemen Berköz, Yüksel Pazarkaya, Demir Özlü… Bu isimler yalnızca yazarlıklarıyla değil seninle olan arkadaşlıkları ve dostluklarıyla da öne çıkıyor.
Doğru söylüyorsun… Arkadaşlık denilen şey karşılıklı bir ilişkidir. Onlar da benimle arkadaşlık etmekten hoşnut kalmış kişilerdir. Bu bir başarıysa bazı durumlarda onların başarısıdır. Benim bu inatçılığıma rağmen, beni kabul etmişlerdir. Aferin onlara!
Faruk Duman: ‘Necati Tosuner, edebiyatımızın yaşayan çınarlarından biridir’
Necati Tosuner’in Gönülde Kitap adlı yeni kitabı ile Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçiminin yeni baskısı Alakarga Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Bu vesileyle yazar ve yayıncı Faruk Duman’la da, Tosuner’in öykücülüğümüzdeki yerini, kuşaklar arası etkisini ve Alakarga’nın yayıncılık anlayışını konuştuk.
Necati Tosuner’in yeni kitabı “Gönülde Kitap” ile “Bir Tutkunun Dile Getirilme Biçimi” adlı öykü kitabının yeni baskısını yayınladınız. Necati Tosuner’in öykücülüğümüzdeki ve sizdeki yeri nedir?
Necati Tosuner, edebiyatımızın yaşayan çınarlarından biridir. Bizim kuşağı özellikle öyküde etkileyen yazarlardandır. Diyebilirim ki, genç kuşaklar öyküde sözcük tutumluluğunu, yazının bir yanıyla görsel bir yapıt olduğunu bu soy yazarlardan görüp öğrenmişlerdir, Aktunç, Edgü, Erbil gibi. Tosuner, öyküdeki yalınlığı ve olayın en küçük alanlarda da bulunabileceğini, önemli olanın yalın kırılmalar olduğunu göstermiştir.
Kapaktaki “kuşaktan kuşağa” deyimini nasıl yorumlamalıyız?
Alakarga özellikle Türk edebiyatının genç kuşaklarının yayınevidir, öteden beri öykünün genç yazarlarını bulup göstermek istemiştir. Bu tutum bundan sonra da devam edecek. Ancak şimdi edebiyatımızın deneyimli yazarları da geliyor, eski, yeni kuşakları birleştiriyoruz. Bu süreci vurgulamak için bir süre bazı kitaplarımızın üstünde bu söylemi kullanacağız.
Yayın programınızda, daha ne gibi güzellikler olduğunu da anlatır mısınız?
Bizim 90 Kuşağı’nın bir dönem, özellikle öykü dergilerinin peş peşe çıktığı, öykü günlerinin yapıldığı sıralarda tanıştığı, öykünün çoğalmasına, yaygınlaşmasına öncülük etmiş bazı yazarlarımızın kitaplarını önümüzdeki dönemde büyük mutlulukla basıp duyuracağız.
Çizimler: Suna Dölek
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et