Metalden asgari ücrete yüzde 28; bugün Migros’ta yarın her yerde
Yüzde 28’lik zam dayatması metalden sonra Migros depolarında da işçilere dayatılıyor. Migros depolarındaki iş bırakmalar, patronların yoksulluğu kalıcılaştıran ücret politikasına karşı bir itiraza dönüşmüş durumda.
Fotoğraf: Migros depo işçileri
Murat Uysal
[email protected]
Ülke genelinde ücret politikası giderek tek bir rakam etrafında sabitleniyor: Yüzde 28. Asgari ücrete yapılan yüzde 27’lik artışın hemen üzerine “yüzde 1 ek” ile tamamlanan bu oran, metal işkolunda MESS grup sözleşmesiyle imzaya bağlandı. Şimdi aynı çıpa Migros depolarında depo işçilerine dayatılıyor. Yıl sonu enflasyonunun yüzde 30.89 olduğu koşullarda daha baştan ücretleri eriten bu oran, patronlar için bir denge noktası, işçiler için ise yoksulluğun kalıcılaştırılması anlamına geliyor.
Migros depolarında Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası (DGD-SEN) öncülüğünde başlayan iş bırakma eylemleri, ücret pazarlığının yanı sıra yüzde 28 düzenine karşı bir itiraz olarak da öne çıkıyor. İstanbul, İzmir, Adana, Bursa, Kocaeli, Diyarbakır başta olmak üzere birçok kentte 12 depoda iş bırakılırken, 20’nin üzerinde depoda da yürüyüşler ve iş yavaşlatmalarla süren eylemler, Migros yönetimini açık biçimde sıkıştırmış durumda. Yaklaşık 5 bin işçiyi ilgilendiren bu karşı koyuş, patronların “Razı etme” siyasetinde bir gedik açıyor.
Bu sıkışmışlık, Migros yönetiminin son günlerde devreye soktuğu hamlelerde net biçimde görülüyor. Yönetim, işçilerin temel taleplerini kabul etmek yerine, bu kez “kadro”, “Sözleşmeden yararlanma” ve Tez Koop-İş üzerinden bir sendika yönlendirmesiyle direnişi dağıtmaya çalışıyor.
‘Geri adım’ gibi sunulan hamle: Kadro mu, oyalama mı?
Migros, dağıtım merkezlerinin 1 Şubat itibarıyla şirket bünyesine alınacağını duyurdu. Ancak bu açıklama, işçilerin yıllardır dile getirdiği kadro talebini karşılayan bir adım olmaktan çok uzak. Çünkü işçiler doğrudan Migros kadrosuna alınmak yerine, Tez Koop-İş ile imzalanacak bir toplu iş sözleşmesine kadar taşeron koşullarında çalışmaya devam etmeye çağrılıyor. Üstelik ücret artışı, vergi yükünün kaldırılması, banka promosyonları gibi temel taleplerin hiçbiri bu açıklamada karşılık bulmuş değil.
Bir depo işçisi, durumu şöyle özetliyor: “Bizim taleplerimizi kabul etmek yerine, bizi başka bir sendikaya yönlendiren bir plan devreye sokuluyor. Bu, kendi irademizle örgütlenmemizin önünü kesme girişimidir.”
Yani Migros’un “kadro” söylemi, işçilerin güvenceli çalışma talebine yanıt olmaktan çok, örgütlü direnişi kontrol altına alma manevrası olarak kullanılıyor.
Sendika seçme hakkına müdahale
Migros’un asıl hamlesi, kadro vaadini Tez Koop-İş Sendikasıyla birlikte anmasıyla ortaya çıkıyor. Migros mağazalarında örgütlü olan Tez Koop-İş’in devam eden bir sözleşmesi bulunuyor. Yönetim, depo işçilerine “Şubat ayı itibarıyla bu sözleşmeden yararlanabilirsiniz” diyerek, fiilen işçileri bu sendikaya yönlendiriyor. Üyelik “isteğe bağlı” dense bile, ortada açık bir dayatma olduğu görülüyor: Kadro ve haklar, yalnızca belirli bir sendika üzerinden mümkünmüş gibi sunuluyor.
Bir depo işçisi bu durumu şöyle anlatıyor: “Düne kadar sendikayı kötüleyen firma, şimdi kendi yandaş sendikasını bize övmeye başladı. DGD-SEN’e değil, Tez Koop-İş’e geçin diyorlar. Yani ‘Sendika istiyorsanız bizim kontrolümüzdeki sendika olacak’ diyorlar. Buna çocuk bile inanmaz.”
‘Sözleşmeden yararlanırsınız’ vaadinin de içi boş
Migros’un “Tez Koop-İş sözleşmesinden yararlanırsınız” söylemi, işçiler açısından baştan sorunlu. Çünkü depo işçileri, Tez Koop-İş’in örgütlü olduğu iş kolunda yer almıyor. Üstelik Migros depoları bilinçli biçimde dört ayrı iş koluna bölünmüş durumda. Aynı işi yapan, aynı ücreti alan işçiler farklı iş kollarında gösteriliyor. Bu da ortak bir sendikal hatta örgütlenmenin önüne baştan set çekiyor.
İşçiler, bu uygulamayı “örgütlenmeye karşı idari bir barikat” olarak tanımlıyor. Patron, işçileri parçalayarak, her parçayı ayrı ayrı kontrol altında tutmayı hedefliyor. “Sözleşmeden yararlanırsınız” vaadi ise, gerçek bir hak tanımaktan çok, direnişi yatıştırma aracına dönüşüyor.
Migros yönetiminin bir diğer hamlesi de DGD-SEN’e karşı yürütülen açık kara propaganda. Müdürler aracılığıyla depolarda “DGD-SEN sendika bile değil”, “DGD-SEN’e üye olmak yasal değil” gibi söylemler yayılıyor.
Yüzde 28 dayatmasının arkasındaki sınıf politikası
Migros’taki tablo, metal işçilerinin MESS sözleşmesinde yaşadıklarıyla birebir örtüşüyor. Patronlar, ücretleri enflasyonun altında tutarak yaşamları açlığa mahkum ediyor. Yüzde 28 şimdiden bu politikanın sembol rakamı haline gelmiş durumda. Asgari ücretli, metal işçisi, depo işçisi… Hepsine aynı oran, aynı yoksulluk, aynı teslimiyet dayatılıyor.
Migros depo işçilerinin direnişi bu nedenle patronların bu politikasına karşı da bir itiraz anlamı taşıyor. İşçiler, “Bu oranı kabul edersek, yarın herkes için kalıcı hale gelecek” diyerek direnişin kapsamını tarif ediyor.
DGD-SEN Genel Başkanı Neslihan Acar: Hak aramak suç değil, bu direniş kazanacak
Neslihan Acar, Migros depolarında iş bırakma eylemlerinin kararlılıkla sürdüğünü vurgulayarak, “Şu an çalışan hiçbir depomuz yok. ‘İşbaşı yapıldı’ haberleri tamamen yalan” dedi. Yüzde 28 zammın yaşanabilir olmadığını belirten Acar, “30 bin lira kiranın olduğu bir ülkede 28 bin lira ücretle yaşanmaz. Bu yüzden net yüzde 50 zam istiyoruz” ifadelerini kullandı. Kadro ve sendika dayatmasına da tepki gösteren Acar, “Kadroya geçeceksin ama şu sendikaya üye olacaksın demek, işçinin iradesini gasbetmektir. 5 bin işçi adına kimse karar veremez” dedi. Acar, banka promosyonlarının işçilere ödenmesini ve vergi yükünün patron tarafından karşılanmasını talep ederek, “Biz böcek değiliz, insanız. Hak aramak suç değil, en doğal haktır. Bu direniş kazanacak” diye konuştu.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et