08.01.2026 12:08

Yoksul mahalleler çetelerin insan deposu

Yoksulluk, eğitimden kopuş, çocuk işçiliği ve cezaevleri gibi nedenlerin çeteler için birer insan deposuna dönüştüğünü belirten Gazeteci Sadık Güleç, gençlerin aidiyet ve gelecek umudunu çetelerde aradığını söylüyor.

Yoksul mahalleler çetelerin insan deposu

Fotoğraf: Evrensel

Sedef Akçay
[email protected]


Son yıllarda Türkiye’de sık sık gündeme gelen silahlı saldırılar, suikastlar ve sosyal medyada paylaşılan görüntüler, yeraltı dünyasında yeni bir dönüşüme işaret ediyor. “Daltonlar”, “Casperlar”, “Red Kitler” gibi isimlerle anılan bu gruplar, yalnızca suç yöntemleriyle değil; yaşları, örgütlenme biçimleri, kullandıkları dil ve kültürle de bildiğimiz mafya anlatılarının dışına taşıyor. Tekin Yayınevi’nden çıkan Sadık Güleç ve Osman Çaklı imzasını taşıyan “Yeni Nesil Çeteler: Daltonlar, Red Kitler, Casperlar” kitabı, bu dönüşümü ilk kez kapsamlı biçimde ele alarak önemli bir boşluğu dolduruyor. Kitabın yazarlarından Gazeteci Sadık Güleç’le yaptığımız bu söyleşide; yeni nesil çetelerin nasıl ortaya çıktığını, hangi toplumsal koşullarda büyüdüğünü, sosyal medyayla kurdukları ilişkiyi, uyuşturucu ekonomisindeki yerlerini ve devletin rolünü konuştuk. Yoksulluk, kentleşme, göç, eğitimden kopuş ve geleceksizlik duygusunun iç içe geçtiği bu tablo, yalnızca bir suç meselesini değil, derin bir toplumsal krizi de gözler önüne seriyor.

Yeni nesil çeteler bizim gündemimize nasıl girdi? Neden “yeni nesil” çeteler diyoruz?

Son iki üç yıldır özellikle motosikletlerle yapılan suikastlar dolayısıyla farkına vardık. Bunları sosyal medya aracılığıyla fark ettik. Bu farkındalıkla birlikte benim dikkatimi çeken en önemli şey, içinde yüzlerce gencin olduğu yatay bir örgütlenme modeline sahipler. Bu geleneksel mafyadan çok farklı bir şey. Özellikle TikTok’ta ama genel olarak sosyal medyada aktifler. Yaptıkları eylemlere -ki onlar icraat deyip paylaşıyorlar ve bununla da gurur duyuyorlar- politik hava vermeleri ya da arka planda tırnak içerisinde bir politik isyan duygusunun olması da enteresan. Devlete, sisteme karşı bir isyandan bahsediyoruz. Şimdiye kadar görülmeyen bir şey bu tabii. Biz mafyayı daha çok 12 Eylül sonrasında, politik diyebileceğimiz mafyayı ülkücü mafya özelinde görmüştük.

Bu isyan duygusu nereden geliyor? Yeni nesil çeteler nerede ortaya çıktı?

Bu yapılar öncelikle İstanbul’un yoksul mahallelerinde ortaya çıktı. Bahçelievler, Yenibosna, Şirinevler, Esenyurt gibi nüfus yoğunluğu yüksek ve yoksulluğun derin olduğu bölgelerde yaygınlar. Daltonlar, Casperlar, Red Kitler gibi büyük grupların çatışma alanlarına baktığınızda da bu semtleri görüyorsunuz. Bu mahalleler üzerinde bir hakimiyet savaşı yürütüyorlar.

Bu bölgelerin sosyal yapısı da çok belirleyici. Çocukların kendilerini ifade edebilecekleri sosyal, kültürel alanlar yok. Sokaklar dar, yaşam alanları sınırlı; kahveler ve internet kafeler dışında sosyalleşebilecekleri yerler neredeyse yok. İnternet ve sosyal medya ise bu çocuklar için çok güçlü bir örgütlenme zemini sunuyor.

Politik mahallelerde bu yapılar daha görünür oldu çünkü oralarda devletin dışında, sol-sosyalist örgütlerin yarattığı ikinci bir güç vardı. Bu alanlarda üçüncü bir güç olarak çeteler ortaya çıktığında kaçınılmaz olarak çatışma yaşandı. 2012-2013’te bu mahallelerde uyuşturucuya ve fuhşa karşı yürütülen yerel mücadeleler de bu yapıları görünür kıldı.

‘Meslek liselerinde okuyan çocukları görüyoruz’

Kitapta çarpık kentleşme, göç ve Kürt meselesiyle bağlantılı bir tarihsel arka plan çiziyorsunuz. Başka bir kent mümkün olsaydı tablo değişir miydi?

Kesinlikle. Avrupa örneğine bakalım: Bir çocuk yoksul ya da işçi sınıfından olabilir ama ona sunulan kentsel, sosyal ve kültürel imkanlar daha eşittir. En azından bir gelecek umudu vardır. Türkiye’de bu yok.

Bağcılar gibi bölgelerde ara sokaklar, devasa bloklar arasında sıkışmış durumda. Sosyalleşme alanları yok. Bu mimari yapı bile çocukların toplumsal hayata katılımını engelliyor. Buna yoksulluk, ailenin eğitim düzeyi, eğitimden kopuş ekleniyor. Türkiye’de her on gençten biri okulu bırakmış durumda. Davaları izlerken bu çocukların neredeyse tamamının lise düzeyinde ya da eğitimi yarıda bırakmış olduğunu görüyoruz. Üniversite mezunu neredeyse yok. Sistemden dışlanan bu çocuklar, kendi örgütlenmelerini yaratıyor.

Bu noktada “Suça sürüklenen çocuklar” demek doğru mu?

Elbette. Hukuki olarak 12-18 yaş arası bu şekilde tanımlanıyor ama bu sürüklenmenin arkasında çok sayıda neden var. Biz genellikle “15-16 yaşında ne yaptığını biliyor” deyip geçiyoruz ama çocuğun yaşadığı mahalleyi, eğitim durumunu, çalıştırıldığı koşulları konuşmuyoruz.

MESEM gibi sistemlerle çocuk işçiliği yaygınlaşmış durumda. Haftada dört gün çalışmaları gerekirken çoğu çocuk hafta sonları da çalıştırılıyor. Davalarda meslek liselerinde okuyan, tekstilde, tamircide çalışan çok sayıda çocuk görüyoruz. Çetelerdeki yaş aralığı da 14-15’ten başlayıp 25’e kadar uzanıyor. Lider kadrolar bile çoğu zaman 30 yaşın altında.

‘Bu kadar güçlü rol model haline gelmemişti’

Sosyal medya bu çetelerin yapısını nasıl dönüştürüyor?

Bu çocukların kendine özgü bir tarzı var. Rap ve protest müzik çok önemli. Sokaktaki eşitsizliği anlatan müzikleri dinliyor, kendi kliplerini çekiyorlar. Teknolojinin içinde doğmuşlar ve bunu çok iyi kullanıyorlar.

Geleneksel mafya suç unsurlarını gizlemeye çalışırken, bu yapılar silahı özellikle gösteriyor. Motosikletlerle, araçlarla gövde gösterisi yapıyorlar. Bu görünürlük, gençler üzerindeki etkilerini artırıyor. Geleneksel mafya bile bu tarzdan etkilenmiş durumda.

Devletin rolünü sorgulamak gerekmiyor mu?

Operasyonlar yapılıyor ama bu yapılar uzun süre büyüyebildi. Sosyal medya ve telefonlar aslında en büyük delil kaynağı. Yakalandıklarında telefonlarından silahlı videolar, uyuşturucu görüntüleri çıkıyor. Buna rağmen karşımızda çok yaygın ve kitlesel bir yapı var.

Bugün bildiğimiz büyük grupların dışında, onlara öykünen onlarca küçük grup da var. Yeraltı dünyası hep vardı ama hiçbir dönem gençler için bu kadar güçlü bir “rol model” haline gelmemişti. Bu çok yeni bir durum.

Uyuşturucu ekonomisi bu çetelerin merkezinde mi?

Evet. Türkiye son yıllarda hem geçiş noktası hem de pazar haline geldi. Latin Amerika kartelleriyle kurulan ilişkiler, limanlarda yakalanan tonlarca kokain bunu gösteriyor. Yakalanan miktar, geçenin çok küçük bir kısmı.

Büyük gruplar uyuşturucuyu geçirirken yerelde çetelerle iş birliği yapıyor. Ödemelerin bir kısmı uyuşturucu ile yapılıyor ve iç piyasaya sürülüyor. Sokakta satış yapan torbacılar üzerinden örgütlenen yapılar, yeni nesil çetelerin ana gelir kaynağı haline gelmiş durumda.

‘Derin bir sınıfsal ve toplumsal kriz’

Çetelere katılım nasıl oluyor?

Artık sosyal medya üzerinden. Dava dosyalarında bunu açıkça görüyoruz. Başvuruları deniyorlar, küçük işler yaptırıyorlar. Kurşunlama gibi eylemlerle “samimiyet” test ediliyor. Tetikçi ile lider çoğu zaman birbirini tanımıyor.

Serdar Öktem cinayetinde de 2007-2009 doğumlu çocuklar vardı. Aldıkları paralar
1.000-2 bin TL gibi çok küçük miktarlar. Bu çocuklar büyük paralar için değil; aidiyet, dayanışma ve kendini ifade edebilmek için bu yapıların içinde yer alıyor.

“Varoşlar, sosyal medya ve çocuk hapishaneleri çetelerin insan deposu” cümlesi çok çarpıcı. Cezaevleri bu süreci nasıl etkiliyor?

Cezaevlerinde 12-18 yaş arası çocuk sayısı 5 binin üzerine çıkmış durumda. Büyük kısmı tutuklu. Tutukluluk süreleri uzun olduğu için küçük suçlarla giren çocuklar, içeride suç ağlarıyla tanışıyor. Çıktıklarında daha güçlü ilişkilerle dışarı çıkıyorlar. Islah sistemi tutuklu çocuklar için neredeyse yok.

Bu vahim tablo karşısında ne yapılabilir?

Bu tabloyu sadece güvenlik politikalarıyla aşamayız. Eğitim, kent politikaları, sosyal alanlar, dayanışma ağları olmadan bu süreç durmaz. Sol-sosyalist hareketlerin de sokaktan çekildiğini düşünüyorum. Çetelerin sunduğu dayanışma, sahiplenme ve görünürlük duygusunun yerine başka bir şey koyamazsak bu yapıların yayılması kaçınılmaz.

Bu çocukların isyan duygusuna nasıl cevap verileceğini konuşmak zorundayız. Çünkü bu sadece bir suç meselesi değil, derin bir sınıfsal ve toplumsal krizdir.

01.02.2026 23:00

İsrail'den F-35 iddiası: Türkiye uçakları teslim alamayacak

ABD'nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee, Türkiye'nin ABD'den F-35 savaş uçaklarını teslim alamayacağını savundu.

İsrail'den F-35 iddiası: Türkiye uçakları teslim alamayacak

F35-Adir savaş uçağı | Fotoğraf: İsrail Hava Kuvvetleri (CC BY-SA 4.0)

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!