13.12.2025 06:12 / Güncelleme: 13:13

Direniş çadırı bizim evimiz artık

Tokat’ın en büyük fabrikasının karşısındaki direniş çadırında 2 aydır Şık Makas işçileri. O işçilerden biri olan Güldane Çiftçier “Direniş çadırıyla özgüven kazandık. O çadır artık evimiz gibi, bizim kalemiz oldu” diyor.

Direniş çadırı bizim evimiz artık
Tokat, Direnişteki Şık Makas İşçileri, direniş çadırı, Güldane Çiftçier
Fotoğraf Fatih Polat

Fatih Polat


Tokat, TEKEL'in özelleştirilmesine karşı kentte gerçekleştirilen mitingden yirmi yıl sonra Organize Sanayi Bölgesi’nin en büyük fabrikası Şık Makas işçilerinin direnişiyle yeniden gündemde. 

Zonguldak’ta 48 bin işçinin katılımıyla 30 Kasım 1990 tarihinde başlayan madenci grevi, madenin kentin ekonomisine ve gündelik hayatına damgasını vurmasından ötürü, bir kentin grevi olarak başlamış ve giderek ülkenin gündemine oturmuştu. 12 Eylül Darbesine giden süreçte Amasya'da Yeni Çeltek maden bölgesindeki maden işçilerinin grev ve direnişleri de hacim farkıyla birlikte benzer bir özellik taşıyordu.

Tekel işçilerinin grevinden yirmi yıl sonra, ücretlerinin ödenmemesi üzerine direnişe geçen Şık Makas işçilerinin iki ayı aşkın süredir devam eden grevi de hem Tokat’ın gündemine giren hem de ülke ölçeğinde kendisinden söz ettirmeyi başaran bir direniş oldu. Şık Makas fabrikasının önünde kurdukları çadırda görüştüğümüz ve evlerine konuk olduğumuz işçilerin anlattıkları, direndikçe özgüven kazanmış olan işçilerin, kendileriyle birlikte bir kenti de değiştirmeye aday heyecanlarını açığa vuruyor. 

Her İnsan Bir Hikaye dizisinin bu bölümünde, Öz İplik İş Sendikası’ndan istifa ederek Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nda (BİRTEK-SEN) örgütlenip direnişe geçmiş olan Şık Makas işçilerinden Güldane Çiftçier’in hayatına konuk oluyoruz.

Güldane Çiftçiler, Tokat’ın merkeze bağlı Kızılöz Köyü’nde 14 Mayıs 1983 günü dünyaya gelmiş. Yoksul bir çiftçi ailesinin altı çocuğundan biri olan Güldane, “O zaman bizim buralarda kız çocukları okutulmaz anlayışı yaygındı. İlkokulu zor bitirttiler bana. Ortaokul ve liseyi daha sonra açıktan bitirdim. 15 yaşında evlendim ve 16 yaşında anne oldum. İki kızım bir oğlum var” diyor.  

 ‘Bu fabrikanın inşaat pisliğini bile biz temizledik’

 

“25 senelik bir evlilikten sonra bazı sebeplerden dolayı ayrılmak zorunda kaldım” diyerek devam eden Güldane, boşandıktan altı ay sonra eşinin yaşamını yitirdiğini ifade ediyor. 

“Eşim oto boyacısıydı, takdir edersiniz ki buranın sanayisinde çok fazla kazanılmıyor. Fazla kazanamadığı için ben de bu fabrikaya, Şık Makas’a girmiştim. Hayatı beraber göğüslüyorduk. 11 senedir de çalışıyorum ben orada. Orası daha ilk inşaat halindeyken girdim. Daha orası tam olarak yapılmamıştı. Bu fabrikanın inşaat pisliğini bile bizler temizledik. 11 senedir uğramadığımız mobbing de kalmadı.”

 Siz girdiğinizde kaç işçi vardı?

Ben girdiğimde 30 kişi falandık.

 Sonra en fazla kaç kişi oldu?

En fazla 2500’e ulaştık. Ustalar mesaiye kalmak istemediğimizde mobbing uyguluyorlardı. Ben eşimden ayrılmıştım, çocuklarım evimde yalnız, ‘mesaiye kalmasam olmaz mı?’ dediğimde, ‘Senin de bize işin düşer. Hastalık izni filan’ derlerdi. Akdeniz anemisi olduğum için ayda bir kez hastaneye gitmem gerekiyor. Kontrollerimden dolayı. Erkeklere yanaşamıyorlardı ama kadın işçiler üzerinde çok baskı kuruyorlardı. 

Kaç erkek, kaç kadın işçi vardı?

Bizim dikim bölümünde 1500 kişiydik. Bunu 700-800’ü kadınsa diğerleri erkekti. Hemen hemen eşitti. Çok kadın arkadaşımızın bu mobbingler, baskılar nedeniyle tuvaletlerde ağlamıştır. 

İlk zamanlarda ücretler düzenli ödenirken daha sonra kriz bahanesiyle gecikmeye başlamış. Ardından ücretler önce ikiye, daha sonra üçe bölerek ödenmiş. Güldane Çiftçier, “En sonunda da hiç vermediler” diyor. Bu, zaten açlık koşullarında çalışmaya zorlanan işçiler için canlarına tak eden noktayı oluşturmuş.

“Öz İplik İş sendikası hiçbir problemimizi çözümüyle uğraşmazdı. Oturduğum yeri gördünüz. Benim buradan asfalta inmem yarım saat, çıkmam yarım saat. Ben servisin bizim mahalleye de gelmesi için yalvarmama rağmen, ‘Orası uzak, benzin çok yakıyor’ diyorlardı. Mesela ustadan izin alamadım, sendikanın bunu çözmesi gerekiyor normalde. Hastane randevum var, çözemediğim için sendikaya gidiyorum, ‘Yok bizimle değil, önce şefinle, sonra ustanla, sonra biz’ diyorlardı. Sendikacılar içeride vasıfsız eleman gibi bir şeydiler.” 

Direniş nasıl gündeme geldi?

Biz iki aydır maaş alamıyorduk. Bize ödenmeyen eylül ve ağustos maaşlarımızı ödemek yerine, ağustosun yarısını ödeyeceklerini söylediler. 6 Ekim günü Öz İplik İş Sendikası Tokat Şube Başkanı Fatih Arslantaş, ‘Maaşın tamamını yatıracağız dediler ama yarısını yatırıyoruz diyorlar. Bu nasıl iş! Yarın sabah eyleme kalkıyoruz, hiçbiriniz kart basmıyorsunuz’ dedi. Biz dedik ki, ‘Kartlarımızı basmadığımızda çalışır görünmüyoruz. O zaman suç işlemiş oluyoruz. Bizler kart basacağız ve makinelerin başına oturmayıp eylem yapacaksak da bu şekilde yapacağız.’ Mecbur kabul etti. 7 Ekim’de biz bahçede grev yaptık. 8 Ekim’de arkadaşımız Sefa, ‘Fatih Bey, iki gündür grev yapıyoruz, patronlardan hiçbir ses seda yok mu?’ diye sordu.  Fatih Bey, ona ‘Adın ne?’ diye sordu. ‘Sefa Taştan’ deyince, ‘Sen benim üyem değilsin, ben sana bilgi vermek mecburiyetinde değilim. Sen bir çekil git oradan’ dedi. Sefa da ‘Ben Öz İplik İş’e üye değilim, şu anda sendikasızım ama sen bana bilgi vermek mecburiyetindesin, çünkü içeride benim alın terim var’ dedi. Bunu söyler söylemez sendikacılar çocuğun başına üşüştüler. Dövmeye yürüdüler. Ona yakın olan bir arkadaşımızı da eşinin karşısında yumrukladılar. Ortalık karışınca ‘Ben başkanlıktan çekiliyorum’ dedi ve İnsan Kaynakları’na gitti. Daha sonra dönerek, ‘Ben eylemden çekiliyorum, başkanlıktan çekilmiyorum’ dedi. Ayın 9’unda da bize ‘Fabrika üç gün tatil’ diye mesaj geldi. O üç gün içerisinde de bizi Kod 22’den işten attılar. 

Bu noktada bir parantez açarak, Kod 22’nin, işten çıkış bildirgesinde “Diğer nedenler” anlamına geldiğini hatırlatalım. Böylelikle patron, işçinin işten ayrılış sebebini detaylandırmadan, genel bir gerekçeyle keyfi bir çıkış bildirimi yapmış oluyor.

Peki BİRTEK-SEN’e üye olmanız nasıl oldu?

Öz İplik İş Sendikası Tokat Şube Başkanı bize, ‘Ben eylemi de sendika başkanlığını da bırakıyorum’ dedi ya, biz de ‘Kendi haklarımızı birlikte savunacağımız bir sendika buluruz’ dedik. Bazı arkadaşlarımız da arayıp bulmuşlar ve bize de ‘Arkadaşlar biz bu sendikaya geçtik, Mehmet Bey’i de çok araştırdık’ dediler. Gerçekten ‘adam gibi adam, sözüne de doğru bir adam’. Gerçekten hiç düşünmeden hepimiz de BİRTEK-SEN’e geçtik o zaman. 

Daha sonra mücadeleniz sonucunda KOD 22 kaldırılıyor ve işsizlik maaşı bağlanıyor…

Evet. Bazı arkadaşlarımıza bağlandı ama bize henüz bağlanmadı. Bizim kodlarımızı güncellemeleri gerekiyormuş, o olmadan bizleri işsizlik maaşına bağlayamıyorlarmış. En geç ocak ayının 3’üne kadar kodlarınızı güncelleyeceğiz ve sizleri de işsizlik maaşına bağlayacağız dediler. 

‘Önce korkarak başladık’

 

Direniş sürecinin en başından itibaren hislerinizi biraz tarif edebilir misiniz?

Aslına bakarsanız korkarak başladık. Direniş nedir bilmediğimiz için tedirgindik. Bir şeyin içine giriyoruz ama nasıl bir şeyin içine giriyoruz. Ta ki Mehmet Bey (BİRTEK-Sen Genel Başkanı Mehmet Türkmen) gelene kadar. Mehmet Bey gelip, ‘Arkadaşlar bu süreç böyle ilerleyecek’ deyince, biz gözümüzü kapattık ve güvendik yani. Hiç sorgulamadan ardı sıra devam ettik. Şahsen ben, 65 gündür direniyorum, aklımda hiçbir şüphe yok. Mehmet Bey’e karşı da olsun, sendikama karşı da olsun. Nasıl olacak, kazanabilecek miyiz? Tabi ki kazanacağız. Bütün haklarımızı alacağız inşallah. Emeklerimiz, alın terimizin karşılığını alacağız.

Bize, ‘Kazanamazsınız’ diyen çok oluyordu. Biz de Kod 22’yi kaldırmayı başardıktan sonra, ‘Başaramazsınız diyordunuz ama başarmaya başladık’ dedik. Geçen gün, markette, güvenlikten birisi, ‘Sizin sayenizde maaşlarımızı aldık’ dedi. Ben de ‘Helal olsun, diyeceğinize siz de gelip biraz destek verseydiniz keşke’ dedim. 2-3 ay maaş alamayınca boşanmak durumunda kalan arkadaşlarımız var. Evden atılan arkadaşlarımız var. Çocuğuna bir kitabı alamayan arkadaşlarımız var. Bunlar dram değil, hayatın gerçekleri.”

 Eviniz kira mı?

Hayır, annemden kaldı burası.

 Ayrıldığı eşinden kalan borcu da ödemek zorunda kalmış

Şu anda ekonomik olarak ne durumdasınız?

 Gerçekten çökmüş durumdayız. Eşim vefat edince bize yüklü miktarda borç kaldı eşimden. Bunu ödemekte gerçekten zorlandık. Bu evin elektriği, suyu, doğal gazı var. Faturalarımız var. Gider var ama gelir yok. Gerçekten zorlandık yani. Ama ailem sağ olsun, çocuklarımın da desteğiyle bir şekilde atlatmaya çalışıyoruz. 

Direnişteki diğer arkadaşlarınız da benzer durumdalar herhalde?

Ek bir geliri olmayan arkadaşlar ek hesaplara, kredi kartlarına girdiler. Şu anda faiz işliyor. Alacakları tazminatları da faize yatıracaklar. 

‘Direnişle birlikte özgüven kazandık’

 

Daha önce hayatınızda bir çadır yoktu, şimdi var. Bu nasıl bir duygu?

O çadırı biz evimiz gibi görüyoruz. Orası bizim evimiz artık. Oraya gitmeden duramıyoruz. Günlük olarak gidiyoruz. Orası bizim kalemiz. Orası yıkılırsa biz de yıkılacağız gibi geliyor. İlk günü anlatayım size. İlk gün Tokat Belediye Başkanı bize bir çadır gönderdi. Patronumuzun baskısı üzerine çadırı bir gece de geri aldı. Sonra bugünkü çadırı sendikamızla birlikte biz kurduk. Heyecandan da biraz anlatmakta zorlanıyorum. Sabah dokuzda biz gidiyoruz ve akşam çocuklarımız da olduğu için evimize dönüyoruz ama gece bire, ikiye kadar o çadırı bekleyenler var. Bir arkadaşımız kireçli su içmeyelim diye bize günlük su taşıyor mesela. Günlük yemek yaparak getiren arkadaşlarımız var. Mesela bugün çadırda pişi yaptık, pişi yedik. Odun sobamız var. Çadırımızın içi sımsıcak. Günlük bir aktivite var zaten. 25 Kasım’ı bile kutladık orada. Direnişten önce bir sosyal hayatımız yoktu. Sabah 6.30’da kalk işe git, akşam 7’de gel, yemek yap yat. Bu kadardı. Bu direnişle birlikte insan kendisine özgüvenini de kazanıyor, dostluk da kazanıyor.

 Halktan nasıl tepkiler alıyorsunuz?


Mitingin broşürlerini ilk Buse ile birlikte biz dağıttık. Çok güzel karşılıklar aldık. Mitingimizde 2500 kişiydik. Aşırı katılım vardı. Eyleme katılmayanlar da bize alkışlarla destek oldu. Bu mücadele başarıya gidecek. Ondan eminiz. Yıllardır patronlar kıdem tazminatını verip ihbar tazminatını vermiyormuş. Sendikamızın sayesinde bunu da alacağız. 

Şık Makas fabrikasının önünde, soğuk havaya karşı bacaları tüten çadırlarında direnen işçilerin kararlılığı birbirlerini ısıtıyor. Biri çadırın önünde odun kesiyor, diğeri odun ateşinde demlenmiş çayı arkadaşlarına ve misafirlerine ikram ediyor. Güldane Çiftçier, ‘Şık Makas’ta patron ve sarı sendika zulmüne son. İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız!’ pankartının asılı olduğu çadırlarının önünde kendisinden emin tebessümüyle sizi dayanışmaya çağırıyor ve ekliyor: “Mutlaka biz kazanacağız.”

Evrensel 31 yaşında!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
31.01.2026 16:20

Fenerbahçe’den Kante hamlesi: Teklif masada, yıldız isim sarı-lacivertlileri istiyor

Fenerbahçe, Al-Ittihad forması giyen N’Golo Kanté için yürüttüğü görüşmelerde pazarlıkta son aşamaya geldi.

Fenerbahçe’den Kante hamlesi: Teklif masada, yıldız isim sarı-lacivertlileri istiyor

Fotoğraf: Brian Minkoff-London Pixels/Wikimedia Commons CC BY-SA 4.0

01.02.2026 05:20

Derinceli yurttaşın gündemi: Kira 25 bin, maaş 20 bin, elma 100 lira

Derince'de aileler sosyal hayatı unuttu. “Hayaller Paris, gerçekler Türkiye” diyen bir aile, 50 bin TL gelire rağmen 8 yıldır sinemaya gidemediklerini, çocuklarının okul ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını belirtti.

Derinceli yurttaşın gündemi: Kira 25 bin, maaş 20 bin, elma 100 lira

Fotoğraf: Evrensel

31.01.2026 19:46

Adana’da Suriye ve Rojava açıklaması: ‘Bu bir savaş değil, halklara karşı imha politikasıdır’

Adana Emek ve Demokrasi Platformu, Suriye ve Rojava’daki kuşatma ve saldırıların emperyalist politikaların parçası olduğunu vurgulayarak, sivillerin korunması, kuşatmaların kaldırılması ve acil insani yardım koridoru açılması çağrısında bulundu.

Adana’da Suriye ve Rojava açıklaması: ‘Bu bir savaş değil, halklara karşı imha politikasıdır’

Fotoğraf: Volkan Pekal/Evrensel

01.02.2026 14:50

Gazeteci ve Film Eleştirmeni Şenay Aydemir: O kadar büyük bir otosansür var ki sansüre gelemiyoruz

İktidarın baskı ve sansür politikalarını, kültür alanındaki operasyonları ve yeni çıkan "AKP'nin Kültür Savaşı: İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat" kitabını Gazeteci ve Film Eleştirmeni Şenay Aydemir ile konuştuk.

31.01.2026 20:29

SES İzmir 2 No’lu Şube: Sağlık kurumlarında siyasi baskıya izin vermeyeceğiz

SES İzmir 2 No’lu Şube, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yaşanan siyasi müdahale ve şiddet iddialarına tepki göstererek, sağlık kurumlarının baskı ve nüfuz alanı haline getirilemeyeceğini vurguladı.

SES İzmir 2 No’lu Şube: Sağlık kurumlarında siyasi baskıya izin vermeyeceğiz

Fotoğraf: DHA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!