Barış güvercini hiç bu kadar ürkmemişti
Antik Yunan’da barış tanrıçası Eirene’ye ihtiyaç duyulduğuna göre günümüzde nükleer bombaların gölgesinde gerçek barışı aramak çok daha önemli sayılır.
Picasso
Faruk Eskioğlu
[email protected]
1 Eylül “Dünya Barış Günü”nde barış güvercini hiç bu kadar ürkek olmamıştı. İkinci Dünya Savaşı'nı bitiren ABD'nin atom bombasını saymazsak gezegeni yok edecek nükleer tehdit ve nükleer silahlanma hiç bu kadar pervasızca değildi.
ABD Başkanı Donald Trump’ın silahlanmada yeni denge planı, stratejik ortak Birleşik Krallık ile AB ülkelerindeki nükleer silahlanmayı kamçıladı denilebilir. NATO silah gücünün yalnızca yüzde 30’unu elinde tutan Avrupa’daki emperyal devletler, dünyanın geleceği adına nükleer yarıştan vazgeçilmesi için çaba göstermek yerine yarışa kaynak bulma arayışına girdiler.
Avrupa basınına göre ABD-Avrupa arasındaki kriz aşılamazsa İngiltereli Avrupa’nın Rusya’ya karşı dengeli bir askeri gücü koruması yılları alacak, bu yarışta yaratılacak kaynağın faturası da sosyal kesinti ve kısıntılarla emekçi halka kesilecek. Ayrıca ABD aradan çekildiğinde İngiltere ve Fransa’nın elindeki toplum nükleer başlıklar Rusya’nın elindekilerin sadece yüzde 10’u dolayında. Bütün bu uzun dönemi kapsayacak yarış barış güvercininin huzurunu kaçıracak tehdit, yarış ve yoksulluk anlamına geliyor. Ayrıca 40 yıl öncesinden ifşa edilen İsrail’in dünyanın 6’ncı büyük nükleer silahları ile İncirlik Üssü’ndeki ABD’nin nükleer başlıklı füzelerini de hesaba katınca o beyaz güvercinin tir tir titrediğini hissedebilirsiniz.
İşte böyle bir panorama içinde, 1 Eylül ‘Dünya Barış Günü’nde barışa ihtiyacımız olduğunu haykıracağız. Ortadoğu'da, Ukrayna'da, Yemen'de, Kıbrıs'ta, Türkiye'nin ‘çözüm süreci’ masasında velhasılı her yerde.
Dünyada barışı kurumsallaştırma çabaları
1 Eylül “Dünya Barış Günü”, Varşova Paktı tarafından Almanya’nın 1939’da Polonya’yı işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlattığı tarihi unutmamak ve barışın önemini hatırlatmak için ilan edilmişti. 1981’e gelindiğinde de BM tarafından “Uluslararası Barış Günü” kabul edildi. Bu amaçla her 21 Eylül’de, BM Merkezi’ndeki üzerinde “Yaşasın Mutlak Barış” yazan Japonya’nın hediyesi “Barış Çanı” çalınıyor. Dünyayı yok edebilecek nükleer bombalarla donatan ve kanla beslenen emperyalist ülkelerde bile 21 Eylüllerde barış adına klişe ve samimiyetsiz konuşmalar yapılıyor. Sanırım Türkiye Komünist Partisi, Dünya Barış Günü’nü BM’den önce tanıttığı için olsa gerek diğer ülkelerin aksine Türkiye’de 21 Eylül yerine 1 Eylül’de kutlamalar yapılıyor.
Barışa ilişkin çoğumuzun ortak paydasına gelirsek… “Barış” ile ilkokulda “Yurtta sulh, cihanda sulh” diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün sözüyle tanışmıştık. Mustafa Kemal, emperyalist bir işgalden savaşarak kurtulan bir ülkenin kalkınabilmesi için ihtiyacı olan barışı, 1931 seçimi öncesinde Cumhuriyet Halk Fırkası’nın programında öne çıkarır.
SSCB; 1991’de dağılmasına dek son 40 yılında (karşı bloğun olası saldırılarını engellemek için), Türkiye’de de dahil kendisine bağlı komünist partileri barış derneklerine dönüştürmüştü. Bu dönem karikatürlerinde ağzında zeytin dalı taşıyan beyaz güvercinler çokça çiziliyordu.
Güvercinin simge olması
Barış güvercinin öyküsü de Ressam Pablo Picasso’ya uzanıyor. Picasso’nun üyesi olduğu Komünist Partisi’nin siparişi üzerine 1949’da çizdiği ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin günümüze kadar barışın simgesi olur. “Paloma” İspanyolca “güvercin” demektir ve ressamın aynı yıl doğan kızına, Paris’te “Uluslararası Barış Konferansı” için çizdiği sembolün anısına verdiği isimdir. Zeytin dalının simgesel tarihinin ise Yunan mitolojisine kadar uzandığını da eklemeliyim.
1958’de Gerald Holtom’un İngiliz Nükleer Silahsızlanma Kampanyası (British Campaign for Nuclear Disarmament) için tasarladığı barış sembolü ise 70’li yılların “Çiçek Çocuklar”ı olan hippi kültürünün bir parçası olmuştu. Günümüzde popüler kültürün tokası, küpesi ve çanta süsü olsa da o sembolün adının “barış” olduğunun herkesçe bilinmesi sevindirici.
En çok kirletilen kelime
Dünya dillerinde barış kelimesi aslında savaşa kılıf olarak kullanıldığı için en çok kirletilmiş kelimeler arasında sayılır. Rusya’nın Afganistan işgali, ABD’nin Japonya’ya atom bombası atması ya da Ortadoğu operasyonları, Hıristiyan misyonerlerin Afrika çıkartması, devletlerin silahlanma yarışları bile gariptir ama hep “barış” adınadır. Türkiye’nin 1974 Kıbrıs harekatının adı “barış” ve simgesi de zeytin dalı taşıyan beyaz güvercindi. Dönemin başbakanı Bülent Ecevit’in mitinglerinde beyaz güvercinleri uçurtmak adettendi. 1974’te ve onu takip eden yıllarda Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta doğan çocuklara en çok konulan isim de “Barış” oldu.
Bu konuda 12 Eylül 1980 faşist cuntasının kapattığı ve üyelerini cezaevine gönderdiği Barış Derneği Davası konusunda da iki kelam etmeliyiz. Londra’da yaşayan akademisyen Mehmet Ali Dikerdem’in sevgili babası Mahmut Dikerdem’in öncülüğünde 1977’de kurulan Barış Derneğinin davası, cunta mahkemelerinde yılan hikayesine döndürülmüştü. Yurtdışından da izlenen dava 1991’de 1926 tarihli Türk Ceza Kanunu’nun 141 ve 142. maddelerinin kaldırılmasıyla düşerek sonlanmıştı.
Antik Yunan’da bile barış tanrıçası Eirene’ye ihtiyaç duyulduğuna göre günümüzde nükleer bombaların gölgesinde gerçek barışı aramak çok daha önemli sayılır. Uluslararası barışın sömürüsüz ve haliyle savaşsız bir dünya yaratmaktan geçtiği “2 kere 2’nin 4 etmesi” kadar bir gerçek. 1 ya da 21 Eylüllerde barış adına yapılan hamaseti dinlemek yine de hoş oluyor. Bebeklere “Savaş” adları konulan Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ta sosyalizm özlemi olarak “Barış” isimlerine ihtiyacımız var.
Evrensel'i Takip Et