Fabrikalar, atölyeler, ofisler... İşçi kadınlar işyerlerini her anlamda dönüştürecek
Kadın işçiler işyerlerinde taciz ve şiddete karşı en güçlü silahın örgütlülük olduğunu vurguluyor. Dayanışma ağları hem failleri geriletmenin hem de işyerlerini dönüştürmenin yolu oluyor.
Fotoğraf: Birleşik Metal-İş
Sıla Karakaya
Geçtiğimiz günlerde bir fotoğrafçının cinsel saldırı suçunun kadınlar tarafından sosyal medya üzerinden ifşa edilmesi, bu hareketi yeni bir dalga halinde gündeme getirdi. Ne kültürel alana işlemiş ağır cinsiyetçi şiddet ortamı ne de bu düzeneğin sosyal medya üzerinden maruz kalan kadınlar tarafından faş edilmesi yabancısı olduğumuz bir gündem değil.
Kadınlar tarafından bugüne kadar bir dizi ifşa paylaşıldı, paylaşılmaya devam ediliyor. Kuşkusuz yıllardır kadınların sosyal medya üzerinden bilgi belgeleriyle başından geçen deneyimleri paylaşması, birbirinin yarasını tedavi etme yöntemi olarak ifşanın öne çıkması günden güne çürüyen adalet ve hukuk sistemine duyulan güvensizliğin ne düzeyde olduğunu gösteriyor. Faş edilen listelerde sıraya dizilen isimler kültür, sanat, edebiyat, akademi çevrelerinin duayenleri ya da pek bilinmeyenleri olarak öne çıksa da kuşkusuz eşitsiz ve şiddete dayalı işleyiş bu alanlar ile sınırlı, özgün sorunlar değil. Aksine yaşamın aktığı her alanda kadınların farklı düzey ve biçimlerde yaşadığı bir gerçeklik.
Örgütsüzlük, faillere cesaret veriyor
Günlük hayatta tüm bunları yaşayan kadınlar işyerlerinde de varlıklarını sürdürebilmenin yollarını arıyor. Hayatın içerisinde somut dayanaklarını, dayanışma ve koruma ağlarını kuramadığımız ifşa eylemleri; sınırlılıkları açısından tartışmaya devam edeceğimiz bir süreç ve yöntem. Türkiye’de özellikle metal, tekstil, gıda, sağlık, hizmet iş kolları gibi erkek egemen sektörlerde kadınların çalışma yaşamına adım atabilmesi dahi ciddi bir mücadele sürecini gerektiriyor. Bu sektörlerde yaygın olan örgütsüzlük hâli kadınların işe katılma sürecinde yaşadıkları karşısında daha fazla zorlandıkları, faillerin ise daha korkusuz ve pervasız olabilmesinin ortamını yaratıyor.
Bu alanlarda şiddet yelpazesi kuşkusuz oldukça geniş. Bir şiddet türünün varlığı da diğerlerinin yaygınlaşması için olanaklı ortamlar yaratıyor.
Ülkemizde kadınların çalışma yaşamında hâlâ yedek iş gücü olarak istihdam ediliyor olması; ücret maliyetlerinin düşürülmesine, özellikle kadın işçiler açısından her an işlerini kaybedebilme korkusunun derinden yaşanmasına zaten sebep oluyor. Bu noktada kadınların çalışma yaşamı ve diğer alanlarda somut dayanışma ağlarından destek alabilecekleri, değişim ve dönüşüme tanık olabilecekleri örgütlü mekanizmalara, sendikalara hayati ihtiyaçları oluyor.
İş güvencesinin kaybı, kadınları sessizliğe itiyor
İşyerinde sağlıklı koşullarda çalışma hakkının korunması, iş güvencesi, çalışma koşullarının iyileştirilmesi üyeler arasında dayanışmanın sağlanması gibi amaçlar için sendika ve meslek örgütlerinin varlık nedenleri tartışmasız. İşyerlerinde kimden ve hangi yönden geleceği belli olmayan taciz vb. yıldırma eylemleri sonucunda üretim maliyetlerinin etkilenmemesi derdiyle failler ya terfi ediliyor ya da işyerinde kalmaya devam ediyor. Taciz ve şiddet ile yüz yüze olan kadınlar ise ya çeşitli suçlamalarla karşılaşıyor ya da tek başına baş etmeye çalışarak yalnızlaştırılıyor. Tacizi ifşalamayı geçelim yaşadığını herhangi biri ile paylaşmak bile güç oluyor çoğu zaman. İşten çıkarılmaya ya da bölüm değiştirmeye kadar bile gidebiliyor. Tam da bu sebeplerle bu yıldırma sürecine örgütlü bir biçimde karşı durmayı sağlayacak ve kadının güvenliğini önceleyecek adımlar atmak gerekiyor. Örneğin 2015’te Tuzla’da TEKSİF’in örgütlü olduğu bir tekstil fabrikasında bir kadın işçinin ustabaşı tarafından tacize uğraması sonucu başta diğer kadın işçiler ile bir dayanışma ağı kuruluyor. Daha sonra sendika aracılığıyla tüm fabrika ile iş bırakma eylemi örgütleniyor ve üretim duruyor. Fabrikada daha önce benzerleri yaşanan olay karşısında ilk defa yönetim ciddi bir adım atıyor, ustabaşı aynı gün işten çıkarılıyor.
Sendika meslek örgütleri ve dayanışma ağlarında bir araya gelen kadınlar sektör fark etmeksizin ekonomik ve sosyal anlamda yaşadıkları diğer şiddet biçimlerine karşı mücadelenin koruyucu, önleyici zeminini de yaratmış oluyor tartışmasız. Başta çalışma yaşamının şartlarını iyileştirmeye dönük adımlar atılıyor. Daha sonra her şeyden önemlisi elindeki en önemli silahı, gerektiğinde üretimi durduracak gücü ortaya çıkaracak birliği sağlamış oluyor örgütlenerek. Yukarıda bahsettiğimiz, üretimi korumayı önceleyen erkek egemen düzen içerisinde gedik açmanın birlikte ses çıkarmanın güzel bir örneği.
Uluslararası çalışma örgütünün geçtiğimiz yıl yaptığı bir araştırma, toplu sözleşme hakkı bulunan sendikalı iş yerlerinde yaşanan şiddet ve taciz oranlarının sendikasız işyerlerine kıyasla daha düşük olduğuna dair de veriler sunuyor. Bütün sorunlar yalnızca örgütlenmenin ilk adımlarını atmakla çözülmeyecek elbette. Örgütlü mekanizmalara dahil olmanın ardından bu örgütlerin ve mekanizmaların koruyucu, destekleyici potansiyelini ortaya çıkarmanın kendisi yine mücadelenin konusu.
Hayatın her alanında olduğu gibi sendikal işleyiş içerisinde de çoğunlukla erkek egemen yapılar hakim kuşkusuz. Kadınlar açısından bu yapılar içerisinde yönetim kademelerinde daha fazla yer almak, sendikaların taciz ve şiddeti önleme potansiyelini aktif olarak ortaya çıkarmak için sabırlı uzun erimli bir mücadele gerekiyor.
TİS’lerde taciz engellenebilir
Sektör fark etmeksizin örgütlü çalışma yaşamı içerisinde toplu sözleşme tarafı olarak iş sözleşmelerine şiddetin önlenmesine ve şiddete maruz kalanların desteklenmesine yönelik maddeler eklenmesi ve işletilmesi ciddi bir kazanım olacaktır örneğin.
Kadın işçilerin şiddet ve tacizi anlatma konusunda daha rahat başvurabileceği kadın komisyonlarının kurulması bu mekanizmaların toplumsal cinsiyet eşitliği çerçevesinde şiddet ve tacizi yaratan koşullara karşı mücadele ekseninde işletilmesi yine dönüştürücü bir etki sağlayacaktır.
Türkiye’de sendikalaşma oranlarının durumunu düşününce elbette bu mekanizmaların işlemesi, yaygınlaşması oldukça sınırlı. Ancak taciz ve şiddeti önlemek, bu şekilde kurulmuş ve devam etmek zorundaymış gibi görünen düzeni değiştirmek, örgütlülüğü geliştirecek bu adımları atmak oldukça büyük önem taşıyor.
Dayanışmaya çağrı!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...
Evrensel'i Takip Et