Arada kalmak: Genç beyaz yakalıların sınıfsız savaşı
Güvencesizlik, yalnızlık, örgütsüzlük: Genç beyaz yakalılar sınıfsal konumlarını hissetseler de kolektif bağlardan uzak, bireysel çözümlere sıkışmış durumdalar.
Murat Uysal
[email protected]
İstanbul – Genç beyaz yakalıların hayatında yönünü belli etmeyen, sürüp giden bir koşturma var. Ne vardıkları bir yer var ne de oldukları yerde kalabiliyorlar. Bu sürekli hareket hali, klasik işçi gerçekliğinden tümüyle kopuk değil. Güvencesizlik, düşük ücret, güvensizlik gibi işçi sınıfının temel meseleleri; beyaz yakalıların da hayatlarının merkezinde. Ancak bu sınıfsal gerçeklik, onların gündelik yaşamında açık bir aidiyet biçimine dönüşmüyor. Belirsizlik, tanımsızlık, konumlanamama hali; hem psikolojik hem politik hem toplumsal sonuçlar doğuruyor.
Bu yazı büyük genellemeler yapma iddiasında değil. Görüştüğümüz kişi sayısı sınırlı. Ancak bu bireysel deneyimler, daha geniş bir dönüşümün ipuçlarını taşıyor. O nedenle burada anlatılanlar bir “temsil” değil; bir tartışma ve düşünme çağrısı.
Görüştüğümüz iki genç beyaz yakalı, biri gazeteci, diğeri mühendis. Her ikisi de üniversite mezunu, aile evinde yaşayan, birkaç iş tecrübesinden sonra nispeten daha “istikrarlı” bir yere geçmiş insanlar. Her ikisi de çalıştıkları yerlerde sıkışmış hissediyor. Ücretlerinden memnun değiller, ancak bu memnuniyetsizliği sistematik bir sorun olarak da tanımlamıyorlar. Ve en çarpıcı ortaklık: Her ikisi de birlikte hareket etmeye, ortaklaşmaya uzak. Bir şekilde bulundukları hayatların içinden çıkacaklarını umuyorlar.
Birlikte değil, yan yana tahammül
26 yaşında bir gazeteci, “İş yerinde yaşadığım bir meseleyi işle ilgili kişilere değil, dışarıdaki arkadaşlarıma anlatıyorum. Güvenemiyorum. İnsanlar mesafeli. Sinsi, çıkarcı sanıyorlar birini daha fazla konuşurken görünce” diyor. Bu sözler yalnızca bireysel bir duyguya değil, iş yerinde kurulamayan bağlara, kolektifliğin yokluğuna işaret ediyor. Genç beyaz yakalılar için iş yeri, geçim sağlanan bir alan olmanın ötesine geçemiyor. Birlikte var olmanın değil, yan yana tahammül etmenin zemini haline geliyor.
Bu güvensizlik bireysel değil, sistematik. Neoliberalizmin en görünür sonuçlarından biri bu: Dayanışmanın yokluğu. Örgütsüzlük, yalnızca sendikasızlıkla değil, ortak duyguların ve ortak sorun algısının eksikliğiyle de biçimleniyor. Bugünün iş yerlerinde yalnızca ücretler değil; ilişkiler, bağlar, ortaklıklar da “asgari” seviyeye düşmüş durumda.
Ücret: Sınıfsal gerçekliğin en sert hali
Gazeteci 26 bin lira, mühendis ise 52 bin lira maaş alıyor. Gazeteci için beyaz yaka olmanın ideallerle bir ilgisi kalmamış. Ücreti, market kasiyerlerinin maaşına denk. Gazetecilik, bir meslek olmaktan çıkıp “tık avcılığı”na, içerik üreticiliğine dönüşmüş. Mühendis daha iyi durumda gibi görünse de bu göreceli fark tatmin üretmiyor. Çünkü kıyas hep “yukarıya” yapılıyor. Sosyal medyada dolaşan “300 bin maaşlı yazılımcılar”, “erken emekli influencerlar”, “yurt dışına kaçanlar” arasında 52 bin lira yetersiz.
29 yaşında bir mühendis, “Şimdilik iyiyim ama sürekli daha fazlasını yapmam gerekiyormuş gibi hissediyorum. Sosyal medyada bir şey bitmiyor, hedef hep ileriye konuyor. Daha iyi vücut, daha iyi ilişki, daha iyi iş… Hepsi bana ait olmayan hedefler” diyor. Bu sözlerde, neoliberal öznenin çıkmazı kristal gibi net görünüyor. Her şeyi başarabileceği vaadine inandırılmış ama hiçbirine ulaşamayan birey, en sonunda tükenmişlik ve yalnızlık içinde kalıyor. Bu duygularsa kolektif bağlar kurmak yerine, geri çekilmeyi, içine kapanmayı beraberinde getiriyor.
İş yeri: Birlikte çalışmak var, birlikte yaşamak yok
Her iki görüşmede de iş yeri ilişkilerinin yüzeyselliği öne çıkıyor. Aynı çatı altındalar ama aynı dertleri paylaşmıyorlar. Birbirlerini tanımıyor, tanımaya çalışmıyorlar. Dayanışma yok, güven yok. En temel zemin -ilişki zemini- çökmüş durumda.
Gazetecinin “Fazla sosyal olan ‘sinsi’, ‘Birilerine yaranmaya çalışıyor’ olarak etiketleniyor” sözleri, bugünün iş yerlerinde nasıl bir paranoya iklimi hakim olduğunu gösteriyor. Bu, yalnızca bireysel bir durum değil; sistemin dertleri kişiselleştirme biçiminin sonucu. Ortak sorunlar ortaklaştırılamıyor. Sınıfsal olan, bireysel olarak yaşanıyor.
Sendika? En iyisi için bir sayıdan ibaret
Görüştüğümüz gençlerden hiçbiri sendikanın kendisi için ifade ettiklerine dair net bir şey söyle(ye)miyor. Gazeteci olan bir arkadaşının ricası üzerine sendikaya üye olmuş ancak bu üyelik sayıdan başka bir şey değil gözünde: “Bir sayıya ulaşmak gerekiyormuş”.
İş yeri kolektif bir sorun çözme alanı olarak görülmüyorsa, sendika zaten düşünce ufkuna girmiyor. Bireylere tek başına mücadele etmek öğretilmişse, sendika gibi kolektif yapılar ya “fazla politik” ya da işinden olma nedeni olabiliyor. Kolektif aidiyet olmadan sendika fikri doğabilir mi? Güvensizlik üzerine kurulu ilişkiler, sendikayı bir güven alanına dönüştürebilir mi? Beyaz yakalılar, sendikaya ihtiyaç duymuyor mu? Yoksa bu ihtiyacı nasıl ifade edeceklerini mi bilmiyorlar?
Sistemli bir savrulma
Görüştüğümüz iki genç de sürekli bir hareket içinde. Ama bu hareketin ne yönü var ne amacı. Kimi zaman hedef var ama o hedef başkasının belirlediği bir hedef. Başarı duygusu geçici, tatmin eksik. Belki de en temel soru şu: Bu insanlar neden harekete geçemiyor? Sınıfsal konumlarını eskiye nazaran daha fazla fark ediyor olmalarına rağmen neden birlikte hareket edemiyorlar?
Yanıt çok katmanlı olabilir. Kültürel olarak, “beyaz yakalı” hâlâ “yukarı çıkma” potansiyeli taşıyor. Bu nedenle “aşağı”, yani işçi sınıfına dair bir aidiyet kurmak zorlaşıyor. Politik olarak, ortak bir mücadele hattı görünmüyor. Ve duygusal olarak, bağ kurmak kırılganlık anlamına geliyor. Sistem, herkesi bireysel hedeflere mahkum ediyor. Bu mahkumiyet, sınıfsal konumu perdeleyen bir rol oynuyor.
Yeni sorulara ihtiyacımız var
Bu yazı bir sonuç yazısı değil, amatör bir başlangıç çağrısı. Genç beyaz yakalıların işçileşme süreci, emek mücadelesine yeni sorular getirmesi gerekiyor. Bu gençler nesnel olarak işçi sınıfının parçası. Ama kendilerini orada görmüyorlar. Bu “arada kalma” hali yalnızca kimlik meselesi değil, örgütsüzlüğün birlikte olamamanın temel dinamiklerinden biri.
Evrensel 31 yaşında!
31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.
Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi
İndir, Oku, Dinle...

Evrensel'i Takip Et