20.03.2025 03:15 / Güncelleme: 15:22

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Şebnem Oğuz: Erdoğan muhalefeti bölerek hegemonya peşinde

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Şebnem Oğuz, Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilerek gözaltına alınmasına kadar varan operasyonu ve son gelişmeleri Evrensel'e değerlendirdi.

Siyaset Bilimci Prof. Dr. Şebnem Oğuz: Erdoğan muhalefeti bölerek hegemonya peşinde

Şebnem Oğuz | Fotoğraf: Evrensel

Birkan Bulut
[email protected]


İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilerek gözaltına alınmasına kadar varan operasyonla birlikte Türkiye aylardır devam eden baskıların sonucunda kritik bir eşiğe gelmiş durumda. Ancak iktidarın bu son hamlesinin yanı sıra bir yandan barış/çözüm çağrıları yapılırken, diğer yandan İBB’ye dahi kayyımın gündeme gelmesi tartışmaları beraberinde getirdi.

Gelişmeleri değerlendiren Siyaset Bilimci Prof. Dr. Şebnem Oğuz, "Hem normalleşme, hem de ‘terörsüz Türkiye’ sürecinde nihai olarak Erdoğan’ın hem devlet içindeki çeşitli klikleri hem de muhalefetin farklı kesimlerini birbirine karşı harekete geçirip ortaya çıkan tepkiler üzerinden hegemonyasını yeniden kurması ve politikasını belirlemesi söz konusu" diyor.

'Yargı kullanılarak seçim sonuçları kontrol ediliyor'

İmamoğlu, belediye başkanları, gazeteciler gözaltında. Kayyım iddiaları ortada dolanıyor... Uzun zamandır bekleniyor, konuşuluyordu aslında. İktidarın hedefi nedir? Cumhurbaşkanı adaylığını engellemenin ötesinde bir plan denilebilir mi?

Dünden beri yaşadıklarımız bir darbe olarak nitelendiriliyor, hatta adı da “19 Mart darbesi” olarak konmuş durumda. Ancak yaşadığımız şey bir darbe değil, zira darbeler demokratik işleyişin sürdüğü bir sisteme karşı yapılır. Oysa zaten böyle bir işleyiş yok, son iki gündeki gelişmeler Türkiye’de 2015 Haziran seçimlerinden itibaren başlayan, küresel düzeyde de 2016’da Trump’ın iktidara gelişiyle birlikte tartışılan, İsrail’in Gazze saldırısı ve Trump’ın ikinci kez iktidara gelişiyle güçlenen, kimi Marksistlerin “geç faşizm” olarak adlandırdığı sürecin bir parçası.

Bu bağlamda iktidarın İmamoğlu ve CHP’ye dönük saldırılarının iki hedefi var. Birincisi elbette İmamoğlu’nun cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasını engellemek. Bu hamleyi değerlendirirken geç faşizmin temel bir özelliğini hatırlamak gerekiyor: Geç faşizm komünizm tehdidinin olmadığı koşullarda şekillendiği için klasik faşizmden farklı olarak seçimlerin askıya alınmasına gerek duymuyor. Aksine, parlamenter sahnenin devam etmesi sağ popülist liderlerin güç toplamak ve kendilerini yeniden üretmek için ihtiyaç duydukları iç düşmanı muhatap olarak canlı tutuyor. Bu nedenle sık yapılan seçimler ve aktif bir parlamento rejim açısından stratejik bir işlev taşıyor. Bu koşullarda iktidar partisinin ömrünü uzatmak için seçimleri askıya almayı gerektirmeyecek başka araçlara başvuruluyor. Devletin ideolojik ve zor aygıtları sürekli farklı biçimlerde harekete geçirilerek, özellikle de yargı en önemli zor aygıtı olarak kullanılarak seçim sonuçları kontrol ediliyor.

İmamoğlu’na dönük saldırının ikinci hedefi ise tam da bu noktada açığa çıkıyor: İktidar, İmamoğlu’nun adaylığını engellemenin ötesinde genel olarak faşizmin kurumsallaşması sürecini bir adım daha ileri götürmeyi amaçlıyor.

'Slogan seçim ittifakını değil ezilenlerin tabandan mücadelesini vurguluyor'

Muhalefetten tepki yağıyor, birçok yerde eylemler yaygınlaşıyor ama henüz bu saldırıları engelleyecek bir hareket görünmüyor. Ortak mücadele olanaklarını nasıl görüyorsunuz?

Öncelikle İmamoğlu ve CHP'nin son dönemde kullandığı "kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz" sloganının ortak mücadele açısından çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu slogan Brecht'in 1934'de faşizme, savaşa ve kapitalizme karşı ortak mücadelenin ancak ezilenlerin birliği ile mümkün olduğunu vurgulayan şiirine dayanıyor. Şiirden bir bölümü hatırlayalım: “Kim mi kurtaracak seni, köle? Görecekler seni, kardeş, yuvarlananlar uçuruma, duyacaklar çığlıklarını. Seni köleler kurtaracak kurtaracaksa! Ya hep beraber ya da hiç birimiz. Kurtulmak yok tek başına yumruktan ve zincirden”. Şiir savaşta vurulmuş adamı ancak yaralıların kurtarabileceğini, yoksulların ise ancak yoksullarla birleşerek “yumruktan ve zincirden” kurtulabileceğini vurgulayarak devam eder. Muhalefet bu sloganın özüne uygun bir biçimde birleşebilirse, gerçek bir çıkış mümkün olabilir. Bu noktada şiirde bahsedilen birlik çağrısının faşizm koşullarında yapıldığını, dolayısıyla bir seçim ittifakını değil ezilenlerin tabandan mücadelesini vurguladığını unutmamak gerek.

'Bu açmaz, muhalefet açısından geç faşizmin ürettiği en önemli tuzak'

Tam da bu nedenle şu anda muhalefetin temel sloganına dönüşmesi çok anlamlı olur. Zira geç faşizmde seçimlerin rejim açısından bir başka kritik işlevi daha vardır. Seçimler, muhalefetin enerjisini, rejime karşı en etkili stratejiyi temsil eden uzun vadeli örgütlenme ve kitlelerle kalıcı bağlar kurma çabasından uzaklaştırır. Devlet sokak eylemliliklerini ve toplumsal direnişleri bastırarak/önleyerek, muhalefetin önüne tek mücadele aracı olarak seçimleri koyar. Muhalefet de bu koşullarda bütün enerjisini seçim çalışmalarına yönlendirir. Bu durum ise rejimin kendisine karşı mücadele araçlarının yaratılmasını olanaksız kılar. Bu açmaz, muhalefet açısından geç faşizmin ürettiği en önemli tuzaktır. “Kurtuluş yok tek başına” sloganının ruhuna sadık kalınırsa bu tuzağa düşmemek mümkün hale gelebilir.

'Muhalefet egemenlerle değil tüm ezilenlerle birlikte yol yürümekte kararlı durmalı'

Tam da silahların bırakılmasının, barışın konuşulduğu bir süreçte muhalefete yönelik artan bu baskıları nasıl değerlendirmek lazım?

İktidarın bu baskılarla muhalefeti bölmeye ve rejimin çizdiği sınırlar içinde kalabilen uysal bir muhalefet yaratmaya çalıştığı açıktır. Bu noktada baskıların temelde iki koldan ilerlediğini görüyoruz: Batıda CHP’ye, Gezi direnişi üzerinden daha geniş anlamda sola ve Mehmet Türkmen’in tutuklanması örneğinde sembolleşen işçi direnişlerine dönük bir saldırı var. Öte yandan da Kürtlere dönük baskılar kayyım atamaları, HDK operasyonu, Rojava’ya yapılan saldırılarla devam ediyor. Ancak burada muhalefeti yeniden dizayn etmenin mekanizmasının hâlâ Kürt meselesi üzerinden işlediğini unutmamak gerek. CHP’ye dönük baskılar temelde kent uzlaşısı üzerinden ilerlerken, Kürtlere de faşist rejimin parametrelerinde hiçbir değişiklik yapılmaksızın barış çağrısı yapılıyor. Bu durum ise özellikle CHP ve batıda diğer muhalefet güçleri açısından DEM Parti’nin bir muhalefet partisi olmaktan çıkabileceği şeklinde yorumlanabiliyor.

Bu açmazı aşmak için iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi DEM Parti tam da faşist bir rejimde onurlu ve demokratik bir barışın mümkün olmadığının farkında olduğu için barış mücadelesini ezilenlerin ittifakıyla yürütmeye çalışıyor. “Barışın toplumsallaşması” ile kastettikleri şey aslında tam da Brecht’in şiirindeki gibi faşizme ve savaşa karşı mücadelenin ancak ezilenlerin eliyle yürütülebileceği, bu konuda egemenlerden bir şey beklenmemesi gerektiği fikrine dayanıyor. Ancak Bahçeli’nin başlattığı süreçte müzakare-mücadele diyalektiğinde müzakere bileşeninden tümüyle vazgeçmeleri mümkün değil. Bu noktada Batıdaki muhalefet güçlerinin bu durumu “yine AKP’yle anlaştılar” paranoyasından çıkarak yorumlaması çok önemli.

İkincisi de hem Özgür Özel’in başlattığı normalleşme sürecinde, hem de Devlet Bahçeli’nin başlattığı süreçte işleyen temel rejim dinamiğini unutmamak gerekir. Faşizm, farklı güç merkezleri arasındaki mücadelenin getirdiği keyfilik ve belirsizliğin lider tarafından manevra alanına dönüştürüldüğü bir rejimdir. Hem normalleşme, hem de “terörsüz Türkiye” sürecinde nihai olarak Erdoğan’ın hem devlet içindeki çeşitli klikleri hem de muhalefetin farklı kesimlerini birbirine karşı harekete geçirip ortaya çıkan tepkiler üzerinden hegemonyasını yeniden kurması ve politikasını belirlemesi söz konusu. Dolayısıyla bütün muhalefetin bu dinamiğe karşı tetikte olması, Brecht’in şiirinin ruhuna uygun biçimde egemenlerle değil tüm ezilenlerle birlikte yol yürümekte kararlı durması gerekiyor.

31.01.2026 20:35

Meteoroloji’den 2 bölge için çığ uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’da yüksek kar örtüsü bulunan eğimli alanlar için çığ uyarısı yaptı, yurttaşları tedbirli olmaya çağırdı.

Meteoroloji’den 2 bölge için çığ uyarısı

Fotoğraf: AA

02.02.2026 08:33

Trump: Küba ile petrol tedariki için görüşmeler başladı

Küba ile petrol tedarikinin düzenlenmesine yönelik temasların başladığını açıklayan Trump, olası bir anlaşmanın “insani krizi önleyebileceğini” söyledi.

Trump: Küba ile petrol tedariki için görüşmeler başladı
Fotoğraf: Celal Güneş/AA
02.02.2026 12:32 / Güncelleme: 17:00

Epstein dosyasında adı geçen Slovak diplomat Miroslav Lajcak istifa etti

Jeffrey Epstein dosyasına giren yeni belgelerde adı geçen Slovakya Dışişleri ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Miroslav Lajcak görevinden istifa etti. İstifa, Başbakan Robert Fico tarafından kabul edildi.

Epstein dosyasında adı geçen Slovak diplomat Miroslav Lajcak istifa etti

Fotoğraf: Bakir123/Wikimedia Commons CC BY 4.0

02.02.2026 09:16

Beko ve Ulusoy işçileri, metal sözleşmesini değerlendirdi: Rakamlar yüksek görünüyor ama geçinmeye yetmiyor

150 bini aşkın işçiyi kapsayan MESS sözleşmesinin ardından zam oranlarının patronların kârlarıyla kıyaslandığında yetersiz kaldığını belirten işçiler, geçim sıkıntısının süreceğini söylüyor.

Beko ve Ulusoy işçileri, metal sözleşmesini değerlendirdi: Rakamlar yüksek görünüyor ama geçinmeye yetmiyor

Görsel: Al

02.02.2026 16:02

CHP'li Özdağ: Brandalarla örtülen vitrin projeleri değil, halkın barınma hakkı konuşulmalı

CHP Samsun İl Başkanı Mehmet Özdağ, Bakan Murat Kurum’un Samsun’daki açıklamalarına tepki göstererek, İlkadım’da 2012’den bu yana verilen kentsel dönüşüm sözlerinin tutulmadığını ve binlerce yurttaşın hâlâ güvensiz yapılarda yaşadığını söyledi.

CHP'li Özdağ: Brandalarla örtülen vitrin projeleri değil, halkın barınma hakkı konuşulmalı

CHP

02.02.2026 18:51

İsrail mülteci kamplarına saldırdı: 3 kişi hayatını kaybetti

İsrail ordusu, Nusayrat Mülteci Kampı'nda kurulan bir taziye çadırının çevresi ile Cibaliya'da bulunan Halava Mülteci Kampı’nı hedef aldı, 3 kişiyi öldürdü.

İsrail mülteci kamplarına saldırdı: 3 kişi hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!