25 Mart 2020 04:13

İşçi mektubu: Patron ‘işe gel’ dedikçe ben nasıl ‘evde kal’ayım?

"Evde kalmak bir yana her gün çalışmak zorunda olan işçilerin bu tehlikeli ve bir o kadar da ölümcül etkisi olan virüse karşı korunma koşullarını da patronların insaflarına bırakmış durumdalar."

Fotoğraf: IndustriALL Global Union/Flickr (CC BY-NC-ND 2.0)

Çiğli OSB’den tekstil işçisi
İzmir

Koronavirüsün etkisi ve yayılma hızı arttıkça toplumdaki telaş ve kaygı da artıyor doğal olarak. Virüsün Türkiye’de görüldüğü ilk günden bu yana geçen sürede vaka sayıları ve ölümler artsa da toplumun en azami güvenliğini sağlayacak önlemler konusunda hâlâ somut ve ciddi adımlar maalesef atılmıyor. Virüsün ülkemize sirayet etmesi karşısında toplanılan zirvede açıklanan pakette “patronları koruma kanunu” çıktı. Ve bunu gözlerimizin içine baka baka bir müjde havasında verdiler. Evet açıklanan “kalkan” paketi kimileri için bir müjdeydi ama o kişiler bizler yani işçiler, emekçiler ve gariban yoksul halk kesimleri değildi. Paketi açıklarken Cumhurbaşkanı kimin gözlerinin içine bakarak ve de gülerek “Tabi neşen yerinde” dediyse, olsa olsa onlar için bir müjdedir. Özellikle işçilerin büyük umutlarla beklediği toplantının sonunda bizler için dişe dokunur bir tek madde bile yoktu. Bize düşen elimizi yıkamayı ihmal etmemek, sabır etmek ve de duayı esirgememekti onlara göre. Çünkü istikrarı sağlanması gereken şey insan sağlığı değil onların biz işçi ve emekçilerin emeği üzerinden elde ettikleri zenginlikleriydi. Dolayısıyla ne ücretli izinler ne de parasız ulaşılabilir bir sağlık hakkı görüşülmeye değer konulardır onlar açısından.

Sağlık Bakanı her gün geç saatlere doğru yaptığı açıklamalarda teknik birkaç rakamdan ve hamaseti bol dayanışma çağrılarıyla son bulan konuşmalardan başka bir şey söylemiyor. Cumhurbaşkanından Sağlık Bakanına en yetkili ve etkili kişilere varıncaya dek, “Evde kal Türkiye” diyenler patronlara “üretme” demiyor. Bilmesek bizi çok sevdiklerine ve düşündüklerine inanacağınız. “Evde kal” çağrısı yapanlara sormak lazım. Patron “İşe gel” dedikçe ben nasıl “evde kal”ayım? Bunun somut koşullarını oluşturmak adınaysa hiçbir şey yapmadıkları gibi her gün fabrikalarında çalışmak zorunda olan işçilerin bu tehlikeli ve bir o kadar da ölümcül etkisi olan virüse karşı korunma koşullarını da patronların insaflarına bırakmış durumdalar. Belli ki Türkiye işçi sınıfının kendi göbeğini kendisinin kesme günleri gelmiş çatmış.

Bu virüs belki aramızdan sevdiklerimizi aldı. Ve belki sevdiklerimizi almaya devam edecek. Ama bu virüs aynı zamanda sadece bizi yönetenlerin gerçek yüzlerini ve saflarının neresi olduğunu göstermekle kalmayıp, hani biz işçilerin çok güçlü ve yıkılmaz gördüğümüz, uzun uzadıya sitem ettikten sonra “böyle gelmiş böyle gider” dediğimiz kapitalist sistemin ne kadar pamuk ipliğine bağlı ve ne kadar zayıf yönleri olduğunu da gösterdiği bir gerçek. Dolayısıyla biz işçi ve emekçiler bu virüsten sadece sakınmayı değil aynı zamanda onun açığa çıkardığı gerçekliklerle de yüzleşip nasıl bir mücadele vermemiz gerektiğini de belirlemeliyiz. Çünkü bizler canımızın telaşına düşmüşken patronlar kârlarından yapacakları zararların üzüntüsü içindeler. Bizler işten atılma korkusu, yiyecek ekmek bulamama tehlikesiyle karşı karşıyayken bizi yönetenler “bu kaosu nasıl fırsata çevirebilirim”in hesabı içindeler.

Ve bizler tüm bu kaygı, telaş ve korku içindeyken sendika bürokratları böyle rahat ve her şey, her yer süt limanmış gibi davranabiliyorlar. Tüm bunların bize gösterdiği bir şey var o da işçi sınıfı olarak başta sınıftan yana sendikaları yeniden inşa etmek ve mücadele çıtasını sadece bugün koronavirüsün önümüze çıkardığı sorunları aşmaya değil dünyadaki tüm kötülüklerin anası olan emek sömürüsü üzerine inşa edilmiş bu kapitalist sistemi yıkmaya çıkarmaktır.

Reklam