Sınırda bekleyen mülteciler: Burada 500 yıl öncenin koşullarında yaşıyoruz

Günlerdir Avrupa’ya geçme hayaliyle Edirne sınırında bekleyen mülteciler, hayallerini, yaşadıkları sorunları ve hikayelerini Evrensel’e anlattı.

04 Mart 2020 18:29
Son Güncellenme Tarihi: 04 Mart 2020 19:05
Paylaş

Eylem NAZLIER
Edirne

Türkiye’nin, mülteciler için sınır kapılarını açacağını açıklamasıyla birlikte binlerce mülteci Edirne’ye akın etti. Biz de bir grup gazeteciyle sabahın karanlığında İstanbul’dan Edirne yoluna koyulduk. Edirne girişinde polisler aracımızı durdurarak ‘Yabancı var mı yok mu’ diye sordu. Hayır yanıtından sonra aracımızın geçişine izin verdi. Mülteci tespit ettikleri araçları ise bekletiyorlardı.

İlk durağımız Pazarkule Sınır Kapısı… Tampon bölgeye geçmeden önce kurulan jandarma bariyerleriyle karşılaşıyoruz. Sadece mültecilerin geçişine izin veriliyor. İçeride yaşananları merak ediyorum, yanımdaki muhabir arkadaşıma, acaba mülteci olarak girebilir miyiz diye sorduğumda, içeride güvenlik önlemlerinin üst düzey olduğunu ve röportaj yapmanın imkansız olduğunu söylüyor.

Tampon bölgeye girişler yoğun değil. Suriyelilerden çok Afgan, Pakistan, Özbek, Afrika ve Türkmenler göze çarpıyor. 4-5 gündür buradalar. Türkiye’nin her yerinden otobüslerle, arabalarla gelmişler.  Üç, dört defa sınırı geçmeye çalışmışlar. Yunan polisi, pasaport, para, telefon hatta kıyafetlerini almış ve geri göndermiş. Ayrıca üzerlerine ateş açılmış, gaz bombaları atılmış.

Yol kenarlarında çanta ve kucaklarında çocukları ile yürüyen aileler, üçerli beşerli gruplar halinde bekleyen gençler... Evlerinde yaptıkları çorbaları mültecilere dağıtmak için getiren gönüllüler… Gönüllülerin dağıttığı kumanyayı almak için bir tarafta erkekler diğer tarafta sıra olmuş kadınlar ve çocuklar…

‘BİZE SAVAŞTAN, GAZ BOMBASINDAN BAŞKA BİR ŞEY VERMEDİLER’

Burada konuştuğumuz İranlı genç, birkaç gün önce Yunanistan sınırında atılan bomba ile yaralandığını aktararak, “Biz konuşmak istiyoruz ama kimse bizi duymuyor. Biz ne istiyoruz biliyor musunuz normal bir yaşantı istiyoruz. Ama kimse bu hakkı bize vermiyor. Ama zor çok zor, hele geceleri daha zor. Ateşle ısınıyoruz. Yunanistan ve Avrupa bize sınırı açsın. Uluslararası hukuk diyorlar. Nedir bu uluslararası hukuk? Değer veriyoruz deniliyor. Bakın görün nasıl bir değer. Gerçek yüzleri burada. Dünya, Birleşmiş Milletleri neredesin? Bize bakın bu insanlara bakın. Bize bugüne kadar savaştan, gaz bombasından başka bir şey vermediler” diyor.

“BURADA 500 YIL ÖNCESİNİN KOŞULLARINDA YAŞIYORUZ”

Sale Miloşem, bir yıl önce inancından dolayı baskı gördüğü için İran’dan Türkiye’ye gelmiş. Burada da kendine bir hayat kuramayan Miloşem, “İran’da beden eğitimi öğretmeniydim, madalyalarım var. Orada bir hayatım olmadı, Türkiye’de de olmadı. Geceler çok soğuk. Gündüz de yemek çok az. Burada sanki 500 yıl önce, kitaplarda okuduğumuz hayatları yaşıyorum. Bu hayat bize çok zor değil ama çocuklar ve kadınlar için çok zor. Ne olursa olsun geçeceğiz” dedi.

‘ÇOCUKLAR SAVAŞ GÖRMESİN İSTEDİK’

Üç çocuğuyla sınıra gelen baba ise yaşadıklarını şu sözlerle ifade ediyor:

“8 aylık bir bebeğim var. Çocuklar savaş görmesin istiyoruz. Çocuklar okuyamıyor. Türkiye’de Afganlara ev bile vermiyorlar. 500 TL kira olsa bize 1500 TL’ye veriyorlar. Boşu boşuna bizi buraya getirdiler. Zor hayatımızı daha da zorlaştırdılar. Sonuna kadar burada kalacağız, mecburuz.”

‘TÜRKİYE BİZİ KULLANMASIN, AYIPTIR’

Bütün ailesinin Avrupa’da olduğunu söyleyen 16 yaşındaki başka bir genç, “2 yıl önce ailem geçerken ben denize düştüm. Jandarma beni kurtardı. Onlar gitti ben kaldım. ‘Kapı açık’ dediler geldik ama kapalı. Türkiye bizi kullanmasın, ayıptır. Allahtan korkmuyor musunuz?” dedi.

ABLA SINIR NE ZAMAN AÇILIR?

Bir sonraki durağımız Doyran köyü… Burada 150-200 kişilik toplanma alanı oluşturulmuş durumda. Mülteciler buradan Meriç Nehri üzerinden karşıya geçmeye çalışıyor. Özellikle gece saatlerinde hareketli olan bu noktada Yunan askerleri kıyının karşısından mültecileri izliyor. Aileler ise yaktıkları ateşlerin etrafında nehrin karşı tarafını umutla seyrediyor. Bir yandan da açlık ve susuzlukla mücadele eden göçmenlerin yardımına “hayırseverler” yetişiyor. Gün içerisinde düzenli olarak gelen yemek ve erzak malzemeleriyle dolu araçlardan yardım almak isteyen mülteciler araçlara koşturarak birbirleriyle mücadele ediyor. Mültecilerle konuşurken sık sık “Abla senin haberin var mı? Sınır açıldı mı? Ne zaman açılır?” soruları geliyor. Ne diyeceğimi bilemiyorum, sadece susuyorum…

‘ANKARA’DAN HER ŞEYİMİZİ SATIP GELDİK’

“Avrupa’da kız kardeşlerim okula gidiyor, ben okula gidiyorum. Savaş yok. Gidebilirsem benim rahat bir yaşamım olacak” diyor 15 yaşındaki Abbas Alizade. Küçücük yaşına rağmen ailesinin yükünü omuzlarına alan Alizade, hayallerini ve hikayesini şu sözlerle anlatıyor: “İran’da doğdum ama Afganistanlıyım. Ailemle birlikte İran’dan Türkiye’ye geldim. Babam yoktu orada da çalışıyordum burada da çalışıyorum. Okula gitmedim. Türkiye bize kimlik vermedi. Lokantada çalışıyordum. Günlük 40 TL. Burada okul hayalim gerçekleşmedi. Ben okumak istiyorum. Şu kız kardeşim, o da okumak istiyor. Türkiye’de, kardeşlerimin kimliği olmadığı için okula gidemediler. Buraya gelirken her şeyimizi sattık. Ankara’dan çıktık geldik. Arkamızda hiçbir şey kalmadı. Paramız da kalmadı.”

‘BAŞLIK PARASI İÇİN AVRUPA’YA GİTMEK İSTİYORUM’

Memleketinde iş bulamayınca Afganistan’dan 3 yıl önce Türkiye’ye gelen İslam Rahimi, “Haftanın 6 günü, 12 saat çalıştım. 1800 TL maaş aldım. Benim ailem Afganistan’da. Nişanlım orada. Evlenebilmek için başlık parası biriktirmem gerek. O yüzden Avrupa’ya gitmek istiyorum. Burada olmadı, para biriktiremedim” diyor.

‘ÇOCUKLAR, DERHAL GÜVENLİ BÖLGEYE ÇEKİLMELİ’

Karşı tarafa geçmek için mücadele eden mültecilerin çocukları bu zorlu süreçten en çok etkilenenler. Aç, yorgun, bitkin ve çaresizler… Ayakları çıplak, bakışları donuk… Neler yaşandığının farkında bile değiller.

Mülteci çocukların durumuna ilişkin konuştuğumuz İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Genel Sekreteri Avukat Fırat Çiçek şunları söyledi:

“Mülteci çocuklar dünya üzerinde olduğu gibi Türkiye’de de hakları en çok ihlal edilen, görmezden gelinen çocuklardır. Savaşın getirdiği ağır travmaların çocukların üzerinde kalıcı etkiler bırakacağı açık. Bu süreçte çocukların yaşam hakkı ihlal ediliyor. Keza 4 yıl önce Alan Kurdi’nin ölümü ile mülteci çocuklar için politikamızın hangi noktada olduğunu görmüştük. Türkiye’nin mülteci ve sığınmacı çocuklara ilişkin politikasındaki temel kriter; kendi sınırları içinde bulunan çocukların ırk, din, dil ve etnik kökenden bağımsız korunması ve yaşam hakkının gözetilmesidir. Uluslararası alanda imzalanan sözleşmelerin getirdiği yükümlülükler gereğince çocuklara yönelik daha fazla hak ihlallerinin olmaması için, çocuklar derhal güvenli alana çekilmelidir. Unutmamalıyız ki çocuklar; siyaset üstüdür.”

‘KADINLARIN, ERZAK DAĞITIMLARINA ULAŞMASI ÇOK ZOR’

Kadın Savunma Ağı, “Kadın Dayanışması Sınır Tanımaz” diyerek mülteci kadınlarla dayanışmak amacıyla Pazarkule Sınır Kapısı’na geldi. Burada konuştuğumuz Kadın Savunma Ağı’ndan Sezen Özkan, sadece 24 saatte Türkiye’nin dört bir yanından gösterilen dayanışma sayesinde yüzlerce çocuk mamasını, çocuk bezini, kadın pedini pişik kremini, biberonu, emziği ve ıslak mendili mültecilere ulaştırdıklarını belirtti. Özkan, “Burası bir felaket. Hiçbir organizasyon yok, sağlık çalışanı yok, bir kriz merkezi yok. Mülteciler buraya geldi. İnsanların sorunlarına çözüm üretecek hiçbir mekanizma yok. Erzak bırakmak isteyenler göç idaresine teslim ediyor. Kadınların erzak dağıtımlarına ulaşması zor. Özellikle içerde bebekler, hamile kadınlar çok fazla” dedi.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

2 çocuk çalışanına istismarda bulunduğu iddia edilen sanıkların davasında erteleme

SONRAKİ HABER

Cinsel saldırılarda cezasızlık oranı kaygı verici

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...