16 Aralık 2019 04:11

Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım: Sistem meşruluğunu yitirdiği için eleştiriyorlar

Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun partisini ve Ali Babacan'ın parti kurma çalışmalarını yorumladı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

Çağrı SARI
İstanbul

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ni kurmasının, öte yandan eski bakanlardan Ali Babacan’ın da parti kurma çalışmaları içinde olmasının yankıları sürüyor. Siyaset Bilimci Deniz Yıldırım, "Türkiye’yi uçuracağı" söylenen yeni sistemin halk içindeki meşruluğunu kısa sürede kaybetmesinin nedenini, halkın temel ve hayati beklentilerini karşılamakta yetersiz olması olarak açıkladı. Yıldırım, “Davutoğlu ve Babacan, sistemin yanlış olduğunu düşündükleri için değil, sistemin meşruluğunun aşındığını gördükleri için eleştiri dozunu yükseltiyorlar” ifadelerini kullandı. Yıldırım, “İki parti, eski sisteme göre değil ama şimdi eleştirdikleri yeni sisteme göre, yani yüzde 50+1 kuralına ve ittifaklar sistemine göre anahtar hale geliyor” diyerek AKP’nin artık şahıs partisine dönüştüğüne vurgu yaptı.

AKP içindeki iki parti çıkışını Siyaset Bilimci ve Cumhuriyet gazetesi Yazarı Doç. Dr. Deniz Yıldırım ile konuştuk. Ahmet Davutoğlu’nun kurduğu Gelecek Partisinin vitrinine ilişkin Yıldırım, “Vitrin sınırlı; Davutoğlu’nun girişimi, daha çok Erdoğan’ın partisinden dışlanan, görevden alınan, küstürülen kadroların birlikteliği görüntüsünü veriyor” ifadelerini kullandı.  

"ARTIK AKP YOK; ŞAHIS DEVLETİ VE ŞAHIS PARTİSİ VAR"

Partinin kuruluşunda toplantısında “parlamento”, “yeni anayasa” vurgularının yapılmasını ve “Erdoğan Rejimi”nin programına karşı bir çıkış olarak nitelendirilmenin mümkün olup olmadığı sorumuza Yıldırım şu ifadeyle yanıt verdi: “Davutoğlu ve arkadaşlarının ana meselesi Erdoğan’ın kurduğu rejim değil. Zira bu rejimin adım adım kuruluşunda neredeyse hepsi oradaydı. İnşasına katkı verdiler, saray merkezli otoriter rejimi meşrulaştıran konumlarda bulundular, kararlar aldılar. Buradaki asıl meselenin Erdoğan Rejimi olmaktan öte; Siyasal İslam hareketinin yaşadığı ahlaki ve politik güç kaybının başka merkezlerce doldurulması tehlikesi karşısında Erdoğan Rejimi’nden kendilerini ayrıştırarak, AKP sonrası yeni sürecin inşasında söz ve etki alanını koruma arayışı olduğunu düşünüyorum. Ancak bu taktik tutum, kendi stratejisi olan bir muhalefet bloku açısından sorun edilmemeli. Erdoğan’ın en yakınında yer almış, danışmanlığını, bakanlığını ve son olarak da başbakanlık görevini yapmış bir ismin bile “AKP’nin yolu yol değil, Erdoğan’ın inşa ettiği rejim memleketin hayrına değil” deme noktasına gelmesi önemli. İktidar en yakın kadrolarını bile bu ucube yeni sisteme ikna etmekte zorlanıyor. Sistem, kurucu kadroları arasında bile meşruluğu ve işe yararlığı açısından sorgulanıyor. Türkiye siyaseti, saray merkezli bu yeni sisteme yandaşlık ve karşıtlık temelinde yeniden yapılanıyor. Bunlar, başkalarının stratejisinde dolgu malzemesi olmayacak her siyaset açısından taktik açıdan değerlendirilmesi gereken, altı çizile çizile vurgulanması zorunlu olan noktalar. Artık AKP yok; şahıs devleti ve şahıs partisi var. AKP’den her ayrılık, bunun politik olarak daha fazla vurgulanabileceği bir döneme kapı açıyor"

"ARTIK SİYASAL GÜNDEM BELİRLEYİCİNİN ERDOĞAN OLMADIĞI BİR DÖNEM"

AKP içindeki başkanlık sistemi tartışmalarıyla birlikte yeni kurulun parti çıkışının AKP’lilerdeki karşılığına ilişkin sorumuza Yıldırım şöyle yanıt verdi: “Her siyasal sistem, özünde seslenebildiği sınıf kesimlerini çeşitlendirdiğinde, onların beklentilerini karşılamayı başardığında sorgulanmadan ayakta kalır. Yeni sistem bunu sağlamıyor, uygulamayla görülüyor. Halkın çoğunluğu için yeni sistemde iş ve aş sorunları arttı. İşsizlik, hayat pahalılığı katlandı. Demek ki, “yeni sistem gelince Türkiye uçacak; icraati yavaşlatan iç ve dış engeller kalkacak. Ekonomi düzelecek” söylemi bir masaldı; özetle yeni sistemin halk içindeki meşruluğunu bu kadar kısa sürede kaybediyor olmasının altında, halkın temel ve hayati beklentilerini karşılamakta yetersiz kalması, birkaç aile dışında kimseyi ihya etmediğinin anlaşılması yatıyor. Dolayısıyla Davutoğlu ve Babacan, sistemin yanlış olduğunu düşündükleri için değil (öyle olsa en baştan çıkar ve itiraz ederlerdi), sistemin meşruluğunun aşındığını gördükleri için eleştiri dozunu yükseltiyorlar. AKP tabanında etkisini ise, genişleyen muhalefet cephesinin gerçekten demokratik bir anayasa yapma, yenilenmiş bir parlamenter sisteme dönme adına somut, birlikte çalışılabildiğini gösteren bir tutum geliştirip geliştirememesi belirleyecek. Ama şunu açıklıkla söylemek mümkün: Artık siyasal gündem belirleyicinin AKP ya da Erdoğan olmadığı bir dönem bu"

"İKİ PARTİ, YÜZDE 50 ARTI BİR KURALINA VE İTTİFAKLAR SİSTEMİNE GÖRE ANAHTAR HALE GELİYOR"

Ali Babacan’ın parti kurmasıyla bu hareketlerin AKP’de ve ittifak dengelerine yansımasına dair sorumuza Deniz Yıldırım şu ifadeyle yanıt verdi: “İttifak dengeleri değişebilir. Davutoğlu’nun partisinin daha tepkisel nitelik taşıdığını düşünüyorum; Babacan’ın partisinin ise daha hegemonik, daha genişletici bir stratejiyle, bir tür yeni Özalizm olarak karşımıza çıkacağını düşünüyorum. Dolayısıyla Davutoğlu partisiyle ilgili gündem diner dinmez büyük olasılıkla Babacan’ın partisini de göreceğiz. Tahminim Babacan’ın partisinin AKP tabanından daha fazla oy koparabileceği yönünde. İttifak dengelerine gelince. Her iki parti de anahtar parti konumuna geliyor. İki partinin AKP’den alacağı 5 puan bile, Erdoğan’ın ilk seçimde koltuğu kaybetmesi anlamı taşıyacak. Dolayısıyla bu partilerin etkisini, yeni sisteme göre düşünmek gerek. Anahtar parti demem de bundan. Aynı anda hem muhalefet cephesiyle hem de Erdoğan Partisi ile, kendi istedikleri doğrultuda değişimler için siyasi “pazarlık” yapabilecek konuma gelecek iki parti de. İttifaklar dengesini biraz da Erdoğan’ın mevcut ittifaklarını gözden geçirip geçiremeyeceği belirleyecek. O da zor görünüyor. Öyleyse bu yeni iki parti, eski sisteme göre değil ama şimdi eleştirdikleri yeni sisteme göre, yani yüzde 50 artı bir kuralına ve ittifaklar sistemine göre anahtar hale geliyor. Bu da Türkiye siyasetinin bitmek bilmeyen ironisinin devamı sanırım"

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Libya'da son savaş ve Türkiye-Mısır gerilimi

SONRAKİ HABER

4 ay geçti, hasarlı binlar yıkılmadı: Elazığ'da yaşanan Avcılar'da yaşanmasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa