27 Kasım 2019 03:50

Tarihin huzursuzluğu ya da huzursuzluk tarihi imgeleri

Yağız Senem, Burhan Kum'un sergisini yazdı: Tarihin Huzursuzluğu, tek başına incelendiğinde sanatseverleri estetik tatmine ve kuramsal derinliğe doyuracak niteliğe sahip.

Fotoğraf: Yusuf Çap

Paylaş

Yağız SENEM
İstanbul

Günümüzdeki hegemonik tarih anlatısı; iktisat tarihini, sanat tarihini, din tarihini vb. birbirinden bağımsız olgular olarak ele alır. Dolayısıyla onun şeyler arasındaki bağlantılık ve bütünselliği göremeyen eklektik metodolojisinde tarih ‘sadece’ kişiler üzerinden anlatılır. Tabii ki kişinin bilinci ile gerçekleştirdiği eylem, tarihin seyrinde yeni duraklara kapı aralar. Ancak o bilincin beslendiği maddi koşulları yadsıyarak yapılan okuma da kapıyı aralayan nüvenin göz ardı edilmesini, böylelikle tarih ve toplumun gelişimindeki denklemin yanlış kurulmasını beraberinde getirir. En nihayetinde bu akıl tutulmaması çağı yorumlamaya sirayet ettiğinde irdelenmesi, tartışılması gereken bir husus olduğunu her gün, her an hissettirir.

Ressam Burhan Kum; Tarihin Huzursuzluğu sergisiyle tarihi yorumlarken karşımızda duran çok bilinmeyenli kompleks denklemin bir unsuru üzerinden, resim sanatının bireyin ve toplumun bilince yarattığı kırılmalar üzerinden Osmanlı-Türk tarihinde göz ardı edilmiş ancak oldukça önemli ve ilgi çekici bir hadiseyi işliyor. Kendisi bu serginin iki temel işlevi olduğunu söylüyor. Birincisi yukarıda bahsettiğimiz metodolojik körlüğe karşı bir serzeniş ve uyarı. İkincisi ise yine aynı motivasyonla ortaya koyduğu, tür ve tema bakımından eşine az rastlanan çizgi roman çalışmasını farklı janrlarda eserlerle desteklemek.

TARİHİN DENKLEMİNDE SANATIN YERİ

Hikaye günümüzden yüzyıllar öncesine dayanıyor. 1479 yılında Fatih Sultan Mehmet, Venedik doçuna bir mektup göndererek iyi bir ressam ve tunç dökümcü istediğini söyler. Akabinde Gentile Bellini’nin on altı aylık İstanbul macerası başlar. Bu sürenin büyük çoğunluğunu Fatih’in yaptırdığı harem için erotik frestler yapmakla geçirir Bellini. Bu Kum için önemli bir gelişmedir. Çünkü henüz o yıllarda Vatikan’ın kadınların çıplak resmedilmesine karşı katı yasakları vardır. Yani bu frestler esasen sadece Türk-Osmanlı sanat tarihi için değil dünya sanat tarihi açısından oldukça değerli çalışmalardır. 16 aylık süreç içerisinde Bellini, Fatih’in meşhur portresini de çizer. Bu portre ise resimde “perspektif” tekniğin erken örneklerinden birisidir. Portre incelendiğinde Bellini ve Fatih’in aynı düzlemde baktığı görülür. Osmanlı minyatürlerinde ise padişah her zaman yukarıda resmedilir. Dolayısıyla padişah ve tebaasının aynı düzlemde resmedildiği ilk eserdir.

Kum, perspektif resmin Rönesans açısından özel bir önemi olduğunu, bu tekniğin çoğulcu bakışı pekiştirdiğini, olayları ve olguları tanrının değil insanın gözünden incelemenin alegorisi olduğunu belirtiyor. Henüz 15. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda sanatta böyle bir eğilimin değiştirici potansiyelinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ancak tarihçilerin Bellini’yi göz ardı ettiğini ve bunun sebebinin yukarıda bahsettiğimiz eklektik okuma olduğunu söylüyor. Bu ilgisizliğin ilgisini çekmesi üzerine “Gentile Bellini’nin Resimli Konstantiniyye Günlüğü” isimli çizgi romanının çalışmalarına başlıyor. Hikayesini de Alman tarihçi Babinger’e dayandırıyor. Yüzyılların ardında bıraktığı boşlukları kurgu ile dolduruyor. Ancak onun amacı tarihin rekonstrüksiyonu değil. Sergi incelendiğinde asıl amacın bu yenilikçi gelişmenin İkinci Beyazıt tarafından bertaraf edilmesinin sonuçlarını anlamak, bu sonuçların ve sebeplerinin irdelenmemesinin altında yatan tarih okumacılığı ile polemik yapmak olduğu anlaşılıyor.

HUZURSUZLUK İMGELERİ

Sergideki eserler çizgi roman ile birlikte değerlendirildiğinde ilk bakışta tekrar eden imgeler dikkat çekiyor. Bu imgeler kullanıldıkları kurguda tarihi rekonstrüksiyona uğratan iktidarlarla alay eden göstergelere dönüşüyor. Ayrıca sadece tema ile değil kimi eserlerde kullanılan malzeme ve çizim teknikleri ile Bellini’nin bir kez daha anıldığı da görülebilir. Kavramsal altyapısı, güncel politik gelişmelere yaptığı vurgu ve tek kişinin elinden çıkan, farklı materyallerle hazırlanmış farklı janrlara ait eserleri ile bu sergi ciddi bir emeğin ürünü olduğunu her an hissettiriyor.

Ancak özellikle iki eser Burhan Kum’un mevcut tarih anlatımı ile yaptığı polemiği yansıtması ve tarihi huzursuz kılanları teşhir etmesi açısından ayrıca değerlendirilmeyi hak ediyor. “Resim ile tarih arasında nasıl bir bağ vardır diye bana sorarsanız, simbiyotik bir bağ vardır derim. Bu simbiyotik ilişkinin temelinde resim ile tarihin aynı anda başlamış olması yatar. Tarihin yazı ile başladığı söylenir. Yazı ise resimden hareketle oluşturulmuştur. Resmin bir tarihi olduğu gibi, tarihin de kendisini ikna edici bir biçimde aktarabilmesi için resme ihtiyacı vardır.” diyor Kum. İşte “ittihat” isimli heykel tam da bu simbiyotik ilişkinin form almış hali. Tarihi imgeleyen kitap, sanatı imgeleyen fırçalar tarafından delinmiş. Fırça ile vurulan darbe adeta tarihi deforme ediyor ancak aynı fırçalar bir şekilde destek görevi durarak kitabın yani tarihin ayakta durmasını da sağlıyor. “Resim sanatı, tarihi anlamak için önemli bir dayanaktır. Ancak aynı zamanda sanatın bu türü çağlar boyunca tarihi bulandırmak için de kullanılmış, sahte hikayelerin delili olarak da sunulmuştur.”

“Ama benim için tarih temel olarak bugünü anlamanın bir aracıdır.” diyerek devam ediyor. Bu kaygı ile emek harcadığı bir başka eser olan “kayıp halka” dikkati çekiyor. 1973 yılında Şili’de gerçekleşen darbe ile indirilen Salvador Allende bir kurşun darbesi ile katledilir. Başına saplanan kurşun gözlüğünü iki parçaya ayırır. Gözlüğün sol tarafı bugün hâlâ Şili’de müzeye çevrilen darbeci Pinochet’nin ofisinde sergilenmektedir. Ancak gözlüğün sağ kısmı henüz hâlâ kayıp. Burhan Kum oldukça titiz bir araştırma ve çalışma sonunda kayıp olan sağ kısmın bir imitasyonunu sergisine ekliyor. 2008 krizi sonrası dinmeyen toplumsal hareketlere vurgu yapıyor ve “Kayıp halka”nın bulunması ile birlikte gözlük yeniden işlevli bir nesne haline geliyor. Bu nesne Allende’nin gözünü/görüşünü imgeliyor. Dünya halklarının tarihi ve bugünü Allende’nin gözünden izlemeye başladığını söylüyor. Bu söyleme bugün Şili’deki milyonların haykırışının eklenmesi eseri ve hikayesini daha da etkileyici kılıyor.

ÇİZGİ ROMAN MI, SERGİ Mİ?

Her ne kadar sergi ve çizgi romanın birbirini tamamladığını söylesek de oldukça fazla eserle desteklenen “Tarihin Huzursuzluğu” tek başına incelendiğinde sanatseverleri estetik tatmine ve kuramsal derinliğe doyuracak niteliğe sahip. Bu yazının kapsamı dışında kalan onlarca tablo, heykel vb. 14 Aralık’a kadar Aybastı Sokak 3 Şişhane adresindeki Öktem Aykut Galerisinde incelenebilir.  

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Finlandiya’da grev yayılıyor, sanayi işçileri de greve gidecek

SONRAKİ HABER

Arabulucuk Daire Başkanı ve kurucusu Hakan Öztatar sınavı kazanamadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa