04 Kasım 2019 17:07

Kriz kapitalizmin, eğitim hakkı bizimdir

Kapitalizmin hiçbir temsilcisi, üzerinde doğrudan bir basınç hissetmediği sürece, istediklerimizi kendiliğinden, ya da cılız bir taleple vermeyecektir.

Paylaş

Ender Şiar ARGIN

Yıldız Teknik Üniversitesi

“Eğitim hakkımız, burs ihtiyacımız” kampanyası ülke çapında üniversitelerde yaygınlaşmaya, en geniş öğrenci kesimleri arasında tartışılmaya devam ediyor. Geçtiğimiz sayıda da Hazan İlik arkadaşımız parasız eğitim kavramını soruşturmuş, kavramın tarihsel gelişimiyle birlikte parasız eğitim talebinin bugün öğrenci gençlik açısından ne ifade ettiğini tartışmıştı. Biz de bu yazıda “parasız eğitim”-“burs” tartışmalarında karşımıza çıkan “kriz var” argümanlarına dair birkaç cümle edeceğiz.

İlk olarak “parasız eğitim” talebinin önüne geçen “kriz var” argümanının öğrenci gençlik açısından nerede durduğunu tartışarak başlayalım. Marx, “yanlış bilinç” kavramını tartışırken bir toplumsal sınıfın, kendi sınıf çıkarlarından ziyade başka sınıfın çıkarlarını düşünerek hareket etmesinden bahseder ve bu durumun ideolojik formasyonda yanlış bilince yol açtığını söyler. Örneğin; asgari ücretin en temel yaşamsal ihtiyaçları bile karşılamadığı mevcut Türkiye koşullarında asgari ücretli bir emekçinin, patronların ve hükümetin “Kriz var, tasarruf etmeliyiz, birlik olmalıyız” söyleminin arkasında durması gibi. Öyleyse ilk olarak şunu söyleyebiliriz: öğrenci gençliğin talepleri, öğrenci gençliğin çıkarlarıyla ilintilidir; yaşamın her alanında egemen üretim ilişkilerini yeniden üreten kapitalist sınıfın çıkarlarıyla değil. O zaman “kriz koşulları” ve “parasız eğitim talebi” arasında dolaysız bir ilişki yoktur, çünkü kriz olgusu kapitalizme içkindir. O zaman “kriz koşulları”nın hesabı yapılmadan burs talebi ya da parasız eğitim talebi sekteye uğramamalı, hatta daha yüksek bir sesle yinelenmelidir. Çünkü emekçi sınıfların genç kuşakları olarak bizim çıkarlarımız ile toplumsal zenginliğe el koyan sınıfın çıkarları arasındaki ilişki, çıkar çatışmasına dayanan bir ilişkidir.

İkincisi, güç ilişkilerine ve dengelerine dair bir tartışmadır. Kapitalizmin hiçbir temsilcisi, üzerinde doğrudan bir basınç hissetmediği sürece, istediklerimizi kendiliğinden, ya da cılız bir taleple vermeyecektir. Parasız eğitim talebin karşılanması, talebin altının ne kadar doldurulduğu, parasız eğitim tartışmasının yakıcılığının, öğrenci gençlik açısından harekete geçme ve mücadele etme eğilimi kazanması açısından ne derece önemli olduğuyla ilgilidir. Bu tartışma başka bir yazının konusu olsun. Biz, ilk tartışmaya dönelim.

KRİZLER OLAĞANDIŞI MI?

Normal koşullarda kriz denilince kapitalist sınıfın bütün temsilcilerinde bir “olağandışılık” söylemi etkili olur. Onlara göre kriz anormal bir durumdur, üretimin büyüme hızı kısa süreli bir sekteye uğramıştır, çeşitli istikrarsızlık dönemlerinin olmasından daha doğal hiçbir şey yoktur. Peki krizler gerçekten olağandışı bir durum mudur?  Kapitalizm ve kriz bağıntısı doğal bir olgu değil midir?

Marx, 150 yıl önce kapitalizmin temel yasası olarak emek-değer teorisini ortaya atmıştı. Emek-değer teorisi, kapitalizmin temel motivasyonunun “kar için üretim” olduğunu, kar için üretim mantığının kar oranlarının tarihsel olarak düşüşünü zorunlu kıldığını ve kapitalizmin tarihsel ve yapısal ilişkilerinin aşırı üretim olgusuyla karakterize olduğunu gösteriyordu. Yani kapitalizmin karakteristik özelliklerinden kar oranlarının azalması ve üretimin yoğunlaşması, kapitalist üretim sürecinin çeşitli sorunlar-aksaklıklar yaşamasını zorunlu kılıyordu. Kar oranlarının düşmesi, kar kütlesinin arttırılmasına yönelik bir dizi önlemi (emek verimliliğinin artırılması, çalışma saatlerinin uzatılması vb.) gündeme getiriyordu.

Marx, kapitalist üretim sürecinin esas bariyerinin sermayenin kendisi olduğunu söylüyordu. “Kapitalist üretimde kar oranı itici güçtür”* ve bunun gerçekleşmediği koşullarda Marx’a göre “Üretimin canlandırıcı ateşi söner.” Kapitalizmin üretim ateşinin sönmesi aslında tarihsel bir eğilimdir. Kapitalizmin bu tarihsel eğilimi de sürekli olarak kriz ve durgunluk dönemleriyle karşımıza çıkıyor.

1970’lerdeki krizden sonra emek verimliliğinin istikrarlı artışına dair bir gözlem yapılamayacak durumdadır. Kimi iktisatçılara göre 1970’lerden sonraki dönem kapitalizmin “varoluşsal bunalımı” ile ilgilidir. Yine 1970’lerdeki krizden sonra kapitalizmin büyüme temposu sürekli olarak azalıyor ve bunu engellemek üzere neo-liberal politikalarla atılan adımlar büyümeyi tekrar canlandırmayı başaramıyor. Büyümede beklenen canlanmayı sağlayamamak, kapitalizmin sürekliliği sorununu daha tartışmalı bir hale getiriyor.

KENDİNİ YENİDEN ÜRETMEK İÇİN

Engels, 19. Yüzyılın sonlarında şu önemli gözlemle kapitalizmin “devrevi” krizlerinin geride kalmaya başladığını, krizlerin sürekli hale gelmeye başladığını söylüyordu:

“1825’ten 1867’ye kadar her seferinde yeniden başlayan on yıllık durgunluk, refah, aşırı üretim ve bunalım çevrimi, gerçekten sona ermiş görünüyor; ama yalnızca, bizi, sürekli ve kronik bir depresyonun umutsuzluk bataklığında bırakmak için. Dört gözle beklenen refah dönemi gelmeyecek; ne zaman onun habercisi olan belirtileri gördüğümüzü sansak, yeniden buharlaşıyorlar.”**

O zaman şu sonuca varabiliriz: kriz kapitalizmin yapısal ve tarihsel çelişkilerinin doğal bir sonucudur. Ollman’ın ifadesiyle gördüğümüz şey; “Kapitalizmin varoluşunu devam ettirecek koşulları artık yeniden üretemediğidir.”*** Yukarıda söylediğimiz gibi kapitalizmin yapısal bir sorunu haline gelen krizler ile parasız eğitim talebi arasında doğrudan bir ilişki yoktur, kriz kapitalizmin, eğitim hakkı bizimdir.

*Marx, Karl(2016), Kapital Cilt: 3, Çev: Mehmet Selik ve Erkin Özalp, İstanbul, Yordam Kitap, sf. 263

**Marx, Karl(2015), Kapital Cilt: 1, Çev: Mehmet Selik ve Nail Satlıgan, İstanbul, Yordam Kitap, sf. 38

***Ollman, Bertell(2013), Atları Hatırlayın… Ve Sopayı Kapın!, Çev: Deniz Gedizlioğlu, İstanbul, Yordam Kitap, sf. 21


Önerdiğimiz Kitaplar:

“Kapitalizmin varoluşsal krizi”, bu krizin dünya pazarı ve Türkiye’deki etkilerine dair  detaylı bir inceleme için İmkansız Sermaye

Krizler ve toplumsal değişim arasındaki bağlantının, devletleri iflasa sürükleyen “borç krizlerinin” ve büyük oranda ABD merkezli kriz teorilerinin değerlendirmesi için Finansallaşma Borç Krizi ve Çöküş

Kapitalist dünya ekonomisinin kaydettiği tarihsel gelişim ve değişime dair geniş bir inceleme ve işçi sınıfı hareketinin mevcut koşullarına karşı geliştirilen liberal, neomarksist teorilere dair detaylı bir tartışma için Kapitalizm ve Sınıf Mücadelesi

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Sorun birse çözüm de birdir

SONRAKİ HABER

İzmir'de Baronun trans hakları yürüyüşüne polis engeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa