20 Ekim 2019 11:59

Çocuk İşçiliği Çalıştayı: Dünyada 218 milyon çocuk işçi var

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezinin Çocuk İşçiliği Çalıştayı'nda, çocuk işçiliği ile mücadele vurgusu öne çıktı.

Fotoğraf: Evrensel

Paylaş

İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi Çocuk İşçiliği Çalıştayı düzenledi. Çalıştayda, çocuk işçiliği ile mücadele vurgusu öne çıktı.

Çalıştayın açılış konuşmasını yapan İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu, "Türkiye çocuk hakları sözleşmesini imzalayalı 30 yıl oldu. Ancak hâlâ çocuk kelimesinin yanına işçilik ve istismar kelimeleri gelebiliyor" dedi ve bu çalıştay ile çocukların yaşadığı işçilik sorunu üzerinde durulacağına dikkat çekti.

Çocuk Hakları Merkezi Başkanı Avukat Aşkın Topuzoğlu ise "Bugün ne yazık ki çocuk istismarının artışı, mülteci çocukların yaşadığı sorunların ne kadar yakıcı olduğunu görüyoruz. Bunlara çözüm bulmalıyız. Bugün buradan çocuklar için olumlu sonuçlarla çıkacağımıza  inanıyorum" dedi.

"ABD HARİÇ TÜM DÜNYA BM SÖZLEŞMESİNE TARAF"

Çalıştayın ilk oturumunda çocuk işçiliğine dair değerlendirmelerde bulunan, Türkiye’nin taraf olduğu sözleşmeleri ve maddelerini hatırlatan Prof. Dr. Turgut Turhanlı da "Birleşmiş Milletlerin çocuk işçiliğini yasaklayan sözleşmeleri var. Buna 196 devlet taraftır. ABD hariç bütün dünyanın bu sözleşmeye taraf olduğunu görüyoruz. Bütün dünya devleti bu sözleşmeye tarafken bu durum gerçekten çocuk haklarına ilişkin özveriyi mi gösteriyor yoksa burada başka bir şey mi var? Bu soruyu düşünmenizi istiyorum" dedi.

"4 ADIMDA ÇOCUK İŞÇİLİĞİ İLE MÜCADELE"

UNICEF Sosyal Politika Bölüm Başkanı Emre Üçkardeşler de bir sunum yaptı. Üçkardeşler, çocuk işçiliğinde olumlu bir düşüş yaşandığını söyledi. Dünyada  218 milyonu aşkın çocuk işçinin olduğunu, Türkiye’de ise yaklaşık 2 milyon çocuk işçinin olduğuna dikkat çeken Üçkardeşler, çocuk işçiliği ile mücadelenin daha nitelikli eğitim, kadınların istihdama katılımı, bütünleşik güçlü bir çocuk politikasıyla olabileceğini vurguladı.

Üçkardeşler, "Biz 4 adımda çocuk işçiliği ile mücadele yürütüyoruz:

  1. Çocukların ve ailelerin eğitim hizmetlerine, sosyal koruma hizmetlerine ulaşması
  2. Sorumlu ulusal ve yerel birimlere katkıda bulunmak
  3. Teknik destek ve saha çalışması
  4. İstihdamın belli paydaşlarıyla çalışmakar yürütmek. Örneğin tarım aracıları ile çocuk işçiliğine dair çalışmalar ve çocuk haklarına dair bilgilendirmelerde bulunmak" dedi.

"İSTİSMARIN BAŞLANGICINI ÇOCUĞUN EĞİTİM HAYATINDAN KOPMASI TEŞKİL EDİYOR"

Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı İstanbul İl Yardımcısı Ali Fuat Karaman "Çocuk İşçiliği ile Mücadele Bağlamında Kamu Uygulamaları" adlı sunum gerçekleştirdi.

Karaman şunları söyledi: "Burada çocuk işciliği dediğimizde bizim kastettiğimiz şey emek olarak sömürülmesi, sağlık, sosyal faaliyetlerden yararlandırılmaması, çocuğun beden gücü gerektiren işlerde çalıştırılması gelir. Çocukların sömürü aracı olarak kullanılması beraberinde çocuğun eğitim hayatından kopmasını getiriyor. Çocuğun ihmal ve istismarının başlangıcını da çocuğun eğitim hayatından kopması teşkil ediyor."

"ÇOCUKLARIN ÇALIŞTIRILMASI HASARLI YETİŞKİN OLUŞTURMA ANLAMINA GELİYOR"

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İş ve Meslek Sağlığı Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Arif Hikmet Çımrın da "Çocuk İşciliğinin Sağlık Boyutu" başlıklı bir sunum yaptı.

Çımrın, Uluslarası Çalışma Örgütü’nün (ILO) çalışma hayatına ilişkin 15 yaş sınırı koyduğunu hatırlattı. Çımrın, "Bizim iş kanununda çalışmak için  14 yaşını bitirmiş şartı var. Kurallar koymak önemli ama uygulamak zor. Çalışma ile çocuğu sınıflandırmak son derece sıkıntılı olabilir.  Kanunla belirlenen çalışma yaşı son derece sıkıntılı. Çocuğun gelişmesini olumsuz etkileyen bir çalışma yaşından bahsediyoruz. Bu gelişme dönemini sarsar. Çocuğun sağlığı bundan etkilenir. Bizim kliniğimizde 6 yıl içinde 2500 olguda 1500 meslek hastalığı tanısı koymuş bulunuyoruz" dedi. Çocuklar için eğitim hayatının sürmesinin oldukça önemli olduğuna değinen Çımrın, "Çocukların çalıştırılması hasarlı yetişkin oluşturma anlamına geliyor. Çocuk emeği yasaklanmalıdır. Özellikle devlet politikası olarak işsizlikle mücadele, sosyal yardımların sürdürülmesi ve eğitim maliyetlerin sıfırlanması sağlanması gerekiyor" dedi.

"DEĞİŞMEZ ALGISINI YIKMAK GEREKİR"

Çımrın’ın ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci "Türkiye'de Çocuk İşçiliği ile Mücadelenin Değerlendirilmesi" başlıklı sunum yaptı.

Uyan, “2019’da hâlâ çocukların çocuk işçi olarak çalıştırıldığı bir dünyada yaşamaktan dolayı rahatsızlık duymuyoruz bu temel sorun. Asıl sorunumuz yasalardan çok yasaların uygulanmaması. Bir çok çocuk yaşamını yitiriyor. Bir çok vaka var iş yerinde kaza olup iş kazası olarak geçirilemediği. Şuan içinde olan çok ciddi öncelikli bir sorundur. Bu dünyanın sorunu ama Türkiye’nin de büyük bir sorunu. Çocuk işçiliği ile mücadele çok önemli. Değişmez algısını kırmak gerekiyor. Gerçekten değişiyor. Hep beraber çalışmalıyız çocuk işçiliği çok önemli. 0-18 yaşın tartışılmaması gerekiyor“ dedi.

"600 BİN ÇOCUK İŞÇİ TEHLİKELİ İŞ ALANLARINDA ÇALIŞIYOR"

“Türkiye İş Hukuku Kapsamında Çocuk İşçiliğinin Kısa Değerlendirmesi ve İşçi Sendikalarının Çocuk İşçiliğiyle Mücadelede Rolü” sunumunu ise  Av. Murat Özveri yaptı.

Özveri, çocuk tanımında bir mutabakat olmadığına değindi. Özveri, “TÜİK verilerine göre 600 bin çocuk işçi tehlikeli iş alanlarında çalışmaktadır. İSİG verilerine göre ise 2013 yılından 2019 yılına baktığınız da 319 çocuk işçi ölmüş. Mevzuatımız var, tüm uluslararası sözleşmeler var ama bu 600 bin çocuk işçi olduğunu gerçeğini engellemiyor.  25 yılda bir, bir iş yerine müfettiş düşüyor. İş kazaları dahil denetleme oranı yüzde 1.2, dolayısıyla bu mekanizma ile bu işin önüne geçemezsiniz.  Sahada denetim yapacak müfettişi 700’ü geçmiyor.1960’lı yılların gerisindeyiz çalışma hayatının denetimi açısından” dedi.

Sendikaların durumuna da değinen Özveri son olarak şunları söyledi: “Çözüm kolektif iş hukukudur, İşçinin seçimi ile gelen mutlak anlamda iş güvencesine sahip işveren işten attığında ücretini verecek ve fabrikaya girmesini engellemeyecek güvenceye işçi konseyleri kurumunu kaldırılıp atmışız. Türkiye’de kolektif hakların öznesi olan sendikalar devlet ve işverenin izni olmadan örgütlenebilmesi neredeyse olanaksız kılınmıştır” diyerek sendikaların iş yerinde örgütlenmesinin neredeyse imkansız olduğuna da değindi. (İstanbul/EVRENSEL)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Adalet Bakanlığı istismar verilerini açıklamadı

SONRAKİ HABER

Tüm Bel-Sen: İBB'ye yönelik bütçe kısıntıları ve yetki gasbı uygulamaları kayyumdur

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa