19 Ağustos 2019 08:28

İdlib operasyonu ve "güvenli bölge"ye etkileri

Suriye ordusunun İdlib operasyonunda ilerleme kaydetmesi ve Türkiye ile ABD'nin Kürt bölgesinde "güvenli bölge" üzerine bir anlaşmaya varması, Arap basınında da öne çıkan konular oldu.

Fotoğraf: AA | Kolaj: Evrensel

Paylaş

Ali KARATAŞ
Yusuf ERTAŞ

Suriye’de yaşanan son gelişmeler İdlib operasyonun gittikçe yaklaştığının ifadesi gibi. Son durum hakkında Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yer alan haberde, ordu güçlerinin beş köyü cihatçılardan geri aldığı belirtildi. Suriye’nin iki önemli kenti Halep ve Şam’ı birbirine bağlayan otoyolun geçtiği Han Şeyhun kasabasına ise sadece üç kilometre kaldı. Stratejik öneme sahip olan yol ayrıca, muhaliflerin elinde olan İdlib’den geçiyor.

Rai al Youm gazetesi başyazısında, Rusya’nın tüm askeri ağırlığını Suriye ordusunun İdlib bölgesini tekrar alma planının koymaya karar verdiğini yazdı. Gazete bu kararı üç sebebe bağlarken operasyonun ilk amacının “Şam’ı kuzeybatıya bağlayan uluslararası karayolunu geri almak” olduğuna dikkat çekildi.

GÜVENLİ BÖLGE: CEVAPTAN ÇOK SORU

Son günlerin en sıcak gündem konusu olan “güvenli bölge” konusu işleyen Lübnan Akademisyen Muhammed Nureddin, Türkiye ile ABD arasında varılan anlaşmanın bir dönüm noktası olduğunu yazdı. Nureddin yalnız anlaşmanın iki taraf arasındaki ihtilaflarda cevaplardan çok sorular içerdiğini vurguladı. Nureddin Türkiye tarafından anlaşmada ulaşılmak istenen en önemli amacın, Rai al Youm gazetesinin başyazısında belirtildiği gibi Doğu Fırat’ın demografik yapısının Türkmen aşiretler ve kendisine yakın unsurlarla değiştirmek olduğu görüşünü savundu.

ABD TANKER SAVAŞINDA KAYBEDENİ

Cebelitarık yönetimi, geçtiğimiz hafta 4 Temmuz’dan beri Suriye’ye petrol taşıdığı gerekçesiyle tuttuğu İran gemisini serbest bırakma kararı aldı. Lübnan’da yayınlanan al Ahbar gazetesi, Adrian Daria veya Grace 1 olarak bilinen geminin serbest bırakılmasını, “İran’ın yeni aktif direniş stratejisinin başarısı” olduğunu ileri sürdü. Haberde Washington tankerlerin turunu kaybettiği ve İran’ın caydırıcılığının siyasi denklemde sabit olduğu belirtildi.


İDLİB OPERASYONUNA DOĞRU

Rai al Youm
Başyazı

Suriye Ordusunun Kuzeybatı Suriye’de ve geri aldığı Han Şeyhun yakınlarında ilerlemesi Fırat’ın doğusundaki güvenli bölge hakkındaki Türk-Amerikan anlaşmasının dağılmasını hızlandıracak mı? İdlib kırsalında Suriye uçağını düşürmek için kullanılan füzeleri kim Nusra Cephesi’ne verdi? Rus tepkisi nasıl olacak?

ABD ile Türkiye arasında Kuzeydoğu Suriye’de güvenli bölge ve derinliği üzerinde görüşlerin farklığının büyüdüğü bir dönemde; Cumhurbaşkanı Erdoğan ABD’nin uygulamadaki yavaşlığına cevaben bu bölgeyi askeri olarak işgal etmek ve bir kez daha tek taraflı bir adım atmakla tehdit ediyor. Aynı süreçte Suriye Ordusu kuzeybatı cephesinde ilerlemeye devam etti. İdlib kırsalında stratejik Han Şeyhun beldesine 3 km uzaklıkta beş köyü geri aldı.

Suriye ordusu, HTŞ (eski adıyla Nusra) ve diğer militan grupların kontrolüne son vermek için Rus hava korumasıyla ilerliyor. Amaç, Şam’ı kuzeybatıya bağlayan uluslararası karayolunu geri almak. Suriye ordusunun izlediği “kademeli olarak ilerleme” stratejisi başarılara imza atıyor. Çoğu askeri gözlemci, kuşatılmış Han Şeyhun’un kontrolünü ele geçirmelerinin yalnızca bir “zaman” mesele olduğunu söylüyor.

Rus liderliği, tüm askeri ağırlığını Suriye ordusunun İdlib bölgesini tekrar alma planının arkasına koymaya karar verdi. Bu değişiklik arkasındaki üç neden mevcut;

Birincisi; HTŞ’nin, Lazkiye’deki Hmeymim Rus hava üssünü iki hafta önce roket ve dronlarla bombalaması.

İkincisi; Türk tarafıyla yapılan “HTS ve müttefiklerini siyasi bir çözüme ulaşma konusunda ikna etmesi yönündeki” taahhütlerini yerine getirme müzakerelerinin başarısız olması. Bu durum yaklaşık 3 milyon sivili barındıran şehirde yaşayanlar için büyük riskler taşımaktadır.

Üçüncüsü; Soçi Konferansının Suriye Anayasa Komisyonu çalışmalarının sonuçlanmasının yakınlaşması. Rusya’nın siyasi bir çözüme ulaşma sürecinde ilerlemek için İdlib ana engelini kaldırma arzusu.

HTŞ’NİN ROKETSAVARI TÜRKİYE’DEN Mİ?

HTŞ savaşçılarının İdlib kırsalında bir Suriyeli Sukhoi 22’yi düşürüp pilotunu ele geçirmesi, belki de en dikkat çekici ve tehlikeli gelişme. Çünkü bu olayın nasıl gerçekleştiği, hangi roket veya uçaksavarla düşürüldüğü ve bunların kaynağı hâlâ bilinmiyor.

Rus ve Suriyeli müttefiklerin korktuğu şey, füzelerin kaynağının Türkiye ya da Katar’dan olması. Eğer doğruysa bu, Suriye sahnesinde kartların yeniden karılmasını öngören yeni bir gerilimin tırmanması dönemine işaret eder. Belki iki tarafın da çabası ilk başa dönmek.

Suriye uçağını düşürmek için kullanılan füzelerin kaynağının ABD, Türkiye veya Katar’dan geldiği bilgileri onaylanırsa, bu bütün kırmızı çizgilerin aşılması ve Türkiye ve Rusya arasındaki bütün müzakerelerin kırılması anlamına gelecektir.

Han Şeyhun’un kontrolünü yeniden ele geçirilmesi için Suriye Ordusu tarafından yapılan bu saldırı, İdlib büyük savaşının ön basamağı olduğu kesin. Rusya’nın yeşil ışık yakması ile gerçekleşen operasyona; “bir veya daha fazla uçağın düşürülmesinden bağımsız olarak” Rus desteği gittikçe artacaktır. Muhtemelen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı kuzeydoğu cephesinde “güvenli bölge” oluşturmaya zorlayan İdlib’ten gelecek olan mültecilerdir. Suriye ordusunun şehri ele geçirmeye karar vermesi durumunda sıkıca kapalı olan Türkiye sınırına girme girişimi dışında bir seçenekleri olmayacak. Bu karar fiilen alınmıştır. Uygulanması ise zeminde başarıya ulaşmaya başladı.


"GÜVENLİ BÖLGE" SORULARI

Muhammed NUREDDİN
al Halic

Sonunda Türkiye ve ABD, Suriye’de Fırat’ın doğusunda güvenli bir bölgenin kurulması hakkında bir ön anlaşmaya vardı. Ön anlaşma diyoruz çünkü anlaşma ayrıntılara girmeden sadece genel başlıkları içeriyor. Belki de ayrıntıların kendisi, anlaşmanın temel ilkelerden daha önemli.

7 Ağustos’ta imzalanan anlaşma, ABD elçisi James Jeffrey ile Türkiye Savunma Bakanlığı yetkilileri arasında birkaç müzakere turu sonrasında imzalandı. Anlaşma Türk-Amerikan İlişkilerinde bir dönüm noktası oluştururken, YPG ve SDG’nin iki binden fazla Amerikan askerinin doğrudan sponsorluğuyla hakim olduğu Doğu Fırat bölgesindeki statükonun önemli bir ihlalini içermektedir.

Anlaşma, Türkiye’nin Kürt güçlerini vurmak için yaptığı yoğun askeri tehdidinin ardından geldi. Türkiye, bölgenin ulusal güvenliği için büyük bir tehdit haline geldiğine inanıyor. Türkler ve Amerikalılar, Doğu Fırat’taki adımlara karar vermek için ortak bir operasyon odası kurmayı kabul ettiler. Odanın genel merkezinin Ankara’da olacağı söylenmişti. Daha sonra altı Amerikan subayının gelip, Türk askeri yetkilileriyle buluştuğu Şanlıurfa’da olduğu söylendi.

Güvenli Bölge Anlaşması cevaplardan daha fazla soru taşıyor;

  1. Türkiye ve ABD’den gelen açıklamalarda yüz binlerce Suriyeli göçmenin Türkiye’den Doğu Fırat bölgesine dönüşünden söz ediyor. Bu açıklamalar, geri dönenlerin kimliği, sayısı ve hangi alanlara geri döneceklerine ilişkin sorular ortaya çıkarır. Onlar asıl bölgelerine mi dönecekler veya yabancısı oldukları bir bölgeye mi? Bu nokta tüm taraflarca büyük dikkat ve yakından takip edilecektir. Türkiye’nin arzusu evlerinden ve yerlerinden edilmiş milyonlarca mültecinin insani olarak geri dönüşlerini içermiyor. Türkiye, her zaman Kürtlerin demografik yapısında bir değişiklikten bahsetti.  Türkiye’nin Cerablus ve Afrin bölgeleriyle yaşadığı deneyim, demografik yapıyı Türkmen veya kendisine sadık Arap unsurlar lehine değiştirme kararını yansıtıyor. Böylece Türkiye, Fırat’ın doğusundaki demografik yapı ile oynamaya çalışacak. Yer değiştirme ve iskan politikaları, 20. yüzyılın başlarından bu yana Türk milliyetçilerinin sabiti olmuştur. Anadolu’da I. Dünya Savaşı’ndan sonra yoğunlaştı. Bugün Türkiye, tecrübesini yurtdışına, özellikle 1920’de “Misakı Milli” sınırları dahilinde olan bölgelere aktarmak istiyor. Elbette bu çok hassas bir nokta ve orada yaşayanların- Kürtler, Araplar, Suriyeliler ve diğerlerinin- Türkiye’nin planlarını reddetmeleri durumunda bu planda bir ışık göremeyeceğiz.
  2. Türk kaynakları, güvenli bölgede Türk-Amerikan ortak askeri devriyelerden söz ediyor. Kuşkusuz ortak devriye, Kürtlerin kontrol ettiği bir bölgede ilk kez ayak basacak olan Türkiye için “kendi yararına” kaydedilecek bir noktadır. Ancak “güvenli bölge”nin boyutu nedir? Türklerin istediği gibi 30-40 km veya Amerikalıların önerdiği gibi 15 km’lik bir derinlik mi? Fırat’ın doğusundaki Türkiye ile Suriye sınırı boyunca mı olacak yoksa sadece bazı bölgelerde mi olacak?
  3. YPG’nin bölgede geleceği ne olacak? bölgeden tamamen mi yoksa kısmen mi çekilecekler? Buradaki ağır ve ağır olmayan silahların kaderi ne olacak? Şehirlerdeki ortak devriyelere katılacaklar mı? Şehirlerde güvenliği kim sağlayacak? Kürt savaşçılar mı veya kim olacak?
  4. Rojava bölgesinde siyasi, idari, hizmet ve güvenlik altyapısı oluşturmak için çalışan Kürtlerin pozisyonları nedir? Fırat’ın doğusunda Belki de beş yıldan daha uzun bir süreden beri Şam ile görüşmelerin başarısız olmasının gerekçesi olan özerklik kurmak için uğraşıyorlar.

Kuşkusuz Güvenli Bölge Anlaşması, Türk-Amerikan ilişkilerini normalleştirmek için bir adım olacaktır. Suriye’deki genel durum ve dengeler ve İdlib’teki gelişmeler üzerinde yansımaları da olacaktır.


TÜRKİYE VE İRAN’IN ÖZEL POZİSYONLARI VAR

Cihad HAZEN
Al Hayat

ABD Savunma Bakanlığı, Türkiye’nin S-400 füzeleri ile donatılmış Rus füze savunma sistemi satın alma kararını protesto etmek için F-35 savaş uçağı projesi üzerindeki çalışmalarını askıya aldı. Bu savaş uçağı projesi, on yıllardır ABD ile müttefiklerini bir araya getiriyor.

Türkiye 1952’de NATO’ya girdi ve ABD ile ilişkileri iyiydi. O sırada NATO’nun en güçlü ikinci üyesi olarak övünüyordu. Almanya ve Hindistan arasında en güçlü ekonomiye sahipti. Akdeniz ve Avrupa arasında Amerikan çıkarlarına hizmet ediyordu.

Türkiye’nin F-35 savaş uçağı projesine katılmasına engel olan başka nedenler de var. ABD, Türkiye gibi müttefiklerinin Irak’ta katılımını ve basit bir rol üstlenmesini istiyor. Buna mukabil Türkiye Suriye’de büyük bir rol oynamak istiyor. İşte ABD’nin istemediği de budur.

Türkiye Suriye’deki rejimi devirmek istiyor. Fakat Beşar Esad rejiminin halefi yok. Gerçekte onun savaşı Türkiye’den Suriye ve Irak’a kadar Kürtlere karşı bir savaş. Bu savaş, Erdoğan rejimi için ABD’nin herhangi bir ülkede kendisini desteklemesinden daha önemlidir.

Bununla birlikte, Türkiye ile Kıbrıs arasında büyük bir anlaşmazlık var. Türkiye, Nil vadisinde ve Ortadoğu ülkelerindeki gibi kendi enerji kaynaklarını bulamadı. Türkiye kendi topraklarında olmayan doğal gaz ve petrol talebi için Kıbrıs ile karşı karşıya gelmeye karar verdi. Bütün dünyanın olan denizin Kıbrıs’a ait olduğunu söyleyerek sahiplenmeye çalışıyor.

Sonra ABD ve Körfez müttefikleri ile anlaşmazlık içinde olan İran var. Birleşik Arap Emirlikleri, sorunları çözmek için İran’la bir toplantı çağrısında bulundu. İran’la müzakereler 2013’te durduruldu. BAE sorunların çözülmesinin bütün çatışan taraflara fayda sağlayacağına inanmaktadır.

Mayıs ayında Körfez’de Suudi petrol tankerlerine ve diğerlerine saldırılar yapıldı ve İran bu saldırıların sorumluluğunu reddetti. Ancak şu ana kadar tek şüpheli İran.

ABD’nin İran’la olan anlaşmazlığı Körfez’deki Arap ülkeleriyle karşı karşıya gelişinin ötesine geçiyor. Yemen’de bir yandan İran ile Husi müttefikleri, diğer yanda Suudi Arabistan’ın önderlik ettiği Arap ittifakı arasında çatışma mevcut. İran, Körfez güvenliğinin de kendisine gerekli olduğunu iddia ediyor. Ancak tutumu bu iddiasını desteklemiyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki trafik, anlaşmalar ile yönetiliyor. Bunlardan en önemlileri 1958 Cenevre Deniz Hukuk Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler 1982 Deniz Hukuku Sözleşmesi. Bu Anlaşma 1994 yılında yürürlüğe girdi.

İran 1958 ve 1994 anlaşmalarını imzaladı, ancak ikisini de henüz uygulamadı. Viyana’da, ABD’nin çekildiği İran’la nükleer anlaşmayı yürürlüğe koymak için görüşmeler yapıldı. Görüşmeler, “Ortak Eylem Planı” olarak bilinen anlaşmayı kurtarmayı amaçlıyordu. İngiltere, Fransa ve Almanya, geçtiğimiz ay ortak bir açıklamada Körfez’deki gerginliğin artmasından korktuklarını söylediler ve buradaki gerilimin azaltılması için çalışmaların başlatılmasını istediler.

ÖNCEKİ HABER

Ordu Çevre Derneği: Taş ocağı tarafından oyulan Kurul Kalesi'ne sahip çıkalım

SONRAKİ HABER

Hizmet kolları düzenlemesine tepki: Sağlık ve sosyal hizmetler ayrılmaz bir bütündür

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa