18 Temmuz 2019 14:00

Ahmet Davutoğlu’ndan yeni parti açıklaması: Bölücülük değildir

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu: Yeni pratik, eğer başka yol kalmazsa parti kurmaktır. İhtiyaç halinde yapmak ne ihanettir ne yanlıştır.

Fotoğraf: Fatih Poyraz/DHA

Paylaş

Ahmet Davutoğlu, Yavuz Oğhan’ın Youtube’da yayınlanan “Bidebunuizle” programına konuk oldu. Davutoğlu, Akif Beki, Yavuz Oğhan, İsmail Saymaz’ın sorularını yanıtladı. 

Davutoğlu yeni partiyle ilgili olarak “Demokrasilerde parti kurmak bölücülük değildir” ifadesini kullandı ve “Önümüzü kesmeye çalışsalar da ben konuşacağım. Yeni pratik, eğer başka yol kalmazsa parti kurmaktır. AK Parti kendine çekidüzen verirse ekonomik krizi çözecek yöntemler uygulanırsa kim niye ihtiyaç hissetsin? İhtiyaç halinde yapmak ne ihanettir ne yanlıştır” dedi. 

Davutoğlu’nun açıklamalarından öne çıkan kısımlar şu şekilde:

“EN TEMEL PROBLEM DÜŞÜNCE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN OLMAYIŞI”

“En temel problem düşünce özgürlüğünün olmayışı. 2017 Nisan’ı öncesinde yeni anayasa paketiyle ilgili düşüncelerimi anlatabilmek ve kaygılarımı anlatmak için TV kanallarına girişimlerde bulundum. Hiçbiri olumlu cevap veremedi.”

“PELİKAN ÇETESİ”

(“Marmara Üniversitesi’ndeki paneliniz iptal edildi, eşinizin paneli iptal edildi, yurtdışı temaslarınız engellendi, neden engelleniyorsunuz? Bütün bunların mağduru olarak aynı iktidarın mensubu olmaktan kendinizde de bir sorumluluk görüyorsunuz?” soruları üzerine) O malum trol çetesi. Pelikan çetesi denilen çete. Benim gıyabımda imzalanan MKYK toplantısının ardından Varto’ya gittim, son ziyaretimdi. Pazar günü böyle bir bildiri yayınlandı. Arkasındaki isimleri biliyorum, kimlerin finanse ettiğini biliyorum. Ellerimi açtım ve ‘ben ne yaptım bu insanlara’ dedim. Bu şey beni istifaya zorlamak için Alman ajanlığıyla suçluyordu.”

“Ben 3 yıl sonra ilk defa konuşuyorum. 3 yıl susmadım aslında. Cumhurbaşkanımıza, ulaşabildiğim kadar ulaştım. Partideki arkadaşlara bildirdim. Pelikan çetesinin bildirisi çıktığında muhteris bir grubun elde ettikleri menfaat karşılığında şahsiyet katliamı olarak değerlendirmiş ve biraz da acıyarak bakmıştım. Böylesine zelil yöntemlere başvurulduğu için. Yol ayrımında olduğumuzu hissettiğim için de başbakanlık makamını bırakmayı partinin bölünmemesi devlette kriz çıkmaması için tercih ettim. Muhteris bir grubun çıkarları için yayınladığını düşündüğüm paçavra, daha sonra yaşananlara baktığımızda Türkiye’nin istikrarına, Türkiye’de bir takım heveslerin ortaya çıkmasına zemin hazırladığını düşünüyorum. 1 Kasım sabahı bu ülke yeni bir ümide uyanmıştı. Ekonomide tedbirler alınacaktı. Üç ay içinde bütün sözlerimizi yerine getirmişiz. Asgari ücrete enflasyonun beş misli zam yapmışız, buna rağmen enflasyon düşüş trendine girmiş… ÜFE yılda yüzde 3.2’ydi şimdi aylık o düzeylerde. Türkiye’nin yüzde 50+1’e muhtaç edildiği, gizli koalisyonlara zorlandığı bir senaryonun oluşması için benim devre dışında bırakılmam gerekiyordu. Şimdi gördüğüm bu.”

(Görevden ayrılmadan önce Erdoğan’la yaptığı konuşmayı anlattı) “Sayın Cumhurbaşkanı siz beni ısrarla siyasete davet ettiniz. Partimize kapatılma davası açıldığında ben size gelip bundan sonra mezara kadar yanınızdayım dediğim için siyasete girdim. Ben bir görevin hakkını veririm. Ben anladım ki siz gücü elinizde toplamak istiyorsunuz. Bunu yadırgamam siyasi liderler bunu isterler. 258 milletvekilimiz var başkanlık sistemini getirmemiz mümkün değil. Dolayısıyla gelin, sayın Bahçeli’yle, Kılıçdaroğlu’yla görüşelim. 1 ay içinde cumhuriyet tarihinin en kapsamlı reformunu yapıp pür parlamenter sistemine geçelim, bütün yetkileri başbakanda toplayalım. Eylül ayında da bizim kongremiz var. Ben sizin bana tevdi ettiğiniz emaneti size vereyim. Genel başkan olun. Başbakan olup bütün yetki sizde olsun. Ben de başdanışmanınız olayım. İstemezseniz de akademik hayata döneyim. Sayın Cumhurbaşkanım kanaatiniz nedir? dedim. ‘Böyle devam edelim’ dedi.

“BENDEN HER ŞEY OLUR DA DÜŞÜK PROFİLLİ BİR ŞEY OLMAZ”

“Başbakanmış gibi yap ama yetki kullanma, kendi il başkanını bile atayama. Bunu benden sayın cumhurbaşkanı ve MKYK’ye imza atanlar istedi. Benden ‘düşük profilli başbakan’ gibi bir şey isteniyordu. Ben kendimi bilirim, benden her şey olur da düşük profilli bir şey olmaz. En zor durumda kalsam da yapamam. (Kukla mı demek istiyorsunuz?) Hayır daha sonra da o makama gelenler olduğu için şey yapmam, düşük profili de o gün öyle dendiği için söyledim. Dolaylı da olsa öyle iğneleyici sözler söylemem. Manifestoda yer alanları ben zaten sayın Cumhurbaşkanına ilettim. Benden tek talebi oldu. Grup toplantısına katılmamı istedi. Ben de eleştirdiğim hususlarda düzelmeler umuduyla gittim. Düzelme olmadığı gibi 24 Haziran seçimleri sonrasında cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçildiğinden beri krizler derinleşti. Ben iki şeyi kabul etmiyorum. Susarak içeride beklemeyi ve susarak partiden kopmayı doğru bulmuyorum. Evet içeriden konuştum. Bir müddet daha konuşmaya devam ederim. Ben manifestoyu açıkladığımdan beri 3 ay geçti. Hiçbir ilerleme yok. Tartışılması bile yasaklandı. Bunu söylemeye devam ederim.”

“DEMOKRASİLERDE PARTİ KURMAK BÖLÜCÜLÜK DEĞİLDİR”

“Sayın Babacan bir açıklamayla ayrıldı. Belki bir yöntem farkı. Saygı duyarım herkesin kararına. Ben içerideki o hüznü de yaşayarak hitap etmeye devam edeceğim. Bu saatten sonra parti kurmak bölücülük müdür? Hayır arkadaşlar. Demokrasilerde parti kurmak bölücülük değildir. Bana gelip nereye gidiyoruz diye soran arkadaşlarla hep istişare içinde oldum. Din siyasete alet edildi. Bunda bizim payımız varsa hepimiz yüzleşmeliyiz. Dini bir ankette en az güven din adamlarına duyuluyorsa hepimizin bunu düşünmesi lazım. Önümüzü kesmeye çalışsalar da ben konuşacağım. Yeni pratik, eğer başka yol kalmazsa parti kurmaktır. Siyaset biliminde bir kural vardır, boşluk kabul etmez. AK Parti kendine çekidüzen verirse ekonomik krizi çözecek yöntemler uygulanırsa kim niye ihtiyaç hissetsin? İhtiyaç halinde yapmak ne ihanettir ne yanlıştır.”

“(Neden Babacan ve Gül ile beraber değilsiniz? sorusu üzerine ) Onlar da parti kurma konusunda bir irade beyan etmiş değiller. Sayın 11. Cumhurbaşkanı Gül ile bir yıldır falan görüşmedik. Ali bey ile aramızda derin bir hukuk var. Hep güvenmişimdir kendisine. Hep bir güven ilişkisi oldu. 1 Kasım’da ısrarla olmasını istediğim arkadaşlardan biriydi. Türkiye’nin Ali Babacan’a her zaman ihtiyacı vardır. Yetişmiş devlet adamlarından bir kişiyi bile israf etmek milletin yapabileceği en ağır israftır. Birlikte açıklamak isterdim manifestoyu. Benim manifestoma imza atacak derecede görürdü. Düşüncelerini bildiğim için. Bu bir ortak aklın oluşum sürecidir. Birlikte olabilmek için parti içinde ve dışında elimden geleni yaptım. Bu soruyu Ali Bey’e de sormakta fayda var. Beraber olamayışımızın bir mevki makam iddiasıyla alakası yoktur. Saçma sapan şeylerdir. Soruşturma başlatıldığında aradım destek verdim. O benimle çalıştı ve ben Ali Babacan’ın devlette titizliğine şahidim.” (HABER MERKEZİ)

ÖNCEKİ HABER

Kimya Mühendisleri Odası: Alkollü içkide ÖTV düşürülmeli, denetimler artırılmalı

SONRAKİ HABER

Bir günde 8 kentte 9 ayrı noktada orman ve makilikler yandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa