30 Haziran 2019 18:55

Ahmet Davutoğlu köprüleri atmıyor

Fatih Polat, eski Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun Elazığ Gönül Dostları Buluşması'nda yaptığı konuşmayı yorumladı.

Fotoğraf: Erkan Bay/DHA

Paylaş

Fatih POLAT

Eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun, AKP içinden kopanlarla kurulacak yeni partinin Ali Babacan’ın liderliğinde olacağına dair kulis haberlerinin yoğunluk kazanmasıyla birlikte yaptığı yeni açıklamalar, hem zamanlaması hem de içeriği bakımından üzerinde tartışmayı gerektiriyor.

Davutloğu’nun açıklamalarının ardından sosyal medyada "boş laflar" anlamına gelen çokça değerlendirme yapıldı. Ancak bu açıklamaların ülkenin geçtiği siyasal süreçler bakımından "yol açıcı" bir anlamı olup olamayacağı tartışmasının ötesinde, eski başbakanın ne söylediği ve söylediklerinin nereye bağlanabileceğini tartışmak da önemli.

Özet saptamalar halinde ilerleyelim. İlk olarak, Davutoğlu’nun bu açıklamalarının, AKP’nin önce 31 Mart’ta yaşadığı gerileme ve ardından yenilenen İstanbul seçimlerinde yaşadığı hezimetle birlikte gözlerin çevrildiği yerlerden birinin de AKP içinden çıkacak yeni bir parti tartışmaları olması bağlamında zamanlamasal bir anlamı var.

KENDİSİNİ NAZİKÇE BABACAN’IN ÜZERİNE YERLEŞTİRİYOR

AKP’deki bu hızlı gerilemenin AKP içinden kopacak yeni partiye dair tartışmaları da gündemleştirmesiyle birlikte, Ali Babacan’ın Erdoğan’a partiden ayrılacağını söylediği ve yeni partinin de Ali Babacan liderliğinde kurulacağı, Davutoğlu’nun Babacan ile birlikte hareket eden ekipte olmadığına ilişkin kulis haberlerinin ardından yapılmış bir konuşma bu. Ve Davutoğlu’nun konuşmasının birkaç yerinde AKP’nin başarı dönemini kendisinin başbakanlık ve bakanlık süreçleriyle açıkladıktan sonra, ekonomiye dair bölümde de, eskiden ekonominin başında ehil kadrolar olduğunu söylemesi Babacan’ı isim vermeden onere ederek konuşmanın siyasi kompozisyonu içinde kendi altına nazikçe yerleştirmesi anlamına geliyor.

Dolayısıyla Davutoğlu, AKP’den kopacak yeni bir partiye dair beklenti dalgasını böylesi bir hamleyle, ağırlık olarak kendisinin etkin olduğu bir bağlam içine yerleştirmeye çalışıyor.

Konuşmasının yenilenen İstanbul seçimleriyle 1 Kasım 2015 seçimlerinde AKP’nin aldığı sonucu kıyasladığı şu bölüm de ayrıca önemli:

“1 Kasım 2015’te biz Türkiye genelinde yüzde 49,5 oy aldık. İstanbul’da yüzde 48,7 oy alındı. Son tekrar edilen seçimde Cumhur İttifakı olarak yüzde 44,9 alındı. Ve 1 Kasım’da MHP oylarının yüzde 8,9 olduğu düşünülürse takriben yüzde 8 ile 10 arasında MHP oyu olduğu düşünülürse Cumhur İttifakı’nda, Ak Partinin oyları takriben yüzde 34-36 bandına gerilemiş durumdadır. Şimdi sorulması gereken soru niçin eleştiriliyoruz sorusu değildir. Sorulması gereken soru ne yaptık, ne yanlışlar yaptık ki yüzde 49,5’tan yüzde 35 bandına doğru bu parti geriledi? Ve fiilen yüzde 14 ölçeğinde bir kopuş yaşandı?”

Burada aslında sorulması gereken bir başka soru daha var. Davutoğlu, İstanbul seçimlerinin yenilenmesi kararını yanlış gördüğünü ifade ediyor ancak AKP’nin tek başına iktidarını kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimlerini hükümsüz ilan etmek için gösterdikleri çabayı ve Türkiye’yi 1 Kasım seçimlerine sürüklemiş olmalarını meşru görüyor. Çünkü o dönem kendisi de tepedeki koltukta oturuyor. Hemen Erdoğan’ın altında. Aslında bugün AKP’ye İstanbul’da bu hezimeti yaşatan faktörlerden birisinin de Davutoğlu’nun "güvenlik" politikaları bağlamında savunduğu Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de ve birçok başka yerde yaşatılanlardan sonra ülkenin batısına, İstanbul’a göç etmek zorunda bırakılan Kürtlerin bugün karşılarına dikilmiş olduğu gerçeğini atlıyor.

Ve Davutoğlu AKP iktidarının iflas eden ve sancıları devam eden Suriye politikasındaki sorumluluğunu, bir kez daha bu açıklamasında da atlıyor.

31 Mart ve 23 Haziran sonuçları, bir yönüyle, Davutloğlu’nun kendisinin de yok sayılmasında etkin bir pozisyonda olduğu 7 Haziran seçimlerinde muhalefetin kazandığı başarının da bir devamı niteliğindedir.

Davutoğlu’nun konuşmasının başka bölümleriyle devam edelim. Davutloğu, bugün AKP’de etkin durumda olanların dahi, kendisine kapalı kapılar ardında "Son derece haklı söylediniz sayın başbakanım. Bizim hislerimize tercüman oldunuz" dediklerini, ancak kapının önünde farklı konuştuklarını belirterek partide bir korku ikliminin hakim kılındığını ifade etmiş oluyor. Kendisinin üç yıl boyunca konferans yapmasının bile engellendiğini belirterek, “Üç yıldır basında, medyada adımızın anılmasının yasaklandığı örtülü baskı dönemi” diyerek devam ederken de aynı şeyi söylüyor.

Ancak diğer yandan da “Konuşmamıza tahammül edilmediği dönemlerde dahi Sayın Cumhurbaşkanımıza giderek düşüncelerimizi beş kez detaylı olarak kendisine arz ettim” diyerek de başka bir düğüm atıyor. Bir yandan AKP tabanında yaşanan kopuşu durdurmak için yüzleşme ve muhasebe çağrısı yaparken diğer yandan da "makam mevki" kaygısı olmadığını ifade ederek Erdoğan’a dair açık ama saygılı bir eleştiri mesafesinde duruyor. Aslında bu bir ilişkilenme biçimi olarak yansıyor Davutoğlu’nun konuşmasında.

Yaptığı "troll çetesi" vurgusunun adresi de biliniyor. Daha önce de yaptığı ve bu konuşmasında da yinelediği bu vurgularla, "O etrafındakiler sadece bana değil, aslında sana da zarar vermiş oluyor" demiş oluyor bir yanıyla.

ERİYEN AKP’YE RESTORASYON ÖNERİYOR

Davutoğlu, kendisini de koltuğundan indiren "partili cumhurbaşkanlığı"nı eleştirdikten sonra da şu vurguyu yapıyor:

“Sayın cumhurbaşkanı ve halk tarafından seçilen hesap verecek yegane merci olan başbakan ya da hür başkanlık sistemi prensibiyle desteklenmiş ve Meclisin denetim gücü tahkim edilmiş, başkanlık sisteminin doğasına uygun olan siyasi partilerin seçim kanunuyla tahkime dilmiş bir başkanlık sistemi.”

Anadolu’yu, Trakya’yı dolaşmaya devam ederek "gönül dostları" ile bu görüşlerini paylaşmaya ve onları dinleyerek görüş oluşturmaya devam edeceğini belirten Davutoğlu, bu ifadeleriyle de, siyasette pratik olarak hâlâ bir iddiası olduğunu ilan etmiş oluyor. Sadece entelektüel olarak eleştirilerini dillendiren birinin bir siyasi parti lideri gibi böylesi bir saha mesaisi göstermesi pek beklenmez.

Dolayısıyla tüm bu faktörlerle birlikte okunduğunda, şöyle bir fotoğraf daha net görünüyor. Davutoğlu şu anda Babacan gibi belli sayıda milletvekilini de arkasına alarak ayrı bir baş çekme hazırlığı ötesinde, eriyen AKP’ye bir restorasyon öneriyor. Bu aslında Erdoğan’dan başlayarak partinin etkili kurullarına da yapılmış bir öneri. Partili cumhurbaşkanlığı formülünden vazgeçip, kendisinin de muhtemelen yine Erdoğan’dan bir sonraki kişi olarak etkili kılınacağı bir muhasebe sürecine çağrı yapıyor gibi.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İkitelli’de yaşanan gerilim sonrası Suriyeli mültecilere saldırı

SONRAKİ HABER

"Cinsel istismar" suçundan 14 yıl hapis cezası bulunan kişi, yakalandı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa